Kabus

4 0 0
                                        


Zamanın nasıl geçtiği hakkında hiçbir fikri yoktu Jongin'in. Kyungsoo'nun kaçırıldığını öğrendiği dakikadan beri rüya ile gerçeklik arasında gidip geliyordu. Hyuk ona geri dönüp rapor verdikten kısa bir süre sonra aldıkları haberle hep beraber saraya koşmuşlardı. Kendisini yaralı ya da ölü halde uzanan çalışanlar ve baygın arkadaşı karşılamıştı. Çevresine bakındıkça başı dönüyor, neler olduğunu idrak etmeye çalışıyordu. Bir noktadan sonra kolundan sıkıca tutulduğunda Hyuk'un kendisine seslendiğini fark etti "Düküm! Kendinize gelin!" yere diz çökmüş olan Jongin'i Hyuk tutup salladığında bir anlık bilinci yerine gelmiş gibiydi. Revirin içerisinde baygın yatan Max ve Alfred'i diğer askerler kaldırırken çevresinde ölmüş olan beta çalışanların üzeri örtülüyordu. Yaralı birini bulma umuduyla çevresine baktığında Kyungsoo'dan sorumlu hizmetlilerden birinin ayık olduğunu fark etti, hızla önüne çöktüğünde sersem haldeki çalışanın omzunu tuttu "Neler oldu? Kyungsoo nerede?" Çalışan kan öksürüp yaralı karnını tuttuğunda gözlerini kaldırdı "Rahip gibi giyinmiş.. birkaç adam geldi. Biri.. efendi Kyungsoo'ya Eva dedi.. Ona ait olanı almaya geldiğini söyledi.." daha fazla konuşamadan öksürük krizine giren yaralı çalışanı hızla başkaları kaldırırken Jongin elinden kayıp giden bilgi ağına baktı. Hyuk onun omzunu bir kez daha sıktığında mırıldandı "Aslında sana rapor verirken söylemem gereken buydu. Hansoo bize yardım etmeseydi Kyungsoo'yu buraya kadar getiremezdim.. orman içerisinde bizi takip eden bir grup vardı. Bu sefer sanırım ciddi bir problemimiz var."

Kayıp haberinden sonra saray içi hızla koordine olup yola çıkıldığında Jongin'in hareketleri normal değildi. Askerler kaptanlar tarafından uyarılmış, Jongin'i kendi başına bırakmamaları konusunda emir almışlardı fakat Sudur'un sokaklarını karış karış atıyla süratle geçerken Jongin çıldırmış gibi bir o yana bir bu yana koşturuyordu atını. Kyungsoo'nun feromonlarından bir damla aradı, karışık sokaklarda hissettiği feromonlar kendisine hiç yardımcı olmayınca küfredip atı durdurdu. Peşinden gelen askerler de benzer şekilde durduğunda Jongin atının sırtından atladı, üzerindeki zırhı da çıkarıp yere attığında hızla kurt formuna dönüp aramaya devam etti. Peşinden gelen askerler Chaser'ı yakalayıp geride kalan eşyaları aldıktan sonra Jongin'in peşinden gitse de yetişememişlerdi. Bütün kalenin içerisini gezse de kimseye rastlayamayan Jongin son sürat sur dışına koştuğunda Hyuk ve Hansoo ardından gitmeye çalıştı "Jongin dur bekle! Kimlerle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyoruz!" Hyuk ne kadar seslenirse seslensin Jongin umutsuz bir şekilde orman içerisinde ilerliyordu.

Bir noktada hafif bir çiçek kokusu alır gibi oldu, olduğu yerde durup gerisine baktığında yerde bir pelerin olduğunu fark etti. Koştuğunda siyah pelerinin üzerinden sızan çiçek kokusu misk kokusuyla baskılanmış gibiydi. Normal formuna dönüştüğünde eline aldığı pelerini sıktı, Hyuk ve Hansoo yanına geldiğinde bir anda nefessiz kaldığını fark ettiler, Jongin'in bilinçsizce yaydığı feromonlar nefes almalarını engellerken üstlerinden bir şeyin geldiğini fark ettiler. Hareket etmeye vakit bulamadan Jongin'in eli düşman ile ikilinin arasına girmişti. Havadan gelen adam şok olmuş bir halde Hyuk'un gözlerine bakarken boğazı Jongin'in eliyle paramparça olmuştu. Beden ve kafa ayrı yerlere düşerken taze kanın kokusu etrafa yayıldı. İki kaptan efendilerine baktıklarında gözlerinde hiçbir merhamet belirtisi olmayan Jongin'in eline akan kanı yaladığını gördüler. Kızıl gözleri etrafı izlerken Jongin'in zihni sadece geçmişin görüntüsüyle doluydu

Kan gölünün ortasında karnı yarılmış eşine bakıyordu. Cansız beden buz kesmiş bir halde kendi kanında yatıyordu yanında ise parçalanmış bebeği vardı. Her ne kadar onu kaçıran insanlara ulaşmış olsa da yine kurtaramamıştı. Zihnindeki ses, gördüğü görüntüyle beraber vücudunu ele geçirdi.. yeryüzünde olan her bir canlıyı öldürmeye yemin etmiş gibiydi, gece gündüze dönüyor toprak leş ve kan kokusundan geçilmiyordu. Kargalar aylarca ziyafet çekmiş ne kadar yağmur yağarsa yağsın kanın tazeliğini silemiyordu. En başa geri döndüğünde yaptığı en büyük hatanın diğerlerine güvenmek olduğunu tekrar tekrar gördü.

SyndariHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin