Ve o gecenin üzerinden tam bir hafta geçmişti. Yalnız ve soğuk geceleri olan, uykunun bile sığınak olmaktan çıktığı, ağır bir hafta...
Zaman ilerliyor gibiydi ama Asuman için her gün aynı sabahın içine uyanmaktan farksızdı. Ev, duvarları geniş ama ruhu dar bir yere dönüşmüştü. İçinde bulunduğu evlilik, ailesinin baskısından kaçmak için attığı bir adımken, şimdi onu başka bir çıkmazın içine sürüklüyordu. Kaçtığını sandığı şey, şekil değiştirerek karşısına dikilmişti.
Günlerini çoğu zaman tek başına geçiriyordu. Sabahları, kalbinde küçük ama inatçı bir umutla uyanıyordu; belki bugün... belki bugün eşinin yüzünde sıcak bir ifade görürdü. Belki mesafesi azalır, belki bir kelime fazladan konuşurdu. Ama her geçen gün, o umut biraz daha gölgeleniyordu. Şevket'in soğuk ve mesafeli duruşu, evin içinde görünmez bir duvar örüyordu. Asuman, bu mesafeyi kendince bir "alışma süreci" olarak yorumlamaya çalışıyordu. Çünkü insan, inanmak istediği şeye tutunmayı severdi. Yine de içini kemiren bir his vardı: Ortada açıklanması gereken, adı konmamış bir gizem dolaşıyordu.
Sadece yemek masasında bir araya geliyorlardı. Sabah ve akşam, birkaç cümleyi geçmeyen konuşmalar... Ne bir hal hatır sorusu, ne de göz göze gelmeye cesaret eden bakışlar. Yemek bittiğinde herkes kendi sessizliğine çekiliyordu. Aynı evin içinde, birbirine yabancı iki insan gibi.
Bir de çatı katı vardı.
Her sabah, o korkunç sesleri olan kuşlarla uyanıyordu Asuman. Çığlığa benzeyen, tiz ve huzursuz edici sesler... Ama asıl ürpertici olan, o seslere karışan Şevket'in fısıltılarıydı. Kuşlarla konuşur gibiydi; onları çocuk sever gibi seviyordu. O sesler, Asuman'ın kulağında gizemli bir uğultuya dönüşüyordu. Bu tuhaf iletişim onu hem etkiliyor hem de korkutuyordu. Kuşlar, Şevket'in sığınağıydı belli ki. Bu da demekti ki içinde çözemediği bir derdi, sakladığı sırları vardı.
Şevket, dışarıdan bakıldığında despot, sert ya da tehditkâr biri gibi durmuyordu. Aksine, yüz hatları sakin, sesi çoğu zaman ölçülüydü. Ama işte tam da bu yüzden korkuyordu Asuman. Çünkü sessiz olanın içinde ne biriktiğini kimse bilemezdi.
"Yağmurdan kaçarken doluya mı tutuldum?" diye düşündüğü anlar artıyordu. Kendi akıbeti için, ilk kez ciddi ciddi endişelenmeye başlamıştı.
O sabah da her zamanki gibi, gün aydınlığı dilekleriyle başlayan sessiz bir kahvaltı vardı. Fakat Asuman bu kez bir farklılık sezmişti. Şevket'in yüzü solgundu. Göz altları uykusuzluktan morarmış, elleri hafifçe titriyordu. Belli ki hasta ya da en azından iyi değildi. İçinde bir sorunun ağırlaştığını hissetti.
Cesaretini toplayıp sordu:
"İyi misin?"
Şevket başını tabaktan kaldırıp ona baktığında, Asuman o tuhaf bakıştan ürktü. Gözleri donuktu; sanki içindeki sıkıntıyı saklamayı bırakmıştı. Dudaklarına zorla yerleşmiş bir gülümsemeyle kısa bir cevap verdi:
"Sorun yok, sadece başım ağrıyor."
"İlaç aldın mı? İstersen hastaneye gidelim."
"Gerek yok... birazdan geçer."
Sorular, kısa ve kaçamak cevaplarla geçiştiriliyordu. Asuman, daha ne kadar bu sessizliğe seyirci kalacağını düşündü. Kendini bu evde bir misafir gibi, hatta bir sığıntı gibi hissetmeye başlamıştı. Ailesinden kaçışı, onu bilmediği, karanlık bir kapının önüne getirmişti. Şevket'in kalbinden geçenleri çözmek için onu dikkatle izledi ama yine de hiçbir ipucu yakalayamadı.
Artık bu belirsizlikle yaşayamayacağını fark etti. İçindeki düğüm, çözülmediği her an daha da sıkılaşıyordu. Cesaretini toplayarak sordu. Ses tonu sakindi ama içinde fırtınalar kopuyordu:
"Benimle neden evlendin?"
Bu soru, gecikmiş bir soruydu. Şimdi sorulmasının, belki de hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordu. Ama yine de sormazsa, bu sessizlik onu yavaş yavaş yok edecekti.
İnsan bazen cevabı değil, sadece soruyu sormuş olmayı ister; çünkü susmak, kabullenmenin başka bir adıdır.
Şevket'in gözleri bir anlığına açıldı. Belli ki böyle bir çıkış beklemiyordu. Onun, her zamanki köşesinde sessizce oturacağını sanmıştı.
"Bu nasıl soru?" dedi. "İki insan neden evlenirse biz de o yüzden evlendik."
Kaçamak bir cevaptı. Asuman'ın canı daha da sıkıldı. Şevket konuşmak istemiyordu; bu düzenin bozulmasını istemediği belliydi. Ama Asuman artık emindi: Saklanan bir sır vardı ve bu evliliğin sebebi de o sırdı.
Elindeki çatalı, tabağındaki peynirle oynatarak mırıldandı:
"Evliler ayrı odalarda uyumazlar."
Sözlerinin farkına varmadan ağzından çıktığını, Şevket'in çay bardağını sertçe masaya bırakmasından anladı.
"O güzel kafana taktığın konu bu muydu?" dedi sertçe. "Bu yüzden mi suratın hep asık?"
"Hayır," dedi Asuman. "Sadece bu değil. Soğuk ve mesafeli olman da var."
Şevket'in yüzü gerildi. Ellerinin titremesi arttı, gözlerindeki parıltı tehlikeli bir şeye dönüştü. Derin derin nefes alıp başını iki elinin arasına aldı. Sanki içinde tuttuğu bir şey, artık taşmak üzereydi. Kendi kendine konuşur gibi söylenmeye başladı. Sesi önce alçak, sonra yükselerek odada yankılandı:
"Siz kadınlar... okşanmayı, öpülmeyi, becerilmeyi çok seversiniz. Anladım ben seni."
Asuman donup kalmıştı.
"Bekaretinin yük olmaya başladı sana," diye devam etti Şevket. "Ondan kurtulmak istiyorsun."
Bu sözler, akıl dışıydı. Karşısındaki adam, bir anda tanımadığı birine dönüşmüştü. Kaçmak istedi ama geç kalmıştı. Şevket ayağa kalkıp ona doğru yöneldi, elini eteğinin altına soktu. Asuman korkuyla eteğini tuttu.
"Ne yapıyorsun?" diye fısıldadı.
"Sana istediğini vermeye çalışıyorum."
"Şevket, bırak beni!"
Ama dinlemedi. Elleri, sınırları aşmak üzereydi. Asuman, bekaretini parmaklarıyla bozacağını anladığı anda çığlık attı. Kalkmak istedi ama Şevket'in sert tutuşu buna engel oldu.
"İlk defa adımı dudaklarında duyuyorum," dedi. "Şimdi de seni alırken bağırmanı istiyorum."
Asuman bacaklarını sımsıkı kapattı. Kahvaltı masasında, kendi kocası tarafından tacize uğruyordu. Korku bedenini esir almıştı. Bir canavarın pençesinde gibiydi.
"Asuman, aç bacaklarını..."
Hıçkırıklar boğazından kopup geldi. O an, birden Şevket durdu. Ellerini geri çekti. Yüzüne baktığında, öfke, pişmanlık ve dehşet iç içeydi. Dizlerinin üzerine çöktü, başını Asuman'ın kucağına koydu.
"Affet beni... lütfen affet."
"Bırak beni," dedi Asuman. "Odama gitmek istiyorum."
"Git... ama önce affet."
"Lütfen..."
Şevket başını kaldırdı. Onu korkuttuğunu şimdi fark etmişti. İçinde asırlık bir yara vardı ve Asuman, bilmeden o yaraya dokunmuştu.
"Git," dedi yumuşak bir sesle. "Ama sonra konuşmamız gerekecek."
Asuman başını eğdi, masadan kalktı ve neredeyse koşarak uzaklaştı. Şevket arkasından baktı. Yaptığının affı yoktu. Ama yine de, kırdığı kalbi onarmaya çalışacaktı.
***
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAHRUM
Algemene fictieBazı kadınlar aşkı seçemez. Onlara sadece bir hayat verilir... ve o hayatı yaşamak zorunda kalırlar. Asuman da öyle yaptı. Ailesinin baskısından kurtulmak için kendisini isteyen ilk adamla evlendi. Ama evliliğinin ilk günlerinde öğrendiği gerçek, ha...
