Ama keşkeler anlamsızdı. O kapı açılmıştı. Yıllardır unutmaya çalıştığım o güzel yüz içeri girmişti. Ve ben bir kez daha kalbimin en derininden 'Seni seviyorum' demiştim.
'Damla?'
'Ufuk?'
Bilinçsizlik, belki şaşkınlık, belki de yıkılan hayaller eşliğinde söylenmişti bu isimler. Yeni hayatımın ilk günü yine o vardı. Kalbimi benden alıp yanında götüren kadın...
DAMLA
Bazen canın çok acırdı. Öyle çok acı hissederdin ki ölmek bile zor gelirdi. Can can olalı öyle acı görmezdi çünkü. Onu gördüğüm an önce kendimi kapıda unuttum. Elim kapının kulpunda bir elimde sırt çantamın omzumdaki askısında kalmıştı. Gözlerim büyümüş, şaşkınlıkla öylece kalmıştım. Ne girebiliyordum ne de gidebiliyordum. Hiç kolay olmayan hayatımdaki zor kararlarda kalmıştım yine. İçim parçalanırken gözyaşlarım yanağımda yer buldu. Titreyen elim kapının kulunu sıkmaktan vazgeçtiğinde adımlarım çaresizce arkadaşlarımın yanıydı. Güçlükle masaya tutunup Gizem'in yanına oturdum. Can dostlarım endişe ile bana bakarken benim gözlerim hala ondaydı. Güçlükle yutkunduğumda sınıftaki sessizlik son bulsun istedim. Nemli gözlerimi hiç ayırmadan mavi gözlere kilitledim. Diledim ki orada kalayım. Diledim ki orada kaybolayım. Diledim ki bu an öleyim. Diledim ki içime çektiğim oksijen son olsun...
Ufuk yutkunup tanışma faslına geri döndü. Bense hiç konuşmadan sadece izliyordum. Zaten başka ne yapabilirdim ki. Saniyeler içinde krem rengi masayla bakışmaya devam etmiş, üzerinde ne kadar çizgi var ezberlemiştim. Hiç başımı kaldırmıyordum. Çünkü biliyordum. Ona bakarsam bir daha asla gözlerimi kaçıramazdım. En derine işlerdi. En derine kazırdı kendini. Bir daha asla silemezdim. Gürültü bittiğinde herkesin yine bir sessizliğe hâkim olduğunu fark ettim. Ve Gizem beni dürttü. Endişe ile başımı yana çevirdiğimde Gizem bana tahtayı işaret etti. Ve başımı çevirmemle o gözlerde kayboldum. Tam bana bakıyordu. Tam kalbime en derine.
''Sizi de tanıyalım.''
Yutkundum, titreyen ellerimi masanın altında birbirine kenetledim. Dolan gözlerimde ki her damlayı geri çevirdim. Hayır, şimdi olmazdı. Ağlayamazdım.
''Damla Naz Keskin, İstanbulluyum. ''
''Demek İstanbullusunuz. Memleketlim, tanıştığıma memnum oldum Damla Naz. ''
Başımı eğmekle yetindim. Ta ki kalbimi sızlatan yeni bir cümle duyana kadar...
''İstanbul'da çok sevdiğim insanları bıraktım. Sizde öyle değil mi? Belki de sizi seven bir adamı bıraktınız. Güvenmediniz, inanmadınız. İhanet ettiniz...''
''Öyle biri yok. Benim için önemli olan sadece ailemdi. Bir adam bırakmadım ben. Çünkü sevgimi hak edecek biri yoktu.''
''Öyle mi? Demek sevginizi hak edecek biri yoktu. Peki, kim vardı Damla? Önem teşkil edecek, bırakılmayacak kadar değerli kim vardı?''
''Yeter hocam. Daha fazla konuşmak istemiyorum!''
''Nedenmiş o?''
''Kahretsin! Kahretsin!''
Öyle bir bağırmıştım ki. Herkes şaşkınlığa uğramıştı. Bir hışımla oturduğum sıradan kalkıp koşar adım sınıftan çıktım. Delirecektim. Neden gelmişti ki? Neden yeniden karşıma çıkmıştı? Neden?
UFUK
Gitmişti. Yine beni ardında bırakıp koşar adım gitmişti. Sinirle öylece sınıfın ortasında kalmıştım. Herkes sıkıntı ile nefes verip ''Hocam keşke üzerine gitmeseydiniz? Damla çok zor dönem geçiriyor. '' dediklerinde sıkıntı ile pencereye yaklaştım. Onu koşarak bahçeden çıktığını gördüğümde öylece kalmıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
FIRTINA
RomanceTESADÜF ADLI HİKAYEM DEKİ UFUK VE DAMLA'NIN MACERA DOLU AŞK HİKAYELERİ. UMARIM ÇOK BEĞENİRSİNİZ. ***** Bazı anlar vardır hayatında. Sözlerin boğazında güğüm olduğu, seni nefessiz bırakan anlar. O an durur düşünürsün. Kalbime esen ne? Rüzgâr mı? Ufak...
