İyi okumalar.
————-
Beyaz perdeyi aydınlatan güneş ışığı ve dışardaki kuş sesleri, Oğuz'un odasında yankılanıyordu. Gözlerini açtığında, bir anlık boşluk hissetti. İçinde, bastırmaya çalıştıkça daha da büyüyen bir yangın vardı. Engin. Adını bile aklından geçirince kalbi sıkışıyor, ama dudakları inatla susuyordu.
Duşun sıcak suyunun altında gözlerini kapattı. Ellerini saçlarında gezdirirken, zihninde hep aynı görüntü vardı: Engin'in ona bakışı. O bakış, meydan okuyan, güven veren ve aynı zamanda Oğuz'un tüm duvarlarını zorlayan bir bakıştı.
Hazırlanıp kardeşinin odasına yöneldi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde kardeşi hâlâ uyuyordu. Sessizce yanına sokuldu, onu omzundan tutup hafifçe salladı.
"Kalk bakalım." dedi, sesi kararlı ama sevgi doluydu.
Kardeşi uyanınca Oğuz onu sımsıkı kucakladı. Bu sarılma, özlemin ve koruma içgüdüsünün birleşimiydi. Küçük kardeşinin gözlerinde çocukça bir güven vardı; Oğuz bunun ağırlığını omuzlarında hissetti.
Birlikte kahvaltıya indiler. Masada Engin çoktan oturmuştu. Duruşu her zamanki gibi dik, bakışları derindi. Engin'in gözleri Oğuz'a kilitlendiğinde, Oğuz'un içi ürperdi. Ama bu kez gözlerini kaçırmadı. İçinde bir meydan okuma vardı.
Sessizlik masayı sararken Oğuz derin bir nefes aldı. Kararlı, keskin bir ses tonuyla:
"Bugün mahkeme var." dedi.
Engin'in dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Sanki her şeyi biliyor, her şeyi kontrol ediyordu.
"Evet." dedi rahatlıkla.
O an kardeşleri lafa girdi. Gözlerinde saf bir netlikle:
"Ne mahkemesi?" Diye sordu.
Oğuz kısa bir an durdu. Sonra hiç çekinmeden söyledi:
"Boşanma." Dedi
Kardeşinin yüzünde şaşkınlık belirdi. Ama gözyaşı yoktu, sadece içten, yalın bir cümle döküldü dudaklarından:
"Boşanmayın. Ben Engin abiyi seviyorum."
Masanın üzerinde sessizlik ağırlaştı. Engin'in gözleri Oğuz'a kilitlendi, Oğuz da bu kez bakışlarını kaçırmadı. Aralarındaki gerilim havayı keskinleştiriyordu. Kardeşlerinin sözleri ikisinin de kalbine dokunmuştu, ama bu savaşı yalnızca ikisi verebilirdi.
Oğuz'un sesi güçlü, net ve kesindi.
"Boşanacağız." Dedi kararlı bir sesle.
Engin'in bakışları koyulaştı, dudakları aralandı ama hiçbir şey söylemedi. Sadece gözlerini Oğuz'dan ayırmadan masaya yaslandı. Kardeşleri ne diyeceğini bilemezken, ikisi arasında görünmez bir çekişme vardı.
Kahvaltı öylece tamamlandı; kelimeler havada asılı, duygular ise masaya zincirlenmişti. Kapıya yöneldiklerinde Engin ağır adımlarla Oğuz'un peşinden geldi.
"Birlikte gidelim, dedi bu kez daha sert bir tonda."
Oğuz dik durdu, gözlerini Engin'den çekmedi.
"Hayır. Kendi arabamla gideceğim."
Engin'in gözlerinde meydan okuma vardı, ama aynı zamanda ben seni bırakmam diyen bir ifade de gizlenmişti. Oğuz arabasına binip kontağı çevirdiğinde, ikisi de biliyordu: mahkemeye giden yol, aslında gerçek savaşa giden yoldu.
Mahkemenin yapıldığı binaya adım attıklarında hava aniden soğumuş gibiydi. Oğuz arabadan indi, ceketini sıkıca sıvadı. Adımlarında bir kararlılık vardı; sadece Engin'e değil, kendi içindeki fırtınaya da meydan okur gibiydi.
Engin peşinden geldi. Her adımı, Oğuz'un adımlarına karşı koyar gibi ağır ve kararlıydı. Gözleri sabitlenmiş, dudakları hafif aralanmıştı; sessiz bir meydan okuma vardı bakışlarında. Oğuz arkasına bakmadan konuştu:
"Ben kendi yolumu çizeceğim."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İTAATKAR bxb
Fiksi Remajabirbirlerinden ölesiye nefret eden iki rakip iş adamı. Peki biri diğerinin bir sırrını öğrenirse ne olur?
