17.09.2023 yazım.
18.02.2024 yayımlandı.
Yazmakta olduğum ikinci kurgum Kıyameti Zorlamak'dı. İnşallah hepiniz beğenerek okursunuz.
İstanbul'da ailece avrasya maratonu yaptığımız eski yıllarda içime düşen bir kurguydu. O köprüyü yürüyerek geçerken "Neden olmasın?" deyip hayal ediyordum. Fakat yazmak aklıma uzun bir süre gelmedi çünkü linç edilmeye açık bir konuymuş gibi geldi. Tabi büyüdükçe fikrim değişti, artık ne pahasına olursa olsun aklımdakileri yazmaya karar verdim ve iki yıldır üzerinde oynamalar yaparak bölüm planlamaları yaptım. Geriye sadece yazmak kalmıştı.
Sadece köprüde yürürken aklımdan geçen fikri yirmi bir yaşımda yazma cesareti bulduğum için utanmıyor da değilim. 18.09.2023 itibariyle beş ay oluyor.
İlk üç bölümden sonraki bölümleri aylık olarak atmayı düşünüyorum. Elimde altı bölümlük bir stok var, yani önümüzdeki ağustos ayına kadar her ayın 18'inde bölüm atacağıma söz veriyorum. Ama ondan sonraki zaman diliminde derslerimin ağırlığına göre ilerleyeceğim. Umarım beni anlayışla karşılarsınız.
Hepinizi seviyorum, bana verdiğiniz desteklerden dolayı da çooook teşekkür ediyorum. GBV gibi karamsar bir yazıdan sonra yine bir tık karamsar bir tema olacak ama ondan daha az olduğunu söyleyebilirim.
Yine çok ciddi biriymişim gibi giriş yazdım bu beni üzdü :(((
Çok konuştum artık bölümle baş başa kalın en iyisi :)))
The Neighbourhood - Sweater Weather
***
"Konstantinopolis"
Marş müziğini anımsatan melodi bütün salonu dolduruyordu. Kadim şehrimde yanlış melodiler vardı ve buna göz yummak zorundaydık. Bu doğduğumdan beri böyleydi; Yunan marşı dört bir yanı inletirken Türk olmasına rağmen İstiklal Marşı'nı duymamış binlerce çocuk büyürdü habersizce.
Etraftaki gururlu gözleri görüp kusmak istedim. Bu muydu yani? Esareti ne zamandan beri kabullenir olmuşlardı?
"1980-2039"
Parıltılı altın rengiyle yazılmış sayılar kanlı göründü gözüme. Sayılar kayboldu ve belgeselin sesi duyulmaya başlandı. Yüzümü buruşturdum, işkence saatler sürecekti anlaşılan. Bileğimdeki saatin kopçasıyla oynamaya başladım fakat fazla uğraştığımdan zaten derisi yeterince yıpranmış ve neredeyse kopacaktı.
"Yeniden buradayız." Kamera İzmir'i gösteriyordu. "Türklerin Yunan'ları kabul ettikleri yerdeyiz. Yani Smyrni."
Kabul etmek? Yaptıkları soykırıma rağmen mi? Asla. Bozguncular, elbet bir gün idamla mükellef olacaklardı. Bugün değilse yarın, yarın değilse bağımsızlığımıza kavuştuğumuz bir gün. Ben ve benim gibi düşünenler olduğu sürece üzerinden bir yüzyıl daha geçse yine de kabul etmeyecektik bunu. Bizler özgürlüğüne düşkün bir millettik. Zaten bu yüzden üzerimizde asla tam bir hakimiyet kuramamışlardı.
Ekranda İlk Barış Bakanı göründü. Sandalyede oturmuş bir röportaj vermek üzere olduğu görünüyordu. Siyah saçlarının arasında beyazları vardı, kahverengi gözleri ekranda parıldıyordu. 2030'dan sonra doğan her bebeğe Türkçe isim koyma yasağı getiren oydu. Bu adımın öncüsü olarak ilk önce kendinden başlayıp bütün ailesinin adını ve soy adını değiştirmişti. O günden sonra da zaten Türk isimlerine olan nefretleri giderek artmış bazı Türkler sırf korkularına isimlerinden vazgeçmişlerdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KIYAMETİ ZORLAMAK
RomanceÜlkesine ihanet eden bir adamla nişanlanmak zorunda kalan bir kadın ve her şeye rağmen onu seven bir adam. 2039 yılında işgal altındaki İstanbul'da yaşanan bir aşk hikayesi. Yasaklarla büyümüş Ofelya Zaharyas, onu gerçek kimliğine kavuşturacak Çağl...
