Avcunun içinde ölümü sakladığını düşünerek ömrünü geçiren Jeon Jungkook, aniden hayatında beliren Kim Taehyung ile bambaşka duyguların varlığını fark etmek üzereydi.
|omegaverse|
|alfajeon&omegakim|
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Jungkook!" dedim heyecanla.
Gözlerimi kapatan elleri yüzünden hiçbir şey göremiyor olsam da arkamdaki bedeninin büyüklüğü ve sıcaklığı hissediliyordu. Ona olan güvenimle kendimden emin adımlar atarak ilerliyor, düşmekten korkmuyordum.
"Biraz daha sabret." dediğinde ses tonundan bile belliydi güldüğü. Sabırsızca homurdandım attığım adımlar arasında.
Ellerim şiş karnımdaydı. Oğlumla aynı bedeni paylaştığımız beşinci ayı doldurmak üzereydik. Ne onun sağlığında ne de benim sağlığımda hiçbir problem yoktu ve bu da bana güç veriyordu.
Biz iyiydik. Tüm ailemiz iyiydi.
Bu sabah kahvaltının ardından ben de Jungkook ile beraber şirkete gitmek üzere evden çıkmıştım ama o bizi şirket yerine bambaşka bir yere getirmiş, arabadan indiğimiz zaman gözlerimi kapatarak ilerletmeye başlamıştı beni.
Her saniye daha çok meraklanıyordum. Sır tutma konusunda berbat olan Marco bile herhangi bir sürprizle alakalı bir şey kaçırmamıştı ağzından.
"Ya-" diye isyan etmeye başlamışken "Tamam, dur." dedi ve susmamı sağladı.
Adım atmayı kestim isteğini yerine getirip. Elleri hâlâ gözlerimdeki yerini koruyordu. Saçlarımı öptüğünü hissedince gülümsedim.
"Hazır mısın?" diye sordu. Sabırsızlığımı bildiği için oyaladıkça oyalıyordu beni resmen.
Olduğum yerde zıplamaya çalıştım. "Hazırım!"
"O zaman..." dediği sırada gözlerimdeki baskı yavaşça yok oldu ve gözlerimi açtım.
"Evimize hoş geldin güzelim."
Eskiden bana mutluluğun ne olduğunu sorsalar cevabım bilmiyorum olurdu. İş çıkışı bir kadeh şarap beni mutlu ederdi. Kendi evimde, kendi düzenime sahip olmak da... Bazen sadece ufak bir mum yakmak bile mutluluk sebebiydi bana göre.
Ben hiçbir zaman büyük şeylere sahip olamamış, elimdeki küçüklerle mutlu olmayı öğrenmiştim.
Şimdi ise farklıydı.
Mutluluk, Jungkook'tu.
Onun bakışları, sesi, dokunuşu, varlığı yeterdi benim kalbimi hızlandırmaya. Mutluluk bu değilse, neydi?
Önünde durduğumuz iki katlı eve hayranlıkla bakarken verebildiğim tek tepki gözlerimden süzülen yaşlar olmuştu. Neden ağladığıma dair en ufak bir fikrim yoktu çünkü gerçekten dünyada benden mutlusu olamazdı o an.
Uzun zaman sonra mutluluktan ağlıyordum sanırım.
Gözyaşlarıma karşı Jungkook'un gülümsemesi hızla silindi ve yerini endişeli bir ifade aldı. Ona iyi olduğumu belli etmek için kafamı iki yana salladım ancak anladığından şüpheliydim.