Sabah güneşi odanın köşesine vuruyordu. Taehyung, perdeleri tam açmadan sadece ince ışık süzmesini içeri bıraktı. Masanın üzerinde iki boş kahve fincanı vardı, ama biri dünden kalmıştı. Victor dün sabah içmişti, sonra çıkıp gitmişti. Nerede olduğunu sormamıştı Taehyung. Artık sormuyorlardı. Sanki fazla konuşurlarsa, içlerindeki sessizlik parçalanır da her şey yeniden başlar gibi.
Mutfakta tost makinesi çalışıyor ama kimse sesi umursamıyordu. Victor, yüzünde hiçbir anlam taşımayan bir ifadeyle mutfağın köşesine yaslandı. İnce beyaz tişörtü ve bol eşofman altı üzerinde salaş duruyordu. Elinde bir dilim ekmek, ama yemeye niyeti yok gibiydi.
"Gece uyuyabildin mi?" diye sordu Taehyung sonunda. Victor başını hafifçe salladı. "Biraz. Rüya görmedim bu sefer."
Yalan söylüyordu, ama Taehyung onu zorlamadı. İkisi de kendi yöntemleriyle baş ediyordu. Taehyung içine kapanarak, Victor ise susarak.
İkizler aynı evdeydiler ama farklı dünyalarda yaşıyorlardı artık. Jungkook gittikten sonra, evdeki her şey bir anlamını yitirmiş gibiydi. Kahvaltı masasında üçüncü sandalye boştu, salonun köşesindeki kitaplıkta hâlâ Jungkook'un seçtiği birkaç roman duruyordu. Atılmamıştı. Ne Victor dokunmuştu onlara, ne Taehyung. İkisi de farkında olmadan aynı şeyi yapıyordu, geçmişi silmek yerine olduğu gibi bırakmak. Çünkü bir şey silinirse, bir gün gerçekten gitmiş olurdu.
Victor elindeki tostu çöpe attı. Aç değildi. Belki de hiçbir şey hissetmiyordu. Ardından lavaboya doğru yöneldi. Ellerini yıkadı, yavaşça. Ellerinden akan suyun sesi, evin sessizliğine eşlik etti.
Taehyung onu izledi. Sessizliğin arkasında bir şey vardı. Suçluluk değildi bu, ya da özlem. Daha karmaşık bir şeydi. İkiz kardeşinin gözlerinin altındaki yorgunluk, kelimelere dökülemeyen bir yük taşıyordu.
"Bu böyle devam edemez," dedi Victor birden, gözlerini lavabodan ayırmadan. "Biz sadece... bekliyoruz. Neyi beklediğimizi bilmeden."
Taehyung başını salladı. "Ama ne yapacağımızı da bilmiyoruz."
Victor döndü, gözleri bir an Taehyung'un gözlerine takıldı. "Onu affetmeyeceğiz, değil mi?"
"Hayır," dedi Taehyung. Netti. Katıydı.
Ama içinden bir ses çok uzakta bir ses 'emin misin?' diye fısıldıyordu.
***
O gün dışarı çıkmadılar. Televizyon açıktı ama ses kısıktı. Film izler gibi yapıyorlardı ama ne sahneleri hatırlıyorlardı ne replikleri. Yalnızca zaman geçiyordu.
Gece çöktüğünde, Victor pencereyi açtı. İçeri biraz serin rüzgar doldu. Uzaktan araba sesleri duyuluyordu. Hayat dışarıda devam ediyordu, içeride durduğu halde.
Victor oturdu. Taehyung, pencereye sırtını yasladı. "Sence mutlu muydu bizimle?" diye sordu aniden. "O yalanlara rağmen... belki bir anlığına bile olsa?"
V cevap vermedi. Çünkü o da bazen bunu düşünüyordu. Gerçekten hiçbir şey hissetmemiş olsaydı, kendisini kurtarır mıydı? Hayatını riske atar mıydı? Ama bunları düşünmek, affetmek demekti. Ve o henüz affetmeye hazır değildi.
"Bana kalırsa," dedi Taehyung fısıltıyla, "birimiz günün birinde onu affedecek."
Victor'un özleri karardı. "Sen misin o?"
Taehyung cevap vermedi. Pencereye bakmaya devam etti. Rüzgar biraz daha sert esti. Perdeler kıpırdadı.
Gece sessizdi. Ama içinde bir karar doğuyordu. Belki bir başlangıç için değil ama geçmişi gömmek için.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
My Boys | taekookv
FanfictionArsız kırmızı kafa ve onun tam aksi utangaç mavi kafa, kesinlikle Jungkook'un en sevdiği.
