32

507 26 11
                                        



Ev, sessiz bir savaş alanı gibiydi. Namjoon salonun köşesinde kahvesini yudumluyor, Jimin camdan dışarı bakıyordu. Jungkook ise odasının kapısına yaslanmış, göğsünü bastırarak derin nefesler alıyordu.

"Hazır mısın?" dedi Namjoon.

"Hayır. Ama sahne zamanı, değil mi?"

Tam o anda kapı çaldı. Üç kez. Sert, beklenmedik bir tonda. Namjoon kapıya ilerlerken döndü ve alayla ekledi "Unutmuşsun gibi yap. Sevmişsin gibi bakma."

Kapı açıldı. Taehyung, Victor ve yanlarında üçüncü bir kişi vardı. Yoongi.

Yoongi'nin yüzünde her zamanki o ilgisiz ama gizemli gülümsemesi. Hafifçe başını eğdi.
"Merhaba. Beni hatırlamazsın belki. Ama geçmişte tanıştık."

Jungkook başını salladı, utangaç ve şaşkın numarasıyla "Adınızı... tam çıkaramadım."

Yoongi, bir kahkaha patlattı. Hafif, kendinden emin. "Hiç sorun değil. Zaten hatırlanmak gibi bir derdim olmadı."

Jungkook'un içinden homurdandı. "Hiç derdi olmadıysa, neden Taehyung'a bu kadar yakın duruyorsun hâlâ?" diye geçirdi içinden. Ama sadece gülümsedi. Yoongi eskiden Taehyung'tan hoşlanıyordu fakat zamanla Taehyung'un kendisini sadece arladaşı gibi gördüğünü anlamıştı. Zorlamanın anlamı yoktu.

Jimin, köşeden Yoongi'yi gördüğü anda dondu.
Gözleri, Yoongi'ye takıldı. Sonra hızla elini saçına götürüp düzeltti. "Hoş geldiniz," dedi tatlı bir tonla.
"Ben Jimin."

Yoongi kısa bir bakış attı. "Tanıştığımıza memnun oldum."

Victor ve Taehyung içeri geçerken, Jimin hızla Yoongi'ye kahve teklif etti. "İstersen sana özel bir latte yapabilirim. Tarçınlı falan." Yoongi gülümsedi.
"Ben düz içmeyi severim." Ama Jimin o sırada gözlerindeki ışığı görmüştü.

Jungkook, Jimin'in Yoongi'ye yaklaşmalarını izliyor,
Ama hâlâ "meraklı ama hafızasız çocuk" rolünden çıkmıyordu. Namjoon içinden "Oscar bu çocuğa verilmezse akademi batsın" diye geçirirken, Taehyung sessizce koltuğa oturdu. Jungkook yavaşça yanına yaklaştı.

"Sanırım seni seviyormuşum arkadaşlarım öyle dedi seni ve Victor'u?" Taehyung döndü. Gözleri kırılgan ama umutla doluydu.
"Bilmiyorum, hafızanı hatırlayınca anlarsın gerçekten sevip sevmediğini"

Tam o anda Yoongi yaklaştı. "Jungkook, müzikten hoşlanır mısın?" Birdenbire, her şeyin ortasında.

Jungkook, kıskançlıktan nefes alamasa da gülümsedi. Yoong'nşn hala Taehyung'tan hoşlandığını sanıyordu. "Sanırım... hoşlanıyorum. Ama ne tür müzik sevdiğimi bile bilmiyorum.
Sence... ben ne dinliyor gibi duruyorum?"

Yoongi, hafif başını yana eğdi. "Bana göre... senin kalbin loş, ama nabzın hızlı. R&B olabilir. Belki biraz... eski tarz pop."

Jungkook'un gözleri Yoongi'nin Taehyung'a yönelen tonunu yakaladı. Ve kıskançlık onu içten içe kemirmeye başladı.

"Bilmiyorum... kalbimin nabzı hızlı mıydı, birine mi atıyordu, onu da unuttum."

Namjoon araya girdi. "Bu çocuk hafıza kaybı içinde bile şiir yazıyor. Bravo gerçekten."

