İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

35 -"Elimi bırakmak yok."

8.2K 429 101
                                        

Herkese şimdiden iyi bayramlar! Sabah olmak üzere, saat: 03.30 ve ben bölüm yayınlıyorummm! Özlemişim:)

LÜTFEN VOTE VERDİKTEN SONRA BOL BOL YORUM YAPIN. GEÇEN BÖLÜM 11 KİŞİ YORUM YAPMIŞTI:( Hadi bu sefer 20'ye çıkalım! Yorumlar önemli arkadaşlar, yorumlara sahip çıkalım:)

YENİDEN

Bölüm 35

Gamze'nin dudaklarını harekete geçiren gülümseme, aşkını haykırıyordu Ersan'a.

"Hiçbir söz, bu gülümseme kadar iyi bir cevap olamazdı." diye düşündü adam.

"Hiçbir cevap, bu adam kadar mükemmel olamazdı." diye geçirdi içinden kadın. Zaman o anda durabilir, yelkovan ve akrebin amansız savaşı son bulabilirdi. Sadece ikisi kalırdı koca dünyada, bir de gitgide büyüyen sevdaları...

Gamze'nin çocuksu sevinci, Ersan'ı da mutlu etmişti. Çocuksu bir kıpırtı yokluyordu genç adamın göğsünü. Dişlerini gizlemekte zorluk çekiyor, yukarı çıkıp Gamze'ye sıkıca sarılmanın hayalini kuruyordu Ersan. Gamze için yaptığı hiçbir şey ona yük gelmiyordu. Hatta olması gereken buydu sanki. Çünkü Ersan, Gamze'nin yanaklarına uzanan gamzelerde yaşıyordu. O çukurlara sığınıp nefes alıyordu. O çukurlar Ersan'ı her zaman huzuruna kabul ediyordu. Ersan orada misafir olmak değil, oraya sahip olmak istiyordu artık. Ve çok yakında olacaktı da.

"Evet evet evet, deyip boynuma atlayacaksan yukarıya geleyim."

Alaycı çehresi ve yamuk gülüşüyle Gamze'nin yüreğini hoplattığından habersizdi Ersan. "Çok klasik." diyerek burun kıvıran genç kadın, tırabzanlardan destek alıyordu. Aksi halde, Ersan'ın ağzının içine değil ama üstüne düşecekti. Zira şu an ruhu ve bedeni jöle kıvamına gelmiş, ayakta durmasını sağlayan bacaklarının pelteleştiğini hissetmeye başlamıştı. "Beni aşk sarhoşuna çevirdin, Ersan Ünlü." diyerek, itiraf etmekte bir sakınca görmedi genç kadın.

Ersan ise ukalaca göz kırptı Gamze'ye. "Seninki ayyaşlık oldu artık."

Elbette Gamze'nin iğneleyici bakışlarıyla karşılaşmayı göze almıştı Ersan. Gamze'ye takılmak ona inanılmaz bir keyif veriyordu. Gamze inkar etse de Ersan'ın her defasında fark ettiği o ayrıntıyı yakalamayı seviyordu genç adam. Gamze'nin yanaklarının pembeleşmesini seviyordu.

Ama yanakları pembeleşen bu kadını daha çok seviyordu.

Sadece ona aşkla bakan, her bakışında renkten renge giren o eşsiz yeşil vadilere tutulmuştu. Bir deli kurşun misali vurulmuştu Gamze'ye. Bir daha çıkmamak üzere hapsolmuştu onun sımsıcak kalbine ve onu da kendi kalbine hapsetmişti. Birbirlerinin gönüllü mahkûmlarıydı onlar. Suçlu yoktu, ceza yoktu, yalnızca yaşanılmayı bekleyen bir aşk vardı. Yıllardır yorulmadan, usanmadan, umutla taşıdıkları o naif duygu...

"Seni..." dedi ve konuşması telefonunun melodisiyle bölündü. Eğer telefonu çalmasaydı, sustuğu her günün intikamını alırcasına sevdiğini söyleyecekti Gamze'ye. Eli montunun cebindeki telefona giderken kaygısızca kadınını süzdü. Sevmek, sevilmek ne büyük lütuftu!

"Alo..." diyerek açtı telefonu arayana bakmadan. Zaten kim olduğunu umursadığı da pek söylenemezdi.

"Ersan Ünlü."

Ersanın kaşları tanıdık bu sesle anında çatıldı. Ciddiyetini gömdüğü yerden çıkaran genç adamın duruşu da gayri ihtiyari dikleşmişti. "Buyurun benim, Hüseyin Bey."

"Merkeze gelmeniz gerek, sanırım işe yarar bir şeyler bulduk."

"Ne gibi?"

"Şüpheli biri..."

YENİDENBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin