Kapı çaldı.
Jungkook elindeki kaşığı ağzına götürürken bir an durdu. Kaşık düşüyordu az kalsın. Hiç kimse geleceğini söylememişti. Namjoon ve Jimin dışarıdaydı. Ve o hâlâ hafızasını kaybetmiş taklidi yapıyordu.
"İkizlerimin olma ihtimali...?" Kapıya yaklaştı. Gözetleme deliğinden baktı. Dondu. Taehyung ve Victor. İkisi de oradaydı. Omuz omuza. Ve ellerinde poşetle.
"Sürpriiiiiiiz!" Kapı açılır açılmaz Victor elindeki alışveriş torbasını kaldırdı.
"Sana yiyecek getirdik. Malum... hafıza gidince yemek zevki de gitmiştir belki diye düşündük."
Taehyung hafifçe eğildi, Jungkook'un gözlerinin içine baktı. "Yalnızsın sanırım."
Jungkook'un boğazı kurudu. Başını salladı. "Evet. Sanırım öyle. Yani... hep mi?"
Victor içeri daldı. "O zaman biraz takılalım, belki hatıralar geri gelir. Elimdeki poşeti mutfağa götürdü "Mutfağa geçelim mi? Kahve yapacağım"
Jungkook aniden konuştu "bir kaşık kahve, bir kaşık kondanse süt ve krema. Hâlâ mı öyle seviyorsun? Tam bir facia kahve türü Victor" Jungkook aniden dondu. Ağzından hiç kaçırmaması gereken bir şey kaçırmıştı.
Taehyung imali bir şekilde cevap verdi.
"Vay canına. Hafızasını kaybeden birine göre beynin baya sağlammış."
Jungkook hemen toparlardı. "Şey... şey... bu basit tahmin. Birçok insan öyle içiyor, değil mi?"
"Evet insanlar bu facia kahve türünü hep içer" dedi Victor imayla ve alayla.
Ellerinde kahvelerle salona geldiklerinde Victor konuştu. "Hatırlıyor musun?" diye sordu, "Bir seferinde de yağmur bastırmıştı. Sen yürüyerek bizim eve gelmiş, sırılsıklam olmuştun."
Taehyung o günü daha da netleştirdi. Saç kurutma makinesini getirip Jungkook'un saçını kuruttuklarını, gülüp ağladıklarını anlattı. Jungkook sessizce dinliyordu. Gülümsemesi soluktu ama içindeki çığlıkları bastıracak kadar gerçekti. O an, ağzından istemsizce bir cümle döküldü:
"Sonra Taehyung kurutuyu ikinizin yüzlerine tutup saçlarını uçuşturmuş ve bana öpücükler atarak çok güzel bir görüntü vermiştiniz. Sonra sevişmiştik üçümüz"
Cümle havada asılı kaldı. İkizler aynı anda başlarını ona çevirdi. O detayları nasıl hatırlamıştı. Jungkook o gün hafızasını kaybetmiş biri gibi değil, oradaymış gibi konuşmuştu.
Kısa bir sessizlikten sonra Victor hafifçe gülümsedi ama gözlerinde başka bir şey vardı artık. Bir sezgi. Bir şüphe. Bir sorgu. Taehyung, kahvesinden bir yudum alıp bardağı masaya bıraktı. Jungkook'un gözlerine bakmadan konuştu "Görüyor musun Victor, bazen insan hafızasını kaybeder ama bazı detayları hâlâ kalbinde taşıyabilir. Özellikle sevdiği kişilerin saçlarını, dokunuşlarını falan."
Jungkook gergin gülümseyerek başka bir konuya geçmek istedi ama çok geçti artık. O küçük detay, içinden geçen sular gibi tüm oyunun arasından sızmıştı. Victor, kanepeye daha çok gömülüp yavaşça ayağındaki çoraba baktı. Sırılsıklam olmuştu. Gelirken yağmur yağdığı için ıslanmışlardı. "saç kurutma makinen var mı?" diye sordu. Bu basit soru bile, içinde ince bir acı barındırıyordu.
Taehyung ayağa kalkıp odanın içinde bir tur attı. Gözü, duvarda asılı duran fotoğraf çerçevesine ilişti. İçinde üçünün olduğu bir fotoğraf. İstemeden gülümsedi. O günleri özlemişti.
Evin içi hem sessizdi hem doluydu. Sanki her köşe, geçmişten bir anı taşıyor ama kimse onu dile getiremiyordu. Taehyung camdan dışarı bakarken sadece fısıldadı "Sen hiçbir şeyi unutmamışsın. Sadece bizi kandırıyorsun."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
My Boys | taekookv
FanfictionArsız kırmızı kafa ve onun tam aksi utangaç mavi kafa, kesinlikle Jungkook'un en sevdiği.