Jimin mutfağa kaçtı. Yoongi'yle göz göze gelince utancından gülümsememek için kendini zor tuttu.
Ama Yoongi göz ucuyla onun peşinden bir bakış fırlattı.

Taehyung araya girdi:

"Belki bir gün her şeyi hatırlarsın. O zaman kalbinin birine atıp atmadığını anlarsın. Bence atmıyordu bile bazı insanlar sevmeyi beceremez"

Jungkook iç çekti. "Belki de haklısın. Belki sevmeyi bilmiyordum hep eksik bir tarafım olmuştu belki de... Ama bilmediğimi bile bile birilerini kaybetmek en büyük cezam olmuştur belki. Ama eğer sevmek, onları kaybettikten sonra bile her gece acı çekmekse, o zaman ben çok sevmişim"

Victor sordu "Peki ya şuan ki hislerin? Onlar gerçekten yok mu?" Jungkook, o an gözlerini kaldırdı.

Jungkook cevapladı. "Hatıralarım bulanık... Ama seni her gördüğümde içimde bir şey sıkışıyor. Anlam veremediğim bir özlem, bir sızı. Bazı hisler... ne kadar unutursan unut, iz bırakır. Tatlı bir iz. Sizi görünce o tatlı izi hatırlıyorum sadece" Bu cevap, hem Victor'un içini burktu, hem Taehyung'un kalbinde kuşku yarattı.

Ama asıl canı yanan kişi, Jungkook'tu.
Çünkü bu odada herkes "bilmemeyi" oynuyordu.
Ama en çok bilen... oydu.

++

Mutfakta:

Jimin, kahvesini yudumlarken Yoongi içeri geldi. "Tarçın koymadım, merak etme," dedi Jimin.

Yoongi kaşlarını kaldırdı. "İlk görüşte anlayanlardansın demek."

Jimin hafifçe güldü. "Hayır. Sadece seni anlamaya çalışıyorum." Yoongi ilk kez duraksadı. Sonra hafifçe eğilip fısıldadı: "Ben geçmişte hep birine izlerdim... şimdi biri beni izliyor gibi hep. Ve bu nedense hoşuma gidiyor"

Jimin gözlerini kaçırdı. Ama kalbi çoktan hızlanmıştı.

++

İkizler ve Yoongi gittikten sonra, Jungkook yere çömelmiş, ellerini başına dayamıştı. Sanki hafızasını kaybetmiş gibi değil... yalanını taşımaktan yorulmuş gibi. Namjoon yana yaklaştı ve fısıldadı: "Hey. Güzel oynuyorsun. Ama fazla oynarsan... rol, gerçek olur."

Jungkook gözlerini kapadı. "Biliyorum. Ama gerçek olduğum hâli yani Jungkooku'u affetmediler. Bu hafızasını kaybetmiş yabancı adama acıyorlar sadece"

Namjoon "Onların sana acıdığı falan yok, Jungkook. Sadece kafaları karışık. Kırıldılar, evet... ama hâlâ bir parçaları seni önemsiyor. Zamanla her şey yoluna girecek, affedecekler. Ama bu yaptığın hafıza kaybı numarası bence yanlıştı her şey ters tepebilir"

Jungkook acıyla güler, "Ama affetmediler. Ne yaparsam yapayım olmuyor artık. Sanki sadece bir yüküm."

Jimin'in kaşlarını çatıp ciddiyle Jungkook'a bakar,
"Sen kendine yük olmuşsun asıl. Geçmişte oynadığın oyun... sakladığın gerçek... evet, hepsi yanlış. Ama o kalbinde taşıdığın pişmanlık, bu seni bir yabancı değil, işte tam da 'gerçek Jungkook' yapıyor. Unutma, en çok acı çeken, en çok seven olur bazen."

"Ya hiçbir şey düzelmezse?"

Jimin Jungkook'un omzuna dokunur, "O zaman en azından uğruna savaştığın bir aşkın olur. Affedilmek bazen zaman alır. Ama sevdiysen... sonuna kadar beklemeye de razı olmalısın."






Doğaçlama yazıyorum nereye varacak bende bilmiyorum kdjsndhsjx
Okuduğunuz için teşekkürler💜

My Boys | taekookvBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin