Bölüm 17

4 2 0
                                    

    Unutacak mıydım? İnsanlar da onlar da başlarına gelen şeyleri unutuyorlardı. Ellerinde olmasa da eskisi kadar acı vermemeye başlıyordu.

     Ben unutmak istemiyordum, onlarda belki de asla unutmuyorlardı ve o anlarda yaptıkları gibi göz yumuyorlardı.

     Ben tam olarak göz yumduğuma inanmak istemiyordum. Karşı çıkmış sayılmaz mıydım?  Umarım sayılıyorumdur.

    Değişen şeylerden birisi yemekleri -özellikle et- midem bulanarak yiyordum. Nefret ederek çiğniyor ve tadı çıkana kadar buna devam ediyordum, ardından yutuyordum.

    Yeni dönem başlıyordu. Çatalımı parmaklarının arasından ittirip tabağa bıraktım. Okuldan geldiğimde tabakları yıkamayı tercih ettim.

    Kollarımı birbirine bağladım ve ara sıra damlatan musluğumuzun arkasında ki buğulu cama baktım. İçerisi dışarısından daha sıcak olmalıydı. Dışarıda yağan yağmur hızlı ve birkaç dakika içinde dışarıda ki birini sırılsıklam edebilecek bir  şekilde yağıyordu.

    Yine aynı gözüken kara bulutlar içlerini boşaltıyordu. Dışarısının toprak koktuğunu umdum. Diğerleri yağmuru ve soğuğu sevmiyordu. Benim için -yüzmeye çalıştığım gün ki gibi kıyafetler giymediğim sürece- soğuk güzeldi.

    Yüzümü Thomas'a döndüm. Onun havayı hissedip üşüme olasılığı olduğuna şüpheliydim ama o da kapalı havayı daha çok seviyordu.

    Bu havadan nefret edecek birini düşündüm.  Loren, diğer gereksizler ve Sasha. Sasha soğukta titremeye başlar ve bir türlü ısınamazdı. Anladığım kadarıyla karnı ağrır ve uyuşmuş gibi hissederdi.

   Kolyemi asla çıkartmamıştım ve o kolyeyle yaşamaya devam etmeyi planlıyordum. Onun çıkarmadığını veya yanında taşıdığını düşünüyordum.

   Parçalardan birini de Thomas'ın anahtarına takmıştım. Bunu gereksiz bulsa da bir şey dememişti.

   Kemik gibi gözüken parmaklarıma baktım. Beyaz derinin sarmaladığı kemiklerimin üstünde kaslar, damarlar ve yağlar vardı ama görünüşe göre yağ en az bulunan şeydi. Kısa sürede verdiğim kiloları midem bulanmazsa elbette kısa sürede alabilirdim.
 
    Tabağımda kalanlara baktım. Bitki bile olsalar canlılardı ve şuan ölmüşlerdi. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Düşündüğüm şeyler tam bir saçmalıktı. Bu şeyler bizim yememiz için yapılmıştı. Yutkundum ve sonunda bir yudumluk su kalan bardağımı elime alıp suyumu bitirdim. Her ne kadar saçma da olsa yemeğimi bitirmeyecek ve yemeğimi bitirmediğim için daha suçlu hissetmeye devam edecektim.

                     ✩★✩★✩
 

   Siyah şemsiyelerimizi birbirine değdirdi. Yüzümü ona döndüm. Bunu yapmasını ve bunu yaptığında çıkan sesi sevmiyordum. Ayakkabısına bastım. O da bundan nefret ediyordu.

   Benim ayağıma basmaya çalıştığında geriye gittim ve saçlarım onun şemsiyesine takıldı. Bastığı yerden pantolonuma temiz olduğunu umduğum bir su birikintisinden su sıçradı.

   Saçlarımın dipleri acıyordu. Elimi uzattım ama şemsiyeyi çekti. "Ahh"  Yüzümü buruşturdum ve dişlerimi birbirine sürttüm. Kendimi asılmış gibi hissederken yere baktım.

   Gülmeye başladı. Şemsiyemi yanlışlıkla kafasına vurduğumda bu sefer ben güldüm. "Şemsiyeni beynimden uzak tutarsan sevinirim."
Sırıttım. Saçlarımı çıkartmaya çalışıyordu.

   "Parlak zekânı mı kastediyorsun?" Daha aceleci bir tavırla saçlarımı çekti. "Ahh" yüzümü buruşturdum ve şemsiyenin iskeletinden çıkan sesle dişlerimi birbirine sürttüm.

    "Pekâlâ, beynine dikkat etmeye çalışacağım." Şemsiyemi ondan olduğunca uzağa tuttum.

    Saçlarım oraya sonsuza kadar takılmış gibi duruyordu. 5 dakika boyunca uğraştıktan sonra şemsiyesini tutma mı istedi ve iki eliyle de saçlarımın hepsini kurtarmayı başaramadı. Saçlarımı koparttığını duydum ve saçlarımın bir tutamından vazgeçmekte sorun bulamadım.

