-twenty three🐈-

632 91 99
                                        

.
..
Oy yorum...
Kuyruklarin görüntülerini unutmayın.
..
.

"Sen de bizimle kal." Jisung'un gözleri açılırken 'neden?' der gibi kaşını havalandırdı.

"Jeongin'i bırakırsak başına bir şey gelir. Senin kaldığın ev de Chris'in evi zaten. Daha demin de Jeongin ondan bahsetti... Yani gidersen yarr- kötü olur."

"Tamam öyle olsun..." Kulakları hareketlendiğinde bu durumun hoşuna gitmiş olduğu gerçeği açığa çıkmıştı.

"Hoşuna mı gitti?"

"Gitmese miydi?" Minho gülerek Jisung'un başını okşadı.

"Tatlısın."

------

Jeongin ve Jisung'un Minho'nun evinde kalmaya başlamasının üstünden dört gün geçmişti. Jeongin'in yaraları yavaş yavaş iyileşse de kendisinin durumunun iyiye gitti söylenemezdi. Eskisine göre daha durgun ve bitkindi.

Hyunjin üçü içinde okuldan izin almış, Jeongin'i kontrol etmek için yanına gelmişti. Jeongin ise onun komikliklerine gülemedi bile. Büyük bir travma atlatmıştı evet, yine de biraz bilgi vermesi gerekiyordu.

Minho daha fazla bekleyemeden oturduğu yerden kalktı. Jeongin'in kendini hapsettiği odaya doğru ilerledi. Jisung arkasından ayaklanıp onu kuyruğundan yakaladı. Minho yerinden sekerken arkasına döndü.

"Zamanı değil, sonra konuşuruz." Jisung ona bunu sakin bir tonda söylediğinde Minho derin bir nefes çekti. Kuyruğunu Jisung'un elinden kurtardı.

"Ne zaman olacağı belli değil, soralım bitsin." Jisung'un arkasından gelmesine izin vermeden kapıyı açmış ve yüzüne kapamıştı.

Jeongin'in bakışları odasına giren hyunguna döndüğünde Minho ona gülümsedi. sırtını yaslamış yatakta oturan bedene yöneldi. Jeongin bakışlarını ondan kaçırdığında elindeki sargılarla uğraştı.

Minho yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.

"Jeongin."

Tilki çocuk bakışlarını cama çevirdiğinde Minho az da olsa sesini yükseltti.

"Jeongin bana bak." İsteksiz bir şekilde bakışlarını Minho'ya çevirdi. Minho onun solmuş göz bebeklerini gördüğünde kalbinde küçük bir yumru hissetmişti.

"Efendim hyung?" Minho bedenini gerip ellerini önünde birleştirdi.

"Bak. Ne olduğunu anlatmana gerek yok ama senden bir şeyi öğrenmem lazım."
Jeongin derin bir nefes çekti ve Minho'ya devam etmesini söyledi.

"Chan'dan bahsetmiştin... Christopherdı, değil mi?" Jeongin, başı ile bahsettiği kişinin Bangchan olduğu konusunu onayladı.

"Peki neden ondan bahsettin? onun bununla ne alakası var?" Merakla gözlerini Jeongin'e diktiğinde sulu gözlerle karşılaştı. Jeongin gözlerini ondan kaçırıp elinin tersiyle akmak üzere olan gözyaşlarını yok etti.

"Öyle bulundu işte. O da..." Dudaklarını yalayıp söylemek istediği cümleleri içine atıyordu.

"Kendisiyle görüş. Ben bir şey bilmiyorum."

"Yapma böyle Jeongin. Hepimizi tehlikeye atıyorsun."

"Bizi tehlikeye atan tek kişi sensin." Jeongin, istemeden çattığı kaşlarını Minho'ya çevirmişti. Minho ise şaşkın gözüken bir bakışla ona bakıyordu. Rahatsızca olduğu yerde kıpırdadı. Vücudunu saran suçluluk duygusu hiç de hafif değildi.

"Yine de onun hakkında bana biraz bilgi versen? Ne yapıyor, işi ne, amacı ne, sana neden bulaştı? Bana bunları söylersen-"

"Ölmek istemiyorum Minho. Zorla intihara karışmak veya bir yakınımı kaybetmek istemiyorum. Beni bulaştırma." Sözlerin Minho'ya ağır geldiğinde Jeongin'in bunlarla nasıl baş ettiğini düşünemedi bile. Sessiz kaldı.

Thin Thin, Meow! ~minsung~Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin