Victor, dar ve karanlık bir odanın ortasında elleri arkadan bağlı şekilde oturuyordu. Yanındaki sandalyede oturan iki adam, sıkkın bir şekilde kart oynuyor, ara sıra ona sert bakışlar atıyorlardı. Ancak Victor'un aklında korkudan çok, bu adamlara nasıl zorluk çıkarabileceği vardı.
Oturduğu yerde kıpırdandı ve rahat bir tonla konuşmaya başladı:
"Hey, sizin gibi kötü adamlara her zaman saygı duymuşumdur, biliyor musunuz? Ama gerçekten bu kadar klişe olmak zorunda mıydınız? Küçük, karanlık bir oda mı?
Adamların biri homurdanarak döndü. "Sus! Zaten yeterince başımız belada. Daha fazla konuşma!"
Victor, başını geriye yaslayarak bir kahkaha attı. "Ah, tamam, konuşmamamı mı istiyorsunuz? Çünkü sizin gibi dahilerle sohbet etmekten keyif alıyordum."
Adam sinirle ayağa kalktı ve Victor'un yanına geldi. "Şaka mı yapıyorsun, ha? Bağlanmışsın, hiçbir yere gidemezsin, ama hala dilin çalışıyor."
Victor, masum bir ifadeyle gülümsedi. "Sadece sizi biraz eğlendirmek istiyorum. Sonuçta, ben buradayken sizin için işler ne kadar sıkıcı olabilir ki?"
Adam geri dönüp yerine oturdu, ama Victor duracak gibi değildi. Yavaşça ellerini çözmeye çalışırken onları meşgul etmesi gerektiğini biliyordu. Birden sandalyesini hafifçe yana kaydırarak yere düştü.
"Ah! Ah! Yardım edin!" diye bağırmaya başladı.
Adamlar hızla yerlerinden kalkıp yanına koştular. "Ne oldu şimdi?!"
Victor, yerde acı çekiyormuş gibi kıvranarak konuştu. "Bileğim burkulmuş olabilir... Ama bilmiyorum, çünkü ellerim bağlı! Belki bir doktor çağırırsınız?"
Adamların biri, "Sen bizim aptal olduğumuzu mu sanıyorsun?" diye bağırırken, diğeri onu kaldırmaya çalıştı. Ancak Victor, adamın eline çarparak cebindeki telefonu yere düşürdü.
"Ooo, bir telefon!" diye bağırdı Victor, alaycı bir şekilde. "Belki birini ararız. Pizza siparişine ne dersiniz?"
Adam, telefonu hızla yerden aldı ve Victor'a ters bir bakış attı. "Bir kez daha böyle bir şey yaparsan, seni buradan pencereden atarım."
Victor omuz silkti. "Zaten pencere yok, dostum. Ama seni alkışlamak isterdim. Tehditler konusunda yaratıcısın."
Kapı birden sertçe açıldı ve patron içeri girdi. Uzun boylu, şık giyimli bir adamdı. Sert bakışlarını Victor'a çevirdi ve odadaki kaosu görünce kaşlarını çattı. "Neler oluyor burada?!"
Adamlar hemen toparlanmaya çalıştılar. "Hiçbir şey, patron. Çocuk sadece... biraz gürültü yapıyordu."
Patron, Victor'a yaklaştı ve gözlerini onun yüzüne dikti. "Victor Kim. Kibirli bakışlarını sevdim. Ama sana şunu söyleyeyim; bu kibir burada sana pek işe yaramayacak."
Victor, dudaklarını büzerek alaycı bir şekilde konuştu. "Ah teşekkür ederim. Yüksekten uçanların dikkatini çekmek her zaman hobim olmuştur. Ama ne istediğinizi söyleyin de bu oyun bitsin."
Patron soğukkanlı bir şekilde gülümsedi. "Ne istediğimizi baban gayet iyi biliyor. Sen bizim pazarlık kozumuzsun. Babana fidye için mesajı çoktan gönderdik. Bakalım seni ne kadar seviyor?"
Victor'un içindeki korku, bu sözlerle bir nebze büyüdü. Ama bunu belli etmedi. "Beni seviyor mu? Elbette seviyor. Ama parayı hemen gönderir mi, işte onu bilmiyorum. Belki biraz naz yapar."
Patron, Victor'un cesaretine şaşırmış gibiydi ama bu onu daha da sinirlendirdi. "Babanın para gönderip göndermemesi senin için pek fark etmeyecek, Victor. Eğer ödeme zamanında yapılmazsa, işler senin için çok kötüye gidebilir."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
My Boys | taekookv
FanfictionArsız kırmızı kafa ve onun tam aksi utangaç mavi kafa, kesinlikle Jungkook'un en sevdiği.
