Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
'Kağıtlara bakarak öğrendim katlanmayı Ruhlarımız sessizce ağlarken uyumayı Sar sar sar beni Öpüşün daha dün gibi İkimizden biri ölmeliydi'
-
"Gerçekten bunun için mi doğdum?" diye bir aynanın önünde fısıldarken buluyorum kendimi.
"Gerçekten bunun için mi?"
Gözlerim aynada gördüğüm kişinin yüzünü turlarken aceleci davranıyor. Bir an önce bunun bitmesini ister gibi. Bir süre daha bakıyorum, içim almasa ve midem bulanmaya devam etse dahi bakıyorum. Bakıyorum çünkü o kişiden kaçamıyorum.
Ruhum bu bedene ait hissetmiyor. Gerçi, ruhum bu dünyanın hiçbir yerine ait hissetmiyor ya orası ayrı.
Bırakıyorum kendime bakmayı, mecalim de yok zaten. Yanda duran yatağıma atıyorum kendimi, yatağın ucunda duran bedenin kımıldamıyor bile.
"Tüm potansiyelimi harcıyor gibi hissediyorum." diyorum kuru dudaklarım arasından. Kendimle mi yoksa seninle mi konuşuyorum bilmiyorum.
Sen bana dönüp bakmıyorsun bile, bir sigara yakıyorsun.
Balkonda iç demeyi isterdim ama seninle tartışmaya mecalim olmadığı için sessiz kalıyorum. Madem konuşmuyorsun bari dinle diye konuşmaya devam ediyorum.
"Tüm hayatım boyunca hayatta kalmaya o kadar odaklandım ki iyi olduğum hiçbir şeyi yapamaz oldum." yattığım yatakta doğrularak senin yanına oturuyorum, yatağın ucuna.
"Ders notlarım düştü, uykularım kaçtı, çığlıklarım başladı, bedenim iflas etti ve en kötüsü.., hepsi benim suçummuş gibi davranıldı." elinde tuttuğun yarısı bitmiş paketi alıyorum. Bir dalı parmaklarım arasına sıkıştırıyor ama yakmıyorum. Seni izliyorum.
"Beni duyuyor musun?" diyorum. Affet, ben bir aptalım. Sigarandan aldığın nefesi bırakırken bana dönüyorsun. Gözlerin gözlerimle buluşuyor, işte o zaman ağladığını fark ediyorum.
"Sorun değil." diyorum kısıkça, yüzünü ellerim arasına alıyorum. 'Sorun' der gibi bakıyorsun, onlar gibi. Sanki her şeyin suçlusu benmişim gibi.
"Yapamam." diyorum. Neden bahsettiğimi bilmiyorum ama tıpkı sen gibi ağlarken yapamayacağımı sayıklıyorum.
"Zamanımı boşa harcıyorum." diyorum. Komik, çünkü küçüklüğümden beri hep ne istediğimi bilen biriydim. Herkes gibi olmak isterken bir hiç oldum. Her şeye sahip olacağımı söylerdim ama işin aslı hiçbir şeye sahip değilim.
Kafamın içinde benim için söylenilen sözler durmadan yankılanıyor. Adım hariç her şey.
Ellerim arasındaki yüzün acı bir hâl alıyor. Yere bakıyorum, her yer alevler içinde. İçtiğin sigarayı yere attığının farkında bile değilmişim meğer.
"Niye böyle yapıyorsun?" diyorum dolu gözlerim arasından. Tek bir şey söylüyorsun; "Yapamam." kucağıma kapanıp kollarını belime doluyorsun. Evimizin yanıyor oluşunu dehşet içinde izlerken sana sarılmadan edemiyorum.
"Çok." diyorsun. Hâlâ elimde tuttuğum sigarayı yatağa dek sıçramış alevlere tutarak yakıyorum. Bir nefes çekiyorum içime, senin ağlamaların daha da şiddetleniyor. Ev yıkılmaya başlıyor. Perdeler teker teker yere düşüyor. Kitapların devrildiğini duyuyorum.
Karşımda duran ayna kırılıyor.
Sen gidiyorsun.
Kalkıp bu evden çıkmak istiyorum ama hareket edemiyorum. Bedenimin verdiği tepkilere ruhum karşılık vermiyor.
Alevlerin sardığı bedenim acıyor, ağlıyorum, ama bunun alevlerle bir alakası olmuyor. Sürekli ağlayan bir çocuğun yardım çığlıkları yankılanıyor. "Yapamam." uğultuları kulaklarıma varıyor. Çığlık atmak istiyorum ama sesimi bulabileceğimden şüpheliyim.
Gözlerimi kapatıyorum. Alevler içindeki yatağıma uzanıyorum. Canım yanıyor ama en azından bunu hissediyor oluşuma minnettar oluyorum.
Ağlıyorum ama dudaklarımda bir gülümseme var. Hayatımda ilk defa yalnız hissetmiyorum. Sanki kollarının hissiyatı hâlâ oradaymış gibi. Sanki uzansam sana sarılabilirmişim gibi.
Her an seni daha çok hissetmeme gülüyorum.
Ölüyorum. Ve ölüm bana senelerdir sahip olmadığım bir şeyi veriyor.