Çiçek bahçesi

5 0 0
                                        


Günler birbirini kovalamıştı, Jongin için Kyungsoo'dan haber almadan geçen günler ona yıllar gibi hissettirse de henüz 20 gün anca olmuştu. Uykusuzluk ve yorgunluktan bitap düşene kadar çalışıyor, artık daha fazla dayanamadığını düşündüğünde bir gün kadar uyuyordu. Uykularında sürekli Kyungsoo'yu arıyor, asla tam bir uyku çekemiyordu. Max en azından biraz daha direnci yerine gelsin diye birkaç ilaç yapmış olsa da işe yaradığı konusundan şüpheleri vardı. Çalışma masasının başında gözleri kararmaya başladığını hissettiğinde burun kemerini sıktı, gözlerini sımsıkı yumup baş dönmesinin geçmesini bekledi. Gözlerini kapatmış halde birkaç dakika dinlenmeye çalışırken kapı hafifçe vuruldu "Gir." Jongin'in talimatıyla kapı açılmış içeriye Hyuk girmişti.

"Düküm Sudur içerisindeki düşmanların hepsi öldürüldü, benzer şekilde nerelerden gelebileceği konusundaki araştırmamız da tamamlandı. Kalenin 7 noktasında açılmalar mevcuttu, bazıları doğal yollarla oluşmuş olsa da çoğunluğu düşmanlar tarafından yapılmış gibi duruyor." Hyuk elindeki kağıtları Jongin'in önüne koyduktan sonra katlı bir kağıdı açtı, getirdiği kağıtlardan biraz daha büyük olan kağıdı tüm kağıtlar üzerine serdi. Jongin başını avucuna yaslarken gözlerini araladı, Hyuk kalenin tasvir çizimi üzerinde kırmızı ile işaretlenen iki yeri gösterdi "Biri saraya yakın yerdeki diğeri de tam zıttı yöndeki bölgede çok fazla yaşam belirtisi bulduk. O iki noktayı henüz kapatmadık, diğer 5 nokta tamamen kapatıldı diyebiliriz. Bu iki noktayı özellikle izliyoruz, herhangi bir gruptan hareket olacak mı diye tetikteyiz." Jongin saraya yakın noktaya uzun uzun baktı daha sonra oraya yakın başka bir noktayı da kendisi gösterdi "Bu noktanın altında mağara vardı. Jiho ve Minjun bulmuştu. Buna benzer yeraltı geçitleri olabilir. Büyük kayaların altına ve çevresine özellikle bakın, hasarlı yapıların çevresine bir kez daha bakın." Hyuk hızla onayladığında büyük kağıdı katlayıp bir adım geri çekildi. Yorgun bir halde gözlerini dinlendiren Jongin'e baktı "Hala.. haber yok mu?" Jongin onun sesiyle irkildi, kafasını yavaşça iki yöne salladı "Jiho ve Minjun bile bilmediğini ama güvenli bir yerde olduğundan sabırla beklememi istediler." Rahatsız bir şekilde iç çekti "Daha ne kadar beklemem gerekiyor bilmiyorum, siz bana ne kadar yaralı olduğunu ya da neler olduğunu da tam anlatmıyorsunuz.."

Sesi sona doğru çatlarken ellerini sıktı, Hyuk dudaklarını dişlerken gözlerini yumdu. Hızla eğildi, odadan çıkmak için döndü "Bana onun hakkında hiçbir şey söylememeye yemin ettiniz değil mi?" Hyuk Jongin'in sakin sesiyle duraksadı, eli kapının kolunu sıkarken kafasını biraz kaldırdı "Düküm, lütfen prensese inanın." Hızla dışarı çıkıp Jongin'i odada yalnız bırakmıştı. Kapıya çaresizce bakan Jongin daha fazla dayanmak istemediğini düşündü. Biraz daha Kyungsoo'dan olumlu ya da olumsuz bir haber alamazsa kafayı yiyeceğini düşünüyordu. Önündeki kağıtlara bakıp küfür ettiğinde yerinden kalktı. Masasında duran eldivenleri kapıp dışarı çıktığında koridorda Alfred ile karşılaştı, kahya eğilip selam verdiğinde Jongin elini kaldırdı "Akşam yemeğine kadar gelemeyebilirim. Geceye doğru odama sıcak su bırakın yeter." Kahya reverans yaparken merdivenlerden aşağı inmeye başlamıştı, daha fazla burada kalırsa kafayı yemekten korkuyordu.

Yanından geçtiği çalışanlar sessiz bir şekilde selam verip önünden hızla çekiliyordu. Kimseyle konuşmak istemeyen Jongin çevresini görmezden geldi. Saraydan çıkıp ahıra doğru ilerlerken birkaç aceminin çalışmasından çıktığını gördü. Duraksamadan ilerleyecekti ki grubun arkasında yavaşça yürüyen Yuki dikkatini çekti. Yirmi gündür Sudur içerisinde olan herkesin sanki ruhu çekilmiş gibiydi, herkes mutsuz, tetikte ve rahatsız duruyordu fakat Yuki aralarında en az Jongin kadar kendini yoranlardan biriydi. Hyuk ve Matthew'dan gözetime çıkanların listesini aldığında her daim en üstte onun ismi yazılıydı. Kısa bir duraksamadan sonra elini kaldırıp acemiye seslendi "Yuki!"

SyndariBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin