25. Yuva

102 11 1
                                        

İyi okumalarrr


***











25. BÖLÜM


"Yuva"

Bazen yaşadıklarımı düşünüp şaşkınca seyrediyorum dışarıdan hayatımı. Bir yıl içinde yalnızca hayatım değil kendim, ailem ve her şey değişmiş meğer. En küçük Elene bile pişmanlıklarını dile getirmişti evlendiğimiz gün.

Şimdiyse askeri bir aracın arka koltuğunda İstanbul'a gitmek üzere yoldaydım. İçimde konduramadığım büyük bir karamsarlık olsa da yanımda Çağlar varken bunu ikinci plana atıp yalnızca ona bakmaya devam ettim.

Öyle heyecanlıydım ki neredeyse titreyecektim. Tüm bu kaosun içinde güzel şeyler de oluyordu artık; İstanbul'u görmem gibi; İstanbul'u Çağlar'la görmem gibi. Burası da İstanbuldu biliyordum ama kimsenin Türkçe konuşmamı yargılamayacağı, garip bakışlar altında kalmadan kendimi özgür hissedebilceğim İstanbul şimdilik yalnızca anadolu yakasında olacaktı.

Araçtan inmem için elini uzatan Çağlar'ın avucuna bıraktım elimi. Sabah bile sayılmayacak bir saatte yola çıkmıştı. Yüzümdeki heyecanı görüp "Küçük bir kız çocuğu oldun gözümde." deyince utandım ama belli etmemeye çalıştım. Dirseğimi hafifçe karnına geçirdim. "Herkes senin gibi hem burayı hem orayı görmüyor. İlk kez gidiyoruz herhalde heyecanlı olacağız."

Konuşmamızı duyan Clause "Ben bile stres oldum şu an." diyerek bizi dinlediğini belli etmişti. Hira ve Clause da yan yanaydı artık hep.

Evin kapısı açılıp içeri geçtiğimizde o gün gördüğüm gibiydi her şey. Salonun ortasından aşağı doğru adeta bir yokuş gibi yol açılıyordu. Bizim gelişimizle birlikte elektrik panelleri bir bir açıldı ve tünelin içi az da olsa aydınlanmıştı.

Herkesin ağzından farklı sesler yankılanıyordu.

"Burası karşıya mı açılıyor?"

"Biz görmüyorken neler dönüyormuş böyle?"

"Annem de görsün isterdim."

Umutla ve biraz da hüzünle baktım. Ben de isterdim annemin görmesini, birlikte zaferi yaşamayı.

"Tünelde şimdilik yalnızca bir araç var o yüzden gruplar halinde girişinizi yapacağız. Tek araca beş kişi binebilir." Asker etrafına bakınmaya başladı birini arıyor gibi. O an tanıdığım buraya geçen geldiğimizde bana burayı anlatan asker İzzet'di o. "Çağlar komutanım gelecekti ama."

Kalabalığın arasında elimi yakalayıp öne doğru çekti beni Çağlar. İzzet aceleyle selam verdi. "Rahat İzzet."

"Komutanım ilk gruba sizin eşlik etmeniz isteniyor."

Çağlar askerin omzuna dostane bir şekilde vurdu. "Ender, son grup sende." Ender'e seslenip döndüğünde onun burada olduğunu bile bilmiyordum. Etrafa bakınmak için dönecektim ki Çağlar'ın "Hadi Efsun." deyişiyle önüme döndüm.

Hira'yı Clause ile görmek canını yakıyor olmalıydı. Keşke arkadaşça yanında olabilseydim. Adımlarımı Çağlar'ın hızına göre ayarlamış ilerlerken son anda gördüğüm Ender ve Nil yüzünden şaşkınca baktım ikisine fakat bunun üzerine düşünecek vaktim olmadığından önüme döndüm sadece. Şimdilik başka şeyler heyecanlandırıyordu beni.

Birkaç metrenin sonunda görünen askeri araca binmek üzere Çağlar açtı kapıyı. Birkaç küçük aydınlatma dışında karanlığa yakındık burada. Arabanın motor sesinin dışında pek bir şey yoktu; bir de benim kalp atışım.

KIYAMETİ ZORLAMAKBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin