İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

1

9.1K 557 507
                                        

visal

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

visal.

Yaşadığım yirmi dört yıl boyunca kendi hayatım üzerinde çok fazla söz hakkına sahip olduğum söylenemezdi. Kesinlikle onaylamadığım fakat gerek şartlar gerek bazı mecburiyetler sebebiyle sessiz kaldığım bir durumdu. Benim yerime kararlar alınması, kişisel alanıma müdahale edilmesi ve dahası...

Hiçbir zaman kendim için karar alma fırsatım olmamıştı.

O günün ne zaman geleceğini bilemiyordum ancak bir gün olacaktı, emindim. Henüz her şey için çok erkendi çünkü. Hayatımın belki de en güzel döneminde olmalıydım.

Sadece ufacık bir işaret, bana destek olduğunu hissedeceğim bir şeye ihtiyacım vardı.

"Al bakalım." Uzattığı kadehi kavradım gülümseyerek. "Tüm gece bunun için savaştın."

O yanıma otururken gülüşüm sesli bir hâl aldı. Sahiden, en son istediğim tek şey benim için ödül önemi taşıyan şaraptı. Unutmuştum.

Bana uzatılan eli tuttuğumda düşündüğüm tek şey içimdeki dinginlikti. Korkmalı mıydım bilmiyordum ama tuhaf bir sakinlik hakimdi tüm bedenime. Zihnimdeki sesler bir bir susmuş, yoğun günün iğrenç hissiyatı terk etmişti beni. Canıma minnetti.

Jungkook ile tanışalı iki saat oluyordu ve ben onun malikaneyi andıran evindeydim. Onun hakkında anladığım ilk şey Jeon isminin yalnızca o mekanın tabelasında değil, pek çok yerde olduğuydu.

Tanınan bir iş adamıydı. Sorgulamıyordum şimdilik. Daha doğrusu sorgulayacak kadar yakın hissetmiyordum.

Huzur verdiğini reddedemezdim ama sırf durum böyle diye kendimi kaptırıp haddim olmayan şeyleri de sorgulamama hiç gerek yoktu.

Geniş çift kişilik koltukta yanıma oturdu. Tek elinde kendisine doldurduğu kadehi vardı. Diğer elini koltuğun yaslanma kısmına doğru uzattı. Parmaklarını omzumda hissettim belli belirsiz. Saniyelikti. Dokunmaktan çekindiğini düşünecektim neredeyse.

"Biraz nazik olsaydın." diyerek karşılaşmamızı kastettim. Biz oradan çıkarken silahı hâlâ yerli yerindeydi. Dönüp bakmamıştı bile.

Dudaklarındaki sırıtışı izlerken keyfim yerindeydi. Gözlerim tüm yüzünde geziniyor, her bir ayrıntısını aklıma kazıyordum.

Sürekli kaşlarını çatarak gezdiği belliydi. İki kaşı arasındaki çizgiler kendini göstermeye başlamıştı. Koyu renkli saçları fazla uzun değildi. Tel tel alnına dökülüyordu.

"En nazik hâlimdi."

İmayla "Hmm..." diye mırıldanışım onu güldürdü. Evine girdiğimiz an ceketimi çıkarmam konusunda yardımcı olması, beni salona davet edişi ve direkt bir şişe şarap açması tüm önyargılarımı yerle bir etmişti.

Tam bir kabadayı olduğunu düşünen tarafımı bulamıyordum mesela. Artık gözümdeki hoş adam imajını bozması çok zordu. Evine davet ettiği bir omegayla nasıl ilgileneceğini çok iyi biliyordu.

nigrum ✓Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin