Önünde ağladığım için özür dilerim uğur böceği.
Ağlamak istememiştim, cidden.
Ağlamaktan nefret ederim ben.
Kendimi daha sefil bir şekilde hissetmeme yol açar, avuçları arasında duran kalbimi paramparça eder.
O an cidden ağlamak istememiştim uğur böceği.
Lakin yaşlar kendiliğinden geldi.
Kendime engel olamadım, olmak istedim ama yapabileceğim hiç bir şey yoktu.
Bak bana, bir kez olsun bak.
Daha kendi bedenime hükmedemez iken bir orduya hükmetmeye çalışıyorum.
Kıyametin dört atlısının iplerini ellerimde tutmaya çalışıyorum.
Ben sadece yetişkin taklidi yapan bir çocuğum uğur böceği.
Bana ne dersen de, nasıl seslenirsen seslen.
Bak, benim gerçekliğim bu işte.
Yalan söylüyorum uğur böceği.
Yalan söylüyorum lakin beni S E F İ L kılan şey ağzımdan dökülen yalanlar değil.
Ah, ben affedilemez bir insanım.
Doğruları, yalan kılarım.
Kelimelerimi dolarım etraflarına ve birer yalana dönüştürürüm hepsini.
Gerçekler ve yalanlar.
Hepsini öyle sıkı doladım ki birbirlerine, şimdi ben bile ayıramıyorum onları.
Ne zaman yalan söyledim? Ne zaman doğruları haykırdım?
Her şey birbirine karıştı uğur böceği.
Ve sanırım,
Yakında
Büyük kötü kurt tarafından yeneceğim.
Tıpkı
Masalın sonunda, o çoban gibi.
...
Hâlâ bir çocuk gibi masal okumaya bayıldığımı biliyor muydun uğur böceği?
Çünkü ne zaman masal okusam,
Yolun sonunda beni bekleyen "büyük kötü son"biraz daha belirginleşiyor benim için.
