Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen. Keyifli okumalar.
"Kimse gelmiyor eminsin değil mi?"
Bu soruyu kaçıncı kez soruşumdu bilmiyordum ama Uraz'ın oflaması bu sorudan sıkıldığını belli ediyordu.
"Evet, kimse yok. Hadi aç şu pencereyi."
Uraz'ı aradıktan sonra işinin olmadığını söyleyip beni Altay'ın evinden almaya gelmişti. Sonra birlikte Ateşlerin evine gelmiştik ve bahçede bulduğumuz bir merdiveni ışığı yanan bir pencerenin altına dayandırmıştık.
Kapıdan giremiyorduk çünkü Adelyaların aile yemeği vardı ve kesinlikle yemeğe son dakika dahil olmak gibi bir isteğimiz yoktu. Bu yüzden gizlice girecektik.
Pencerenin açık olması tamamen şansımızaydı. Kimin odasıydı bilmiyordum ama yakalanmamayı umuyordum.
Perdeyi çektiğimde odanın bir erkeğe ait olduğunu anladım. Her yerinde değişik posterler, koyu renkli eşyalar vardı. Dağınık ve pisti.
"Afra?"
Yatağın üstünde oturan Melis'i gördüğümde şaşkınlıkla ona baktım. "Melis? Ne işin var burada?"
Melis aynı şaşkın bakışlarla bana bakarken "Pencereye dadanan sensin," dedi. "Asıl senin ne işin var?"
Ben Melis'e cevap vermek için dudaklarımı araladığımda Uraz aşağıdan "Hadi Afra!" dedi. "Gir de ben de geleyim artık."
"Tamam tamam." Melis'e baktım. "Yardım eder misin?"
Melis bir şey demeden yataktan kalkıp yanıma geldi ve elimi tutarak pencereden içeri girmeme yardım etti.
Yağız'ın odası olduğunu tahmin ettiğim odada bakışlarımı gezdirirken "Şey," dedim. "Ateş'in yanına gelmiştim."
"Neden kapıdan girmedin?" derken pencerede Uraz'ı görmesiyle "Girmediniz?" diye düzeltti.
"Aile yemeği varmış," dedi Uraz. "O yüzden."
"Anladım."
Melis'in neden burada olduğunu merak etsem de bunu sorgulayacak zamanım yoktu. "Ateş'in odası nerede acaba?"
Melis "Sanırım çapraz kapı," dedi. "Onu oradan çıkarken görmüştüm."
"Harika," deyip gülümsedim. Sonra bakışlarımı ikisinde gezdirdim. "Ben gideyim. Bu durumu sonra konuşuruz."
Vakit kaybetmeden bir an önce Ateş'in yanına gitmek istediğim için koşar adımlarla odadan çıktım. İkisinin de arkamdan baktığını hissetsem de umursamadım.
Şu an umurumda olan tek şey Ateş'ti.
Yağız'ın odasının çaprazındaki odaya girdim sessiz adımlarla. Yavaşça ışığı açtığımda buranın gerçekten Ateş'in odası olduğunu gördüm. Masanın üstünde hukuk kitapları vardı, onun odası olmalıydı.
Odası genel anlamda koyu renkti. Koyu gri duvarlar, siyah yatak örtüsü, siyah mobilyalar... Bana göre çok boğucuydu ama tam Ateş'in tarzıydı.
Buraya geldiğime göre tek yapmam gereken şey Ateş'i beklemekti. İşi biraz daha hızlandırmak adına telefonumu çıkardım.
Ateş'in yatağının ucuna oturup telefonumu açtım. Mesajlaşma uygulamasına girip Ateş'in ismini tıkladım.
Tam parmaklarımı ekranın üzerinde gezdirip ona mesaj atmak üzereydim ki odasının kapısı açıldı.
"Odamda ne halt arıyorsun Adel-" Ateş'in kahverengi gözleri beni bulduğunda şaşkınlıkla sustu. "Afra?"
Ne yapacağımı bilemeyerek çekingen bir tavırla "Selam," dedim. Birden çok heyecanlanmıştım. Buraya gelirken neler yapacağımı, diyeceğimi düşünüp durmuştum ama şimdi ne yapmam gerektiğine karar veremiyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ineffable || texting
Teen FictionLise son sınıf öğrencisi Afra, numaraların karıştırılması sonucu Ateş'e yazar ve Ateş'in üniversite hayatına ani bir giriş yaparak kendisini bambaşka bir noktada bulur. * Loş mor ışığın gölgesi yüzüne düşüp suratının bir yanını kapatırken parıldayan...
