Her şey normaldi, belki içimdeki hisler hariç, hiçbir şey beni ondan-kim olduğunu deli gibi merak ediyordum- korkmamdan alıkoyamaz gibi hissetmeye devam ediyordum.
Ekranda ki "gönder" ifadesine bastım. Sasha'nın bana kıyafetimi ona mesaj olarak atmamı istediğini unutmamıştım. Üstüm gayet normaldi. Sanırım partilerde süslenmem lazımdı. Benim anlayışıma göre üstümdeki şey yeterince süslüydü. Pantolon ve gömlekten başka ne giyebilirdim ki zaten? Belki Martin haklıydı, ona uyup daha çok şey alabilirdim. Bana poşet poşet kıyafet aldığında bu kadar şeyi giyeceğime inanamamıştım.
Yüzümü yıkadım ve stresimin suyla birlikte akmasını umdum. Hâlâ içim içimi kemiriyordu. Aynada ki yansımama baktım, gözlerimi yumdum. Her kimse hiç şansı yoktu. Loren'in elini sıktığım anı hatırladım, gücüm bedenimi koruyabilirdi, bedenimin içinde kalanlara ihtiyacım olduğuna şüpheliydim.
Yüzümü ve ıslanan ellerimi havluya sildim. Buradan bir an önce çıkmalıydım.
Neredeyse koşarak yazan adrese ilerlemiş, 11 dakikada Jordan'ın evine varmıştım. Bazıları kapalı, bazıları açık olan perdelerden içerisini aydınlatan turuncu renkli ışık, dans eden insanların gölgesinden arta kalan kadar dışarıya sızıyordu.
Kapıya doğru ilerlerken dans edenlerin ritminden müziğin ritimi hakkında tahminde bulundum. İçeride çok sayıda normal vardı.
Neyseki kandan etkilenmek gibi saçma bir özelliğe sahip değildik. Kandan etkilenmemiz, insanların çiftliklerde çitlerin önünden geçerken koyunlara ve ineklere bakarak "Yemek!" diye bağırmalarına ve onlara saldırmalarına benzetilebilirdi. Aklımda canlanan insan ve ineğin birbirini "yemek" gözüyle tekmeleyip yerde yuvarlanan saçma görüntülerini zihnimden attım. Çok komik olacağını düşünerek kendi kendime güldüm. Etrafta benim dışarıdan hiçbir şey yokken oluşmuş izlenimi yaratan gülüşümü izleyen kimse gözükmüyordu. Ama sadece gözükmüyordu...
İçimden:"Ah, kimse deli olduğumu düşünmeyecek, yaşasın!" diye geçirirken içimden gözlerimi devirdim.
Organlarım bana birinin beni izlediği mesajını vermek istercesine içimde kıpırdanıyordu sanki. Kalabalık bir partiye giriş yapmıştım, normal, dedim kendime, benim kadar normal...
"Selam, Jordan" etrafında ki arkadaşları birbirleriyle konuşmaya ve şakalaşmaya devam etti. "Selam" bana döndü ve öylesine gözlerini gezdirdi. Hafifçe ritreyen elleri elindeki bardağı sallıyordu, ayakta düz duramadığını fark ettim. Olduğu yerde titriyordu. "Sen iyi misin?" Bana yüz ifadesindeki ani değişimle baktı, hiçbir şey, yüzü bana hiçbir duyguyu anımsatmıyordu.Gözlerini açmaya çalıştı. "Elbette... ben-" duraksadı ve gözlerini sağa kaydırdı "-çok iyiyim." yeniden bana döndü ve gülmeye başladı.
Buna içmiş (?) deniliyordu sanırım. Elindeki bardakta kesinlikle meyve suyu yoktu.
Kontrol etmekte zorlanmaya başladığı parmaklarının arasından bardağı çektim ve bir kenara koydum. "Ne yapıyorsun?" Yüzünü bardağına döndü, o şeyi yine eline almak istiyor gibi bakıyordu.
"Bence... konuşmalıyız" etrafta ki herkesin ya boş boş etrafa baktığını ya kahkaha ettiğini ya da bağırarak konuştuklarını fark ettim, herkes kontrolünü kaybediyor gibi gözüküyordu. Bunu bilerek içmeleri çok saçma ve komikti. Bunun "normal" bir şey olduğunu sanmıyorum. Gerçi burada ki herkesle konuşacak değildim.
Geniş evin içinde, hemen yanımızdaki boş, gri koltuklardan birine doğru onu kolundan hafifçe çektim, kolunu çıkarmak istemiyordum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
YILDIZ
Fantascienza(#96) Yüzümü gökyüzüne çevirdim. Nefesimi(*) kesecek tek şey gökyüzündeki yıldızlardı. Günün sonunda hep ben ve onlar kalıyorduk. Son nefesimi alıp gözlerimi yumdum, çiğerlerimin yanma hissi geçti, nefesim durdu. Gözlerimi açtım ve yukarıya bakmaya...