Avcunun içinde ölümü sakladığını düşünerek ömrünü geçiren Jeon Jungkook, aniden hayatında beliren Kim Taehyung ile bambaşka duyguların varlığını fark etmek üzereydi.
|omegaverse|
|alfajeon&omegakim|
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
sâhir.
Hayatımda hiç kendi kararlarımı almadığıma dair isyan edişim keskin bir bıçakla kesilmiş, ellerim arasına koyulmuştu.
Al şimdi, seç.
Her şey çok fazlaydı. Aniden büyük bir sorumluluk gerektiren ebeveynliğin içinde bulmuştum kendimi. Henüz doğmamış da olsa, doğana kadar geçecek süreçte bakmam gereken bir bebek vardı rahmimde.
Ben onu kabullenmiştim. Üstelik onu öğrendiğim gün olmuştu bu.
Saat öğlene geliyorken yaptığım üç testin de pozitif çıkması beni gerçekle yüzleştirmişti. Saatler geçiyor, hava kararıyordu. Ve ben artık onu benimsemiştim.
Benim bebeğim diyebiliyordum kendime.
Eğer o benim vücudumda hayat bulmayı seçtiyse ben kim oluyordum da buna itiraz ediyordum? Aksine, kendimi en özel hissetmem gereken andı belki de.
Kızgınlık döneminde ilişki yaşamadığı halde hamile kalan kaç erkek omega vardı dünyada? Fazla olmadığına emindim. Özel olduğumu düşünme sebebim buydu belki.
Stresten yumruk hâline getirdiğim ellerimle önünde durduğum kapıya bakarken zihnimden geçen hiçbir düşünceyi engelleyecek irade yoktu bende.
Buradaydım. Artık vazgeçemezdim. Jungkook'un içeride beni beklediğini biliyordum.
Onu da bekleyen birisi vardı ama henüz bihaberdi bundan.
Gerginlikle nefesimi üflerken parmağım zil düğmesini buldu. Çok geçmeden açılan kapıyla beraber yüzüme direkt Jungkook'un kokusu çarptı. Evinin her zaman onun gibi kokmasını seviyordum.
"Bay Jeon çalışma odasında. İsterseniz geldiğinizi haber vereyim."
Çalışan kadına gülümseyerek "Gerek yok." dediğimde çok geçmeden ayrıldı yanımdan. Üzerimdeki ceketi çıkarma ihtiyacı duymadan merdivenleri adımladım.
Dün Jimin'in evine giderken yanıma aldığım siyah eşofman ve tişörtün üzerine arkadaşımdan ödünç aldığım ceketi giymiştim. Bugün önceliğim şıklık değil, rahatlık olmuştu. Üstelik gece terasta uyuduğumuzu de hesaba katarsak karnım, belim ve sırtım ağrıyorken pantolon giymekle uğraşamazdım.
Üst kata ulaştığımda doğruca çalışma odasına adımladım. Jungkook işini eve taşımayı sevmezdi ancak çalışması gerektiği zamanlarda da yalnızca bu odayı kullanırdı. Başka hiçbir yere götürmezdi işini.
Kapalı kapıya birkaç kez tıklattım. İçeriden "Gir." diyen sesi yükseldiğinde ise yavaşça araladım kapıyı.
Geniş odanın bir duvarı tamamen kitaplıkla kaplıydı. Diğer tarafta ise geniş bir masa ve rahat bir çalışma sandalyesi bulunuyordu. Pencerenin önünde ise iki tane tekli koltuk vardı. Burayı seviyordum. Gündüzleri güneş ışığını en çok alan odalardan biriydi.