-nineteen🐈-

646 96 62
                                        

İyi okumalar oy ve yorum.

Grr...

"Minho o senin arkadaşın, yapmaz-"

"Sikeceğim! Dur. Bekle biraz." Minho gergince nefes aldığında etrafı dağıtmamak ve Jisung'a bağırmamak için zor duruyordu. Dudağını sertçe ısırmış ve kanatmıştı.

Jisung korkmuş bir şekilde omuzlarını tuttuğunda Minho yavaşça ona döndü. Jisung'un üzgün gözlerini gördüğünde gözleri titremişti.

Minho'nun aklı almıyordu. Yanında bir canavar yetiştirdiğine inanmak istemiyordu. Evet, birbirlerine bağlılardı. Ama bu kadarı fazlaydı. Jisung'un ne suçu vardı?

Minho bir anlığına Jisung'un bedeninde gezdirdi gözlerini. Üstüne aldığı ve alacağı her yaranın kendisi yüzünden olduğu kesinleşmişti artık. Bir umut yanılıyorlardı belki de ama çok zordu bu durum bu şekildeydi. Jeongin şuan en büyük şüpheliydi.

Minho, gözleri sulanırken ellerini Jisung'un şişkin yanaklarına yasladı. Jisung'un kulakları heyecanla sallanmıştı. Minho yaklaşmış ve alnını öpmüştü. Elleri hala yanağında duruyorken gözünün üstünü öptü. Gözlerinden yaşlar dökülmeye başlarken yanağını öptü. Çenesini de öpmüştü. En sonunda dudaklarına buse kondurdu.

"Neden ağlıyorsun Minho? Ağlama..." Parmağıyla Minho'nun göz yaşlarını silmişti.

Minho pişman ve ihanete uğramış hissediyordu. Jisung'un yaşadıkları yüzünden pişmanken yaşatan kişi ona duvar gibi çarpmıştı.

"Gerçekten Jeongin miydi Jisung? Benim yakınım o... Eğer o yaptıysa-" Hıçkırmıştı. Jisung üzgün gözlerini onun yüzünde dolaştırmış ve yanaklarındaki ellerini indirip avuçları arasında okşamıştı.

"Bu senin hatan değil Minho. Bu bizim hatamız değil. Çevrendeki kişiler senin kontrolün altında değil, iradeleri var. Bir şey yaptıklarında sen değil onlar suçlu oluyor." Minho sulu gözlerini karşısında güçlü duran bedene sabitlemişti.

"Kendini benim gibi yıpratma. Hani üstesinden gelecektik? Topla kendini." Dudaklarını öptüğünde Minho beline kuyruğunu ve kollarını dolamış, Jisung'u kendine yapıştırmıştı.

"Yaralarına dikkat et ve toparlan."

----

Minho, Jisung'un elini avucu içinde sıkı sıkı tutuyordu ve birlikte okul yolunda yürüyorlardı. Dört gün boyunca okula gelmemişlerdi. Minho o sırada hastane işleri ile uğraşırken Jisung da elindeki belgelerden kanıt bulmaya çalışıyor, olay hakkında teoriler üretmeye çalışıyordu. Her şekilde oklar Jeongin'e çıkıyordu. En kolayından Jeongin Çin'e taşınmıştı, değil mi?

Tehlikenin içine doğru yürüseler de bir şeyler öğrenip bu durumu ortadan kaldırmaları gerekiyordu. Minho, Kang ile görüşmesi gerektiğini bildiğinden okula gelmek zorundaydı. Jisung da ona eşlik etti.

"Minho..." Olduğu yerde solumuş ve yerinde durmuştu. Minho, Jisung'un yürümediğini fark etmesiyle kulaklarını oynattı.

"Ne oldu güzelim?" Jisung dudaklarını yaladı.

"Sanki avcının inine giriyoruz gibi. Bir şey olmasından korkuyorum. Yapmasak olmaz mı?" Minho gözlerini kısmıştı.

"Hem yüzüne yaptığına bak. Ona fazla yaklaşma." Minho gülümsemiş ve Jisung'a doğru dönüp diğer elini de tutmuştu. Eğilip başını kafasına sürtmüş, kulaklarının birbirlerine temas etmesini sağlamıştı. Jisung huylanıp mırladığında gülerek geri çekildi.

"Senin için ölümü bile göze alırım Jisung. Bunun için beni yargılama, bu benim için hiçbir şey. Aksi takdirde beni istemediğini düşüneceğim. Hem sen demedin mi toplan diye?" Tekrar elinden çekerek okul yolunda yürümelerini sağlamıştı.

"Jeongin konusunu ne yapacağız? Kendini gizliyor."

"Ne yaparsa yapsın ben yine seni seçtim. Bu yüzden yeni bir şey yapmaya kalkışacaktır. Biz de açığını bulacağız." Jisung mırıldanarak onaylamıştı onu.

"Okula böyle mi gireceğiz?" Minho onu kulaklarıyla bakmadan onaylamıştı.

"Benden biraz bile olsun uzak kalma. Ayrıca olduğumuz duruma bakılırsa en yakınıma bile güvenemeyeceğim." Sesi tok çıksa da çatlamıştı. İhaneti hissetmek herkesi mahvederdi sonuçta...

"Hayatımız hep soru işaretleriyle dolu ve her gün üç noktaymış gibi geçiyor. Hayallerimizin kayıp gittiğini hissediyorum." Jisung, hafif soğuk havayı içine çekmiş ve gök yüzüne bakmıştı.

"Bugün hiç bulut yok. Daha bir saat önce bir sürü vardı." Minho kıkırdamıştı.

"Bizim olduğumuz durumu da bulutlara benzetelim Jisung. Tepe tepe biriktiler ama hızlıca yok olacaklar." Jisung gülerek onu onayladığında çoktan okula gelmişlerdi bile. Bir çok öğrencinin geçmesini beklemiş ve boş alandan birlikte geçmişlerdi.

"Hyung!" Jisung, kendisini bekleyen Chan'a seslendiğinde koca bir gülümsemeyle kendisine koşmuştu. Jisung'a sarılmış ve saçlarını karıştırmıştı. Minho yan gözle bakarken kulaklarını devirdi.

"Seni karakolda öyle görünce çok sinirlendim aptal!" Jisung'un koluna küçük bir yumruk attığında Jisung şakasına canı acımış gibi yapmıştı. Minho'nun kuyruğunun diken diken olduğunu gördüğünde ise rolünü yapmayı bıraktı.

Okul yolunda birlikte yürümeye başladılar. Minho Chris'e güveniyordu. Bu işin onunla bir bağlantısı yok gibi gözüküyordu. Bu yüzden ilkten onunla görüşmeleri iyi olmuştu.

"Chris." Minho'nun sorusuyla Chan ona dönmüştü.

"Efendim Lee?"

"Kang nerede, biliyor musun?" Chris bir an şaşkınlıkla ağzını aralamış ama hızlıca kapamıştı. Minho sorgular gibi baktığında gözlerini kırpıştırmıştı.

"Ha, siz gelmemiştiniz. Bilmiyorsunuz tabii." Jisung meraklı gözleriyle hyunguna döndü.

"Kang iki gün önce evine dönerken gaspçılar tarafından kazara öldürüldü."






Sa genclik

Yazim hatalari icin sorry

Thin Thin, Meow! ~minsung~Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin