13. Susmak

254 29 28
                                        

İyi okumalarrrr

İyi okumalarrrr

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.






***

13. Bölüm
"Susmak"

Pürüzsüz yüzünü incelerken kolumu koltuğun başına yerleştirip başımı da koluma koydum. Parmaklarım ilk kez saçlarına değmek için çırpınıyordu. Kızıl güneş içimde akan kırmızı sıvıyı fokurdattı; bir kere şerbetin tadına bakınca böyle bağımlı olunuyordu demek.

"Babam Kuzgun lakaplı bir istihabaratçıydı yani öyleymiş. Annem de İtalyan asıllı- Yunan melezi olduğunu da sonradan öğrendim- bir mafyanın kızı. Yıllar önce babam görev için Konstantinopolis'e geliyor, annem de bir davet için. Annem şehre aşık olup ailesine burada birkaç ay kalıp tatil yapacağını söylüyor. Tabi hepsi fasa fiso, ilk görüşte aşık olmuş babama." Dudağı kıvrılmış bir şekilde anlatıyordu tüm bunları. Sanki hüzünlüden ziyade mutlu bir sona kavuşacak gibi.

"Babama ilk görüşte aşık oluyor ama babamın sadece görev için orada olduğunu bilmiyor. O birkaç ay oluyor sana koskoca iki yıl, babamdan eser yok. İtalya'ya arada bir uğrayıp geri Konstantin'e dönerken bir gün babam Akif'i yeniden bulup takılıyor peşine."

Gözlerini birkaç saniyeliğine açtığında pür dikkat dinleyen ifademi gördü. Burukça gülümseyip devam etti oysa ben gülüşünün köşesinde takılı kalmıştım. "Sonra neler yaşandı dersen... Kaç yıl geçmiş bilmiyorum ama annem İtalya'daki ailesine bir Türk'le evlendiğini söyleyince evlatlıktan reddediliyor. Babam, anneme bir ailesi olmadığını söylüyor çünkü gizli bir görevde ve karşısında İtalyan mafyasının kızı var. Annem hep şüpheleniyor babamın bir şeyler sakladığından ama aşkından kör kütük sarhoş olmuşken umursamıyor da. İstanbul'da yaşıyorlarmış bu sürede. Hamilelik haberinden iki ay sonra babama büyük bir  görev çıkıyor; Konstantinopolis'te. Gitmeden önce anneme her şeyi anlatıp onu kendi ailesine emanet ediyor, dönemezsem onları bul diyor. Aylarca dönmüyor, ölüm haberi geliyor. Haliyle herkes kabullenirken annem öldüğüne asla inanmayıp karnı burnunda her yerde onu arıyor. Aşkın en illet haline tutulmuş, zehir zemberek bir hayat artık onu bekliyor."

Gülüşü artık tamamen yok olmuştu. "Akli dengesini yitirip hastanelere düşüyor. Annemin soyadı artık bir Türk soyadı olduğundan akıl ve ruh hastanesinde doğumu başlamışken kimse gözünü çevirip de bakmıyor sırf bir Türk daha doğmasın diye. Sonra Türk bir hemşire gelip doğuma yardım ediyor, ismimi bile o koyuyor. Yıllarca ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde annemle kimliksiz bir şekilde yaşadım o günden sonra. Bazen o Türk hemşire baktı, bazen bana acıyan diğer hastalar. Etrafta koşuşturup dururken altı yaşımda Türk istihbaratından bir asker, o hemşireyle konuşup Türkiye'ye gönderilmem için işlemler başlatmış. Beni nasıl ve nereden bulduklarını hiç bilmedim. Ölüm döşeğinde annemin ellerinden alınıp- daha doğrusu hastanenin ellerinden- İstanbul'da özel bir eve gönderildim. Sıradan bir kimsesiz çocuk değildim; kimliksiz, geleceği şekillenebilecek bir askerdim gözlerinde. Büyüyünce öğrendim meğer o gece Yunan askerleri de peşimdeymiş ama Türkler hızlı çıkmış."

KIYAMETİ ZORLAMAKBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin