-twenty one🐈-

633 91 57
                                        

Meoww~~~

Kuyrukların görünüşünü unutmayın. İlk bölüme dönüp bakabilirsiniz 🎀
--

"Jeongin, ne zaman Çin'e döneceksin?"

"Ben mi? Şimdilik değil." Jeongin kıkırdadığında Minho ona gülümseyip başını okşamıştı. Jeongin'den memnun mırıltılar çıkarken elini geri çekti.

"İşlerim... Bittiğinde."

"Ne işiymiş o?"

"Seni korumam lazım. Kang gibilerinden." Kollarını önünde birleştirmiş ve kaşlarını çatmıştı.

"Beni bir şeyden korumana gerek yok Jeongin."

"Şaka yaptım ya ciddiye alıyorsun hemen. Özlediğim için geldim. Geri mi gideyim?" Minho 'hayır' anlamında başını salladı.

"Yok, kal. İşini halledince gidersin." Minho'nun Jeongin'e karşı olan şüpheleri kendi kendine azalıyordu.

"Bide Felix beni evine davet etti. Seni de çağırmamı istiyor oyun oynayacakmışız. Gelir misin?" Umutla sorduğunda Minho onu reddetti. Jeongin'in kulakları düşmüştü.

"Bu aralar bana karşı garipsin."

"Ondan değil, işim var. Diğerlerini çağırın." Jeongin sırtını Minho'ya çevirmiş ve yüzünü saklamıştı.

"Felix seninle konuşmak istemişti. Neyse, istemiyorsan..." Burnunu çekmişti.

Minho kaşlarını kaldırıp ona baktığında ses alamadı. Omzundan tutup onu kendine çevirmeye çalıştığında Jeongin dönmedi. Minho yerinden kalkarak Jeongin'in önüne oturdu.

Jeongin kızarık gözlerini onun gözleriyle buluşturdu. Gözleri yaşarmıştı.

"Sen ağlıyor musun?" Minho'nun elini ettikten sonra elleriyle gözlerini sildi.

"Hayır, sadece çok duygusalım. Bana soğuk davranman beni kırıyor." Dizlerini kendine çekip kuyruğunu da dizine yaslamıştı.

Minho dudaklarını ısırarak yanına oturdu. İçindeki bir duygu onu mahvetmişti.

"Bilerek yapmıyorum Jeongin, seni incittiysem özür dilerim. "

"Neyse ne hyung. Soğukluğunu hak edecek bir şey yapmadım." Son çare olarak Jeongin'e sarıldığında o da Minho'ya sarılmıştı.

Jeongin, Minho'yu çok güvende hissettiriyordu. Yaydığı enerjiden kaynaklı olmalı ki Minho onu yargıladığı için üzülüyordu. Belki de Jisung'un dediği gibi kullanılmıştı. Ya da hafif enayi olduğundan ne yaptığının bile farkında değildi. Belki de sadece içecek içmek istedi ve hedef haline geldi. Minho şimdi ihanete uğradığını düşündüğü duygularıyla yönettiği nefretini kenara çekerek böyle de düşünmeye başlamıştı. Yine de küçük kanıtları hala Jeongin'e doğru bakmasına izin vermiyordu. Aklı karışıktı.

Minho onunla ilgilenirken karşıdan gelen beden ile hızla yerinden kalktı. Jisung ona yaklaşırken yanındaki yüzünü göstermeyen çocuğa baktı ve tek kaşını kaldırdı. Minho ona 'boşver' diyen bir bakış attıktan sonra ellerini tekrar Jeongin'in omzuna koymuştu.

"Özür dilerim. Ben giriyorum şimdi, ağlama tamam mı?" Jeongin gözlerindeki yaşları silip önce hyunguna sonra Jisung'a bakmıştı. Gülümseyerek onu onayladı. Minho ile Jisung uzaklaşırken sırtını arkasındaki duvara yasladı.

"Sanki ona kötü bir şey yapmışım gibi..." Dudakları büzülürken telefonunu çıkardı ve Felix'e Minho'nun gelmek istemediğini söylediği bir mesaj attı.

----

Jisung, Minho ile biraz uzaklaştıktan sonra ona mavi kılıflı bir telefon uzattı. Minho tek kaşını kaldırdığında Jisung onun elini çekip avucunun içine telefonu koymuştu.

"Chris'in telefonu." Minho'nun ağzı hayretle açılırken telefona baktı ve ekranını açtı.

"O mu verdi?" Jisung, Minho'nun elindeki telefona uzanıp şifreyi girmişti.

"Yok ya, çaldım. İstesem verir aslında."

Minho açılan telefonu karıştırmaya başladı. Pekala, telefonu karıştırırken en yakın arkadaşlarından Seungmin'i mesaj kutusunun en üstünde Jisung gibi sabitlenmiş beklemiyordu. Kaşları çatılırken sohbete girdiğinde karşılaştığı şeyler ile yüzünü ekşitti.

"Ay..." Özele saygı diyerek geri çıktığında bunu bir gün sormayı aklının kenarına koydu. Galeriyi biraz karıştırdığında yine Seungmin ile birkaç fotoğraf bulmuştu.

"Noluyor amına koyayım?" Jisung gözlerini telefona çevirdiğinde gülümsedi.

"Ha, bu mu? Gizli aşıklar işte. Belli oluyordu zaten." 'hehe' deyip gülmüştü. Minho galeride biraz aşağı inmiş ama Seungmin, birkaç estetik fotoğraf, yaşlı kpop memeleri dışında bir şey bulamamıştı. Bir de çiçek böcek fotoğrafları vardı. Sonra google geçmişine bakmıştı ama temizdi.

"Sapık gibi telefon karıştırıyoruz. Hiçbir şey çıkmazsa kendimi çok mahcup hissederim..." Kendini utançtan sıkıp kuyruğunu tam top haline getirmişti. Bu Jisung'un ilgisini çekmiş, elini Minho'nun kuyruğuna götürüp büyük tüy yumağına dokunmuştu. Minho ani avuçlanmanın etkisindeyken Jisung 'voah' demişti.

"Yumuşacık." Minho'nun yanakları kızarırken tekrar önündeki telefona döndü. Jisung onun kuyruğuyla oynamaya devam ettikçe odağını kaybediyordu.

"Biraz sen bak." Telefonu Jisung'a uzattığında Minho'nun beklentisinin aksine boşta kalan eliyle almış, diğer eliyle kuyruğunu mıncıklamaya devam etmişti. Minho'nun tüyleri iyice kabarırken kulaklarının dikelmesini de önleyemedi. Jisung o sırada telefonu dikkatli bir şekilde inceliyordu.

"Bir şey yok bence. Ayrıca, hattına bakarsan Koreye bağlı."

"Yani? Çin'e yazamaz mı?"

"Yani yazar da... Gidip oradan madde alamaz."

"Ah, anladım..." Derin bir nefes çekmişti içine. Jisung meraklı gözlerini ona çevirirken sonunda kuyruğundan çekmişti ellerini. Minho ani boşluk hissiyle aldığı nefesi uzunca vermişti.

"Hasta mısın?"

"Yok, biraz huylandım da..."

"Hmm... anladım." Jisung yüzünden ortamda garip bir hava oluşmuştu. Minho en küçük şeyde etkilendiği için kendine kızarken kuyruğu sürekli dikleşiyordu ve onu söndürmekle uğraşıyordu. Jisung'un kulakları da ileri geri düşüp düşüp kalkıyordu.

Yüzündeki sargı ile uğraşmaya başladığında Jisung, kendine zarar vermemesi için onun kolunu tutup çekti. Minho daha çok utanırken hiçbir şeyle uğraşmamaya çalıştı. Utanan bir kedi görmek Jisung'u güldürdü.

"Yanaklarını çok göremiyorum ama bi' kızardılar gibi." Dalga geçer gibi güldüğünde Minho kaşlarını çatarak ona dönmüştü.

"Yaralı adamla dalga geçmesene! Zaten canım acıyor, tch tch..." Bakışlarını uzaklara kaçırdığında Jisung onun önüne geçmişti. Fazla beklemeyerek sonunda ikisinin de söylemesi gereken o şeyi söylemişti.

"Bu arada sanki bir şeyi atladık gibi." Minho'nun kulakları merakla yükselirken Jisung'a baktı.

"Ne gibi?"

"Yani ne bileyim... O kadar şey yaşadık ama bir şey eksik gibi." Minho gözlerini kısarak düşündüğünde Jisung dudaklarını büzmüştü.

"Ne anlayacaksın sen zaten, odun." Tekrar yanına geçmeye çalıştığında Minho onun beline kuyruğunu dolayıp kendine çekmişti. Jisung ani baskı ile ne olduğunu şaşırırken Minho'nun dudakları kulağının yanına yerleşti.

"Benimle çıkar mısın?" Jisung birkaç saniye sonra memnun bir mırıltı çıkarmış ve utanarak gülmüştü. Başını Minho'nun omzuna sürttüğünde ağzından çıkan tek kelime 'evet' olmuştu.






Keske aklıma kaos gelse de boş bölüm yazmak zorunda kalmasam

Olceemm 😭

Yazim hatalari için özür görüşürüz necimeler/necimetler

Thin Thin, Meow! ~minsung~Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin