Jungkook ellerini dizlerinde birleştirmiş, ileri doğru boş boş bakıyordu. Üzerinde sade bej bir ceket, altındaysa koyu kot pantolon vardı. Yanında ise Jimin. Yüzünde "ne işimiz var burada?" ifadesiyle etrafa bakıyordu. "Bunu yapmasaydın da ölmezdin. Basit bir numara sence anlarlarsa ne olacak? Her şeyi daha kötü yapacaksın" dedi alçak sesle.
Jungkook, gözlerini devirmeden cevap verdi:
"Yaptım ama. Çünkü başka hiçbir şey işe yaramadı."
Jimin esnedi. "Yani hâfızamı kaybettim ayağına yattın, ve şimdi burada mucize bekliyorsun?"
"Şşş. Geliyor," dedi Jungkook aniden "ama Taehyung'u görmeyimce de biraz üzüldü. İkisini bekliyordu". Jimin hemen sustu. Başını yana çevirdi. Victor, yavaş adımlarla yaklaşıyordu. Yüzü ciddi ama kalbi karışıktı.
Jungkook hemen ifadesini değiştirdi. Gözlerini büyüttü, dudaklarını hafifçe araladı. Sanki dünyaya yeni gelmiş gibi bir bakış takındı. Jimin bile bu numaraya içinden "pes" dedi ama belli etmedi.
Victor durdu. "Merhaba." Dedi sesi hem kırgın hemde kızgındı. Hala affetmemişti onu.
"Yine geldin" dedi. heyecanın bastırarak.
Victor yaklaştı. Jimin hemen ayağa fırlayıp, gülümseyerek Victor'un yanından geçerken "Ben şuradaki ağaca su vereyim," dedi. Ve sessizce uzaklaştı.
İkili baş başa kalınca Jungkook hafifçe gülümsedi. "Seni... sanırım dün görmüştüm. Ama ikizin de vardı dün şimdi nerd
Victor'ın içi titredi. "Evet. Ben Victor. İkizim bugün gelmeye müsait değildi"
"Victor..." dedi Jungkook. "Güzel isim." Somra içinde 'ne işi var Taehyung'un' diye geçirdi. Taehyung'un daha narin ve nazik bir yapısı olmasına rağmen affetmekte zorlanıyordu hep.
Bir sessizlik oldu. Sanki konuşmaya başlamakla kaçmak arasında kalmışlardı. Victor sonunda konuştu. "Buraya gelmek... kolay olmadı." Jungkook gözlerini kaçırdı. "Beni... tanıyor muydun?"
Victor başını salladı. "Evet. Hatta... belki en çok ben tanıyordum." Jungkook, hafif başını eğdi. "Demek... o kadar yakındık?"
Victor'ın sesi çatladı. "Sana kızgınım. Hem de çok. Ama seni böyle görmek... içimi parçalıyor. Sadece sana değil, kendime de kızgınım. Bile bile inandım sana."
Jungkook bir an rolü unuttu. Gözleri doldu.
Victor fark etmedi. "Sadece... sadece sana karşı hâlâ bir şey hissediyorum. Bu gerçek mi bilmiyorum. Ama buraya gelmek... seni tekrar görmek... beni hâlâ etkiliyor."
Jungkook yutkundu. "Ben... seni kırmak istemem. Ama hiçbir şey hatırlamıyorum."
Victor bir adım attı, tereddüt etti, sonra cesaretini toplayarak Jungkook'a sarıldı. Jungkook şaşırdı ama karşılık verdi.
Jungkook başını onun omzuna koydu. "Teşekkür ederim." Bu sarılma ona çok iyi gelmişti. 2 ay sonra ilk defa bu kadar çok yaklaşabilmişti ikizlere. Victor çekildi, sessizce döndü ve uzaklaştı.
Jimin hemen arkadan sessizce yanına geldi. Elindeki ağacı tutup su döküyormuş gibi yaptı. "Bu ağacın da duyguları varmış. Ağladı sanırım," dedi sırıtarak.
Jungkook ise hâlâ uzaklara bakıyordu.
"Victor... hâlâ beni seviyor, Taehyung'ta öyle" dedi.
Jimin yavaşça başını salladı. "Ve sen... hâlâ kendine yalan söylüyorsun.
***
Taehyung elindeki kahve bardağına uzun uzun baktı. Parmakları kupayı kavrıyordu ama içindeki sıcaklığı hissetmiyordu. Cam kenarında oturuyordu, dışarıda insanlar gelip geçiyor, hayat herkes için devam ediyordu. Onun dışındaki herkes için. Karşısında kimse yoktu. Sadece kendi düşünceleri.
"Neden hâlâ aklımdasın Jungkook?
Neden seni düşünmek kalbimi hâlâ sıkıştırıyor?"
Gözlerini kapattı. O tanıdık sesi duyar gibi oldu.
"Bebeğim... gülümse. Yoksa sen ağlayınca yağmur da üzülüyor."
Yüzünü buruşturdu. Elini yüzüne götürüp derin bir nefes aldı. Gözleri buğulanmıştı.
"Ben affetmek istemiyorum. Ama unutmak da istemiyorum. Bu nasıl bir cezaysa, sanki her gün yeniden başlıyor."
O sırada evde Victor koltukta, elinde telefonla oyalanıyor gibi yapıyordu. Ama gözleri boş boş ekrana bakıyor, parmakları rastgele hareket ediyordu.
Bir süre sonra Taehyung içeri girdi. Üzerindeki gri hırkayı omuzlarına almıştı, saçları dağınıktı, gözleri dolu ama kuru.
Victor, kardeşinin yüzüne şöyle bir baktı.
Hiçbir şey söylemeden aralarında görünmez bir gerginlik aktı. Sonunda sessizliği Taehyung bozdu.
"Sence... hafızasını kaybetmiş biriyle ne yapmalı?"
Victor başını kaldırdı. Bu kadar direkt sormasını beklememişti. "Yani?"
"Yani... Bizi unuttuğunu söylüyor. Ama hâlâ aynı gözlerle bakıyor," dedi Taehyung. "İnsan her şeyi unutsa bile... sevdiği insanı unutmaz gibi gelir bana."
Victor bir an nefes almayı unuttu.
Gözlerini kaçırdı. "Bazen vücut hatırlar. Kalp hatırlar. Ama bilinç... başka bir şey."
Taehyung kanepeye oturdu. Bir süre ellerine baktı, sonra usulca mırıldandı "Jungkook bana bakarken... bir anlığına tanıyormuş gibi geldi."
Victor derin bir iç çekti. İçinden "belki de oynuyordur" demek geçti ama diyemedi. Çünkü kardeşi hâlâ o yarada çırpınıyordu. Ve bazen insanlar iyileşmek yerine, yanılmak isterdi.
Yaraya gerçek değil, inanç sürülürdü.
"Sence görüşmeli miyiz?" dedi Taehyung aniden.
Victor bir an durdu. Sonra başını salladı. "İçin rahat etmiyorsa, evet. Belki bir kez daha karşı karşıya gelip... 'unutsa bile neden bu kadar canımı acıtıyor' sorusuna cevap bulursun."
Taehyung ayağa kalktı. Kapıya yöneldi ama sonra durdu. "Unutan biriyle... tekrar başlar mısın?"
Victor başını kaldırdı. Yutkundu. Cevap veremedi.
Telefon ekranı parlıyordu. Jimin'den mesaj:
"Yarın evde olacak Jungkook. Gelmek isterseniz evi biliyorsunuz, ama lütfen gelin ona yardımcı oluyorsunuz bir şeyleri hatırlatmakta, iyi geliyorsunuz ona"
İkizler mesaja bakıp kısa bir süre düşündüler. Sonunda karar verip tekrar buluşmaya karar verdiler.
Okuduğunuz için teşekkürler💜
ŞİMDİ OKUDUĞUN
My Boys | taekookv
FanfictionArsız kırmızı kafa ve onun tam aksi utangaç mavi kafa, kesinlikle Jungkook'un en sevdiği.