    Doğrulup şemsiyeye baktığımda iskeletine sarılmış ve düğüm olmuş saçlarımı gördüm. Şemsiyemi omuzuna vurdum. "Saçlarımı ne güzel koparttın öyle!" Sırıttı. "Teşekkür etmene gerek yok. Her zaman"  parmağında kalan saç telinden kurtulup kendi saçlarını düzeltti.

   Gözlerimi devirip saçımı sol elimin parmaklarıyla düzelttim ve oldukça yakınımızda olan okulumuza baktım. Sasha haricinde bu dört katlı toz pembe ve kırmızı renge boyanmış eski çirkin binayı hiç mi hiç özlememiştim.

  
   Bizi kapıdan girdikten iki adım sonra Thomas'ın "kankaları" karşıladı. İsminin Carl olduğunu bildiğim çocuk konuştu. "Bugün çıkışta Dalga'da bir şeyler yapacağız" Dalga Kafe'ye Dalga diyorlardı.  "Geliriz"  Thomas'ın cevabıyla benimde geleceğimi anladım.

   Thomas'ın "kankalarından" uzaklaştık ve binaya yaklaştık. Jordan'a baktım. Bize doğru geliyordu. Gülümsedim. Okulda ismini bilmemi hakeden sayılı kişilerdendi.

   Selamlaştık ve Thomas'la yürümeye devam ettim. "Teneffüslerde boş zamanın oluyor mu?" Şemsiyemi kapattım ve yüzümü onun omuzuna yasladım. "Teneffüslerde dışarı çıkabiliriz" "Evet" "Şuradaki çöp kutusunun yanında buluşalım" dedim parmağımı çöp kutusuna uzatıp. "Tamam"

  
    Etrafa bakınıp çok özlediğim kızıl saçları aradım. Göremedim. Sınıfına baktığımdaysa sadece okuldaki en katlanılmaz kişileri ve cam kenarında ki boş 3. sırayı gördüm.

    Sınıftakilere bakıp Sasha için üzüldüm. Hepsinin yüzünde çirkin bir ifade vardı ve rahatsız edip üzecekleri birini arıyor gibi duruyorlardı.

    Yaslandığım yerden çekildim ve sınıfın içindeki gürültüden uzaklaştım. Sasha buraya katlanmayı başardığı için tebrik edilmeliydi.

    Oradan sonra huzurlu gelen sınıfıma girdim ve cam kenarına yöneldim.  Ah şu sansa bakın! Loren ve Haren'de buradaymış!
   
    Merdivenlerden yuvarlanmalarını zevkle izleyebileceğim kızların yüzlerine bakmadan sırama oturdum ve bacaklarımı sıramın dışına atıp  Jordan'a döndüm. Loren aptalının duymasını istemediğim için kulağına yaklaştım. Dikkatle bana baktı ve söyleyeceklerimi bekledi.  

    "Sasha'yı gördün mü?" Birkaç saniyenin sonunda cevap verdi. "Hayır" ağzımın içini ısırdım. "Teşekkürler"

   Ellerimi sırama koydum ve önüme dönerken Loren'in hayranlıkla Jordan'a baktığını fark ettim. Özensizce keçeli kalemle çizilmiş gibi duran mavi lenslerine baktım. Sasha'yla  o anda ilgisi yoktu ve Sasha daha okula dahi gelmemişti.

    Lenslerden nefret ediyordum. Özellikle lensi takan kişi Loren'se daha da çok nefret ediyordum. Eğer sizin gözünüz su yeşiliyse ve sırf bu yüzden 160 yılınızı geçirdiğiniz ormandan ayrılıp şehire gittiyseniz, ek olarakta aileniz gözlerinizin yeşil olma sebebinden dolayı parçalandıysa emin olun siz de lenslerden nefret ederdiniz.

    Jordan Loren'den nefret ediyordu ve bildiğim kadarıyla iyi ve anlayışlı birisiydi. Loren'in sinirlerini bozabilirdik.

    Jordan'la birbirimize döndük. İkimizde aynı anda gülümsedik. Ona göz kırptım. Oda kendisine baktığını fark etmişti. Arkasına döndü ve muhtemelen ona "sen bir aptalsın" der gibi baktı ve bana döndü.

   Loren'in tepkilerini yüzünden ölçerken Jordan'a baş parmağımı kaldırıp "iyi iş" dedim.

   Biz o değildik ve onun sadece dedikodu için olan sevgisini onun kendisine yaptığı gibi oyun etmeyecektik. Jordan okuldaki en popülerdendi ve Loren'in tek derdi ne yazık ki onunla öpüşmekti ve bu mide bulandırıcıydı. Herkesin yapması gerektiğine inandığım gibi ondan tiksiniyor ve nefret ediyordum...

  
  
  
  
   
   

     

      

YILDIZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin