Bölüm 8

120 4 2
                                    

Hakan, karar vermekte zorlandığı küçük hediyesi cebinde, köşedeki çiçekçiden aldığı pembe ve beyaz güllerin oluşturduğu demetle birlikte Selin'in tarif ettiği pastanenin üst katında bekliyordu. Selin'in erken gelebilme ihtimalini düşünerek ve heyecanına yenik düşerek buluşacakları saatten yarım saat önce gelmişti. Geldiğinden beri de üç fincan çay içmiş, midesi hem içtiği çayların etkisi hem de heyecandan dolayı sızlamaya başlamıştı bile. Derken Selin o sakin tavırları ve hoş siluetiyle merdivenlerin üst basamağında görünmüştü. Hakan hızla ayağa kalkıp gömleğini düzeltmişti. Selin yaklaşırken masanın karşı tarafına geçip sandalyesini çekti. Selin memnuniyetle gülümseyip:

-Teşekkürler, ben hallederim. Dedi.

Hakan yerine geçip oturduğunda sırtından soğuk terlerin boşaldığını hissediyordu. Ne konuşacağını , söze nasıl başlayacağını bilemiyordu. Sessizliği bozan Selin oldu:

-Öğle arası 1 saat olduğu için uzun uzun susacak vaktimiz yok Hakan Bey. 

-Doğru söylüyorsunuz Selin Hanım. Ben daha önce de söylediğim gibi sizden çok etkilendim. Yani daha önce hiç bir iletişimim olmayan birine bu denli yakın olma isteği duymamıştım. Açıkçası nasıl oldu ben de bilemiyorum ama resmen ilk görüşte aşık oldum. Hem de hiç konuşmadan. Bir 'merhaba' bile demeden. Bu benim için o kadar garip bir his ki. Bir başkası anlatsa kesinlikle inanmazdım.

-Sizi anlıyorum Hakan Bey. Ben de hislerinizi paylaşıyorum. Yani ben de sizi ilk gördüğüm andan bu yana duygularıma engel olamıyorum. Bu beni başlangıçta rahatsız etti fakat sonra elimden başka bir şey gelmediğini anladım ve teslim oldum.

Bunu söylerken iki elini de yavaşça havaya kaldırmıştı. Hakan kısa bir süre Selin'in teslim olma işareti yapan ellerine baktı. O kadar zarif o kadar narin görünüyorlardı ki Hakan o elleri tutmak için ömrünü vermeye razıydı.

-Selin Hanım öncelikle şu 'hanım' ve 'bey' kelimlerini kaldırsak nasıl olur? Böyle biraz fazla resmi oluyor. Arkadaşlar birbirine böyle hitaplarla seslenmezler öyle değil mi?

-Haklısınız ama henüz arkadaş olduğumuzu pek sanmıyorum. Daha doğrusu benim hayatımı... Yani biliyorsunuz.. Evli olduğumu düşünürsek...

Hakan bir süre başını önüne eğmişti. Tekrar başını kaldırdığında gözleri Selin'in gözleriyle buluştu:

-Evet. Ama bunun benim için tek bir önemi var artık. Yani içimde taşıdığım duygu o kadar yoğun ki bütün kuralları çiğnememe sebep oluyor. Sen, evet sen diyorum çünkü seni ta içimde hissediyorum, sen bana böyle bakınca benim aklıma tek bir soru geliyor... Gerisi anlamsızlaşıyor.

-Nedir o soru?

-Evli olabilirsin fakat kendini ona ait hissediyor musun? O kalbinde mi değil mi?

-Bu konuda dürüst olacağım. Evli olduğum adam beni seviyor. Ya da en azından kendisi öyle olduğunu düşünüyor. Bana kalırsa onunki sevgiden çok daha başka bir şey ama neyse. Sizin sorduğunuz benim ne hissettiğim. Bu sorunun cevabı ise benim için gün gibi aşikar. Ben ona hiç aşık olmadım. Hayatımda tek bir gün bile kalbim onun için çarpmadı.

Hakan'ın duydukları karşısında hissettiği mutluluk damarlarında deli gibi akıyordu sanki. Yine de sormadan edemedi:

-Peki o halde zorla mı evlendirildin?

Selin derin bir iç çektikten sonra:

-Evet, babamın baskısıyla. Dedi.

Hakan daha fazla irdelemek istemedi. Ne de olsa duymak istediği cevabı almıştı. 

-Peki kalbin benim için hiç çarptı mı?

Selin kıpkırmızı kesildiğini hissediyordu:

-Evet. Fakat ne yapacağımı bilemiyorum. Dedi.

Hakan ani bir hareketle uzanıp Selin'in elini tuttu:

-Eğer izin verirsen o güzel kalbinin bir ömür boyu benim için çarpmasını istiyorum.Dedi. 

-Bunun kolay olmayacağını biliyorsun.

-Beraber olursak çözebiliriz.

-Bu aceleciliğin, bu kendine güvenin, bu bakışlarındaki ifade... Beni de çocuk gibi peşine takıp götürecek sanki. Ama ben korkuyorum...

Selin elini yavaşça Hakan'ın elinden çekerken, bir çift gözün kendilerini izlediğinden habersizdi.

YanılgıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin