Jungkook, hâlâ oturduğu koltukta sırtını dikleştirdi. Gözleri buğuluydu ama artık o tanıdık kırılganlığı değil, yavaş yavaş yerini bulan bir kararlılığı taşıyordu.
Victor sessizce yanına oturdu. Taehyung, bir süre ayakta durduktan sonra, Jungkook'un karşısındaki koltuğa oturdu. Herkesin duruşu, birbirine hem yakın hem temkinliydi. Ama bu defa, içlerinde kaçmaya çalışan kimse yoktu.
"Neden şimdi söyledin her şeyi?" diye sordu Victor. Sesi yumuşaktı, biraz kırık ama öfkeden arınmış.
Jungkook gözlerini yere indirdi. "Çünkü artık yalan söylemekten yoruldum. Unutmuş gibi yapmaktan... umursamıyormuş gibi durmaktan. Sizi kaybettim zaten. En azından, gerçeği bilerek nefret edin istedim. O zaman vicdanım sessiz kalırdı."
Taehyung başını yana eğdi. Sesi düşünceliydi:
"Biliyor musun? Her gece kapıya geldiğini fark ediyırdum. Ama açamadım. Çünkü korktum.
Seni tekrar içeri alırsam... tekrar kalbimizi kırarsın diye tekrar gidersin diye."
Jungkook'un gözleri doldu. Dudakları titredi ama kendini zor tuttu. "Ben hiç gitmedim sizden."
Victor başını ellerinin arasına aldı, nefesini verirken sanki içinden yılların yükünü atıyordu.
"Biz de iyi değildik. Sen gittin diye birbirimizi bile kaybettik bir ara. Ben bile... Taehyung'dan uzaklaştım. Sana kızmak kolaydı. Ama seni özlemek çok daha zordu."
Taehyung başını kaldırdı. İlk kez Jungkook'un gözlerine baktı. "Seninle en çok neyi özledim biliyor musun?"
"Ne?"
"Kahkahalarını. Sanki o gürültüyle hepimizi hayatta tutuyordun. Biz iki sessiz kardeştik. Ama sen, bizim konuşamadığımız her şeyi sesinle anlatırdın."
Jungkook gözyaşlarını tuttuğu dudak ısırmasıyla baş edemedi artık. Gözyaşları sessizce yanaklarından süzüldü. "Bende sizin eviniz gibi hissediyordum tıpkı sizin benim evim olduğumu hissettiğim gibi. Siz bunu fark etmeseniz bile."
Victor usulca elini Jungkook'un omzuna koydu.
"Fark ettik. Ama iş işten geçince... bazen bazı şeyler için geç kalınır sanıyor insan. Oysa kalbimiz... seni hep bir kenarda tuttu."
Taehyung ayağa kalktı. Yavaşça yanına yürüdü.
Hiçbir şey demedi önce. Sadece Jungkook'un önünde durdu. Gözleri yaşlıydı. Sonra bir adım öne attı ve onu kucakladı. Sessiz, güçlü, ayların arkasında kalmış bir sarılıştı bu. Yaraları yok saymayan ama birlikte iyileştirmeyi kabul eden bir sarılış.
"Bize bir daha yalan söyleme Jungkook. Biz... sana her şeyi affedecek kadar değil, seni kaybetmeyeceğimiz kadar bağlıyız."
Victor da ayağa kalktı. "Eğer hâlâ bizimle kalmak istiyorsan..." elini kalbine koydu burası senin evin. Biz senin eviniz."
Jungkook, ikisine sarıldığında artık sessiz ağlamıyordu. Hıçkırıkları salona yayılıyor, her bir damla gözyaşı eski bir pişmanlığı siliyordu.
"Sizi... sizi çok özledim. Sizden başka hiç kimsem yok. Yalnızken... her gün biraz daha az yaşadım. Ama şimdi... ilk kez nefes alabiliyorum." Dedi Jungkook.
Taehyung, omzunu okşadı. "Bu evde bir şeyler eksikti hep. Ama şimdi... biri geri döndü. Ve bu, bizim yeniden başlama sebebimiz."
Victor bir gülümseme bıraktı araya.
"Ama sabah erken kalkıyoruz. Yine benim özel tarif kahvemden ikizine de içereceğim"
Jungkook güldü. Aralarındaki o sıcaklık ilk kez bu kadar yerli yerine oturmuştu.
+++
‼️Yetişkin içerik uyarısı‼️
ŞİMDİ OKUDUĞUN
My Boys | taekookv
FanfictionArsız kırmızı kafa ve onun tam aksi utangaç mavi kafa, kesinlikle Jungkook'un en sevdiği.
