Evvvetttt yeniden beraberiz <3 Biraz kısa bir bölüm oldu ama ağır olduğu için devam edemedim bir süre. Ortada kesilmiş gibi bitti ama neyse ki sonraki bölüm de hazır ve kısa sürede gelecek. Bu yüzden çok beklemeden arka arkaya iki bölüm okuyacağız. 23. bölümü de pazar gününe kadar düzenlemeye çalışacağım inşallah <3
Hepinizi seviyorum, iyi okumalar.
***
22. BÖLÜM
"Bay Carter"
Televizyondaki renkli ışıkların hiçbir tesiri yoktu. Kırmızı birkaç renk çarptı gözlerime ve sonra ansızın kapandı. Tüm elektrikler aynı Çağlar gibi ansızın gitmişti. Hira'nın panikle ayağa kalkışını duydum. "Burnuma kötü kokular geliyor." Panikle ben de ayağa kalkmıştım.
Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum, gitme vakti gelmiş miydi? Cama çarpan far ışıkları odayı aydınlattığında Hira belindeki silahı tuttu. "Arkamda kal Efsun." Bir süre sonra araba değil kamyonet sesi olduğunu anlamıştım. Kapıları sesli bir şekilde açılmıştı ve anlamlandıramadığım gürültü sesleri yükseliyordu.
Kapının çalınmasını, ekibin bizi almasını bekliyorduk. Hira temkinli bir şekilde kapının ardında dikiliyor ben de hemen yanındaydım. Kapının çalınmasını bekliyorken ansızın güçlü bir şeyle tekmelenmesi ve Hira'nın yere düşmesi aynı anda olmuştu. "Hira!" diyerek üzerine atıldım çaresizce.
Kapıdan giren maskelerin ardındaki gözler vahşice bakıyordu. "Kalk ayağa! Kalk çabuk!" Kolumdan çekiştirmeye başladığında yalpalayıp ben de yere düşmüştüm. "Kalk dedim, geç şuraya!" Omzumu çektim, iğrenir gibi. "Bırak beni!"
Hira'yı da yerden adeta sürükler gibi kaldırmışlardı. Ne olduğunu bile anlayamayacak kadar karmaşık hissediyordum. Kusmak ve ağlamak arasında gidip geliyordum. Bu vahşiler Türk askeri olmaktan çok uzaktı. Peki bizden ne istiyorlardı?
"İçeriyi arayın hemen! Kadın varsa getirin, adamları olduğu yerde vurun!" Kanımı dondurmuştu bu cümle.
Hira'nın adamlara kolay kolay izin vermeyeceğini biliyordum fakat silahını yerde görünce içimdeki umutlar kırılmıştı. Yalnızca bir iki kişi değil en az altı kişi olduğunu ancak kapı eşiğini geçince görebilmiştim.
"Telefonlarını alın hemen." Emir veren adam uzaktan izliyorken bir tanesi üzerime geliyordu. "Yok telefonum! İçeride." diyerek uzaklaşmasını istedim ama olmadı. Ellerinin cebime değişi, orada da kalmayıp vücudumun belli yerlerine değişi iğrenç hissettirmişti. "Yok dedim, bırak beni!" Beni dumuyordu, sanki bir robot gibiydi. Ellerinin izleri sanki hala üzerimdeydi.
Hira, onu tutan adamı omzunu silkeler gibi köşeye fırlattığında kamyonetin arkasından birkaç çığlık kopmuştu. Gözlerim kapısı yarı açık kamyonetin kasasına takıldı; kadın doluydu.
"Yakalayın şu p*çin kızını!"
Seslerinden bile nefret akıyordu. Hira'nın üç adamla boğuşurken çaresiz haline yardım etmek istedim. Arkası dönük halde olanın dizinin iç kısmına attığım tekme onu yalpalatmış ama aynı zamanda öfkeyle arkasını dönmesine sebep olmuştu.
"Seni-" Cümlesini bitirmeden yüzüme inen tokat yanağımı yakmıştı, dizlerim üzerindeydim. İlk birkaç saniye hissizce kalıp sonrasında canım deli gibi acımıştı. Sonra gözlerimi bile açamadan kıyafetimin ense kısmından sürüklenmeye başlayınca acı dolu feryadımı tutamadım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KIYAMETİ ZORLAMAK
RomansaÜlkesine ihanet eden bir adamla nişanlanmak zorunda kalan bir kadın ve her şeye rağmen onu seven bir adam. 2039 yılında işgal altındaki İstanbul'da yaşanan bir aşk hikayesi. Yasaklarla büyümüş Ofelya Zaharyas, onu gerçek kimliğine kavuşturacak Çağl...
