17.08.1999
Allah bu ve bunun gibi bir acıyı bir daha milletimize yaşatmasın.
YENİDEN
Bölüm 32
"Bu çorba çok tuzsuz!"
Gamze, yüzünü buruşturarak başını geriye çekerken, Ersan elindeki boş kaşığı sıkıntıyla kaseye bıraktı. Mutfakta pek de başarılı olduğu söylenemezdi. İki gündür Gamze için mutfağı fethetmişti ama nafileydi! Dün Betül'ün yaptığı çorba olmasaydı Gamze'yi açlıktan öldürecekti. Neyse ki Betül olacakları sezmiş gibi yemek yapıp gitmişti. Tek sorun, o yemeği az yapmasıydı. Kahvaltı hazırlamak işin basit kısmıydı. Öğle vakti gelip çattığında yiyecek tek bir öğünlerinin bile kalmamasıyla acı gerçeği fark etmişti Ersan. O mutfağa eninde sonunda girecekti, kaçarı yoktu. Yalnız yaşayan genç bir adama nazaran biraz fazla yeteneksizdi ama o sadece yalnız yaşayan bir adam değil, yalnız yaşayan ve çalışan bir adam olduğundan bu beceriksizliğini hiç dert etmemişti. Yumurta kırmayı, sandviç hazırlamayı, kızartma yapmayı ve makarna haşlamayı bilmek ona yetiyordu.
"Ayrıca çok da acı!" diye yakınan Gamze'ye koyuluklarını kısarak, alınmışçasına baktı Ersan. "Tarhana çorbası dediğin bol acılı olur, Gamze." dediğinde Gamze elini yelpaze yaparak ağzını yellemekle meşguldü. Ağzındaki acı tada rağmen Ersan'ın tavrı onu eğlendiriyordu. Yine bu, ağzındaki küçük çaplı yangını önlemeye yetmiyordu. "Bu bol acılı değil, Ersan. Bu, acının ta kendisi!" Sırtını yatağının başlığına iyice yaslayıp suratsızlığını takındı. Ersan onun için elinden geleni yapıyordu, bunu inkar edemezdi Gamze. Ersan'ın çabaları onu hem eğlendiriyor hem de fazlasıyla mutlu ediyordu. Arada ona takılmaksa bir diğer eğlencesiydi ve vazgeçilmeziydi. "Yanlışlıkla pul biber kavanozunu tencerenin içine devirdin galiba."
"Dur bakayım," diyerek kaşığı çorbaya daldırdı Ersan. Görünürde gayet güzel bir porte çizen çorbasını ağzına götürürken rahattı. Lakin diline istila eden acımsı tatla, görüntünün aldatıcılığını tescillemiş oldu. Çorba düpedüz acıydı! Ancak saatlerini harcadığı yemeğe toz konduramazdı. Boğazını temizleyip gülümserken, "Bence normal." diyerek kaşığı kaseyle birlikte alelacele komodinin üzerine koydu.
Gamze ise hayretle kaşlarını kaldırdı. Ya kendisinin midesi çok hassastı ya da Ersan midesizdi. "Bence sen normal değilsin."
"Bu anormal adama aşık olduğuna göre sende de bir arıza var." diyerek çapkınca sırıttı Ersan. Oturduğu sandalyenin elverdiği kadar yaklaştı Gamze'ye. Genç kadının ılık efesini hissedene dek yüzüne eğildi. Huzurun somut halinin kaynağını burun deliklerinden içeri çekerken birkaç saniyeliğine gözlerini kapattı. Dudaklarına kurulan tebessüm ondan izin almamıştı. Tıpkı kalbine kurulan bu kadın gibi...
"Arıza kalbimde..." diyen Gamze'nin nazlı sesi, Ersan'ın kulaklarında eşsiz bir melodiye dönüştü. Bakışları bir an Gamze'nin dudaklarına takıldığında sıkı bir nefes aldı Ersan. İçindeki yangın öyle tarifsiz, öyle büyüktü ki her bir hücresine yayılıyordu. Gamze'yi kendisinin kılma, ona her anlamda sahip olma isteği bir çığdan farksızdı. O, aşkın tutkuyla dansına ayak uydurmaya çalışırken; Gamze haylaz bir çocuğu andıran parıltılarla bezenmiş yeşil vadileriyle Ersan'ın dipsiz kuyularına bakarak ağzındaki o acılığın yerini şeker tatlılığına bıraktığını hissediyordu.
"Öyle mi?" dedi adam.
"Öyle." dedi kadın. İkisinin de dili damağı kurumuştu adeta. Gamze kafası karışık bir biçimde yutkunurken, Ersan ileri gitmekten geri durmadı.
"Seni muayene etmemi ister misin?"
Gamze gülerek Ersan'ın sert göğsüne vurdu. "Hayır. Ben arızamı çok seviyorum!"
