"Haru!" diye bağıran Marco her zamanki gibi tüm eve duyurmuştu kendini. Onun sert adımlarıyla neredeyse yer sallanıyordu ve yine kim bilir oğlumla ne alıp veremediği vardı.
"Gel lan buraya! İtoğlu it! Bu tişörtüme de mi kustun?"
Marco'nun devasa bedeni salonun kapısında belirdiğinde kafamı yavaşça yanımda oturan alfama çevirdim. Kucağındaki oğlumuzun sırtını kendi göğsüne yaslamıştı. Haru fazlasıyla keyifliydi şu an. Jungkook ise resmen alev ateşti.
"Az önce ne dedin lan?" diye mırıldandı ancak ses tonu çok uygunsuzdu. Gülmemek için yanağımın içini dişlemek zorunda kaldım.
Marco elinde tuttuğu tişörtleri yere attı.
"Şunlara bakın! Sponsor istiyorum lan ben. Hepsinde ya kusmuk ya salya lekesi var."
"Evet," derken arkama yaslandım. "Ne olmuş yani? Aslan yeğenim diye sevmeyi biliyorsun."
Kendi kendine "Aslanmış." diye homurdandı. "Bundan olsa olsa elma kurdu olur. Şuna bak!"
Tehdit amacıyla aniden Haru'ya doğru eğildi ama dikkatle amcasını izleyen oğlum gözünü bile kırpmadı. Üstelik ona dik dik bakan Marco'ya kıkırdayarak karşılık verdi.
Hepimizin yüzünde bir tebessüm oluştu anında.
"Amcası kurban... Al yavrum, bunu da ye."
Marco üzerindeki tişörtü çıkarmaya çalıştığı an elime geçen ilk yastığı fırlattım ona.
Bebekli hayat güzel gidiyordu. En azından benim açımdan durum böyleydi.
Jungkook sık sık şirketteki işleri Jiwon ya da Marco'ya kitliyor, sürekli ikimizle beraber kalıyordu. Şimdilik çalışmak gibi bir düşüncem yoktu. Haru biraz büyüdüğü zaman onunla beraber ben de şirkete gidebilirim diye düşünüyordum.
Oğlumuz artık üç aylıktı. Hâlâ benim sütümle beslenmeye devam ediyor olsa da yeterli gelmediği için günde iki kez mama da veriyorduk. Her kontrole gidişimizde ve gelişiminin iyi olduğunu duyduğumda mutlu oluyordum.
"Gel bebeğim," diyerek oğlumu kucağıma davet ettim. Kollarım arasına ulaştığında kafasını göğsüme yasladı.
Onu benden daha fazla büyüten üç alfaya rağmen Haru dünyanın en sakin ve narin bebeği olabilirdi. Onun zarifliği karşısında etkilenmeyen kimse yoktu.
Böyle bebek mi olur diyeni bile duymuştum. Benim oğlumdu işte. Hem sessiz hem de mutlu bir bebekti o.
Jungkook oğlumuzu almamı fırsat bilip ayakta dikilmeye devam eden Marco'ya sert bir tekme geçirdi. Acıyla inleyerek kendini yerden yere vuran alfaya baktım.
"Oğlum hakkında düzgün konuşacaksın lan. Kaç kere uyardım seni piç?"
"Banane," dedi çocuk gibi. "Tişörtlerimi yemesin o zaman."
Bir tekme daha...
"Sana mı soracak neyi yiyeceğini? Bu çatı altındayken her şey onun. Var mı bir itirazın?"
Sevgilimi izlerken tüm bedenimi alev almaması mucize sayılırdı. Ona babalığın ne kadar yakıştığından bahsetmiş miydim? Günde yaklaşık on kez falan onun nasıl harika bir baba olduğunu dile getirmeden uyumam mümkün değildi.
Jeon Jungkook çok fena bir şey olmuştu.
"Aşkım." diye seslendiğimde tüm dikkati yerle bir oldu. Bunu fırsat bilen Marco yerde sürünerek kaçmıştı salondan.
"Güzelim?"
"Yarın sabah mı gidiyorduk biz?"
Birkaç adımda önüme gelen alfam eğilip alnımı öptü cevap vermeden önce. "Evet, yarın sabah."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
nigrum ✓
Fiksi PenggemarAvcunun içinde ölümü sakladığını düşünerek ömrünü geçiren Jeon Jungkook, aniden hayatında beliren Kim Taehyung ile bambaşka duyguların varlığını fark etmek üzereydi. |omegaverse| |alfajeon&omegakim|
