Huit

195 30 7
                                        

Bitti, bitti her şey.

Bu oyunda bu mahkemede, senle beni bir araya getiren şeyde beklenmeyen bir olasılıkla ulaştı sona. Her şey davacı olduğum bir mahkemede, bir sanık olarak ayrılmamla noktalandı. Ne beklenmedik bir son ha, uğur böceğim?

Ama sen hile yaptın.

Böyle olmaması gerekirdi olayların.

Hile, hilecisin sen. Çünkü eğer oynasaydın dürüst bir şekilde, asla böyle son bulmazdı seni ve beni "b i z" yapan şeyler.

Her şeyi gördün uğur böceği. Her şeyi gördün.

Sekiz gün sonra geldiğimizde senle yüz yüze, umut doluydu çehren.

Mutluydun çünkü sonunda gelmiştim, mutluydum çünkü sonunda yeni bir eğlenceye atılabilirdin. Kollarımı açtım sana. Ama soğuklardı. Tıpkı kalbim gibi onlarda soğuktu sana.

Ama uğur böceği, hayal kırıklığına uğrattın beni.

Sana karşı olan güvenimi kendin mahvettin, kendin bozdun mutluluğunu. 

Buna S E N sebep oldun, bir başkası değil.

Çantamı karıştırmaman gerekirdi uğur böceği.

Asla dokunmamalıydın çantama.

Çünkü eğer dokunmasaydın çantama, o kabarık defteri görmezden. Eğer o defteri görmeseydin açıp içine bakmak gibi bir merak duygusu belirmeyecekti içine. Ve defteri açtığında,

Mektuplar oldukları gibi güvenle kalacaklardı yerlerinde. 

Ama sen uğur böceği, sen çizdiğim bütün sınır ve mahrem çizgilerini aşarak defterimi eline aldın ve sonsuz uykularına terk edilmiş mektupları saçtın dört bir yana.

Sana 246 mektup yazdım. Yusufçuğa 162 ve Sayın Tırtıla 98.

Her bir kelime, bir başka intihar.

Neredeyse dört aya sığdırılmış 506 tane sone, ölüme yazılmış.

Mektupları gördüğünde, aslında orada bırakmalıydın her şeyi. Hepsini geri toplamalı ve çantama yerleştirip hiç bir şey olmamış gibi gelmeliydin yanıma.

Okumamalıydın onların hiç birini.

Bak, açılıverdi işte her şey ve saçıldılar Pandora'nın Çömleğinde barınanlar gibi.

Bütün her şey, seni ve beni "biz" kılan şey, biterken iki gün önce; hâlâ çok canlı zihnimde.

Çıkışta yanıma geldin. Ellerin deste deste kavramıştı mektupları.

Ellerine baktım ve sen bana baktın.

Sonra, fırlatıverdin hepsini yüzüne.

Yüzüme baktın, çatıktı kaşların.

Neden çatıktı kaşların?

"Gerçekten mi?" diye sordun bana. Cevap vermedim, tek yaptığım dikilmekti öylece orada. Uyuşmuş gibiydi bedenim, tepki veremiyordum; bütün duygu ve düşüncelerim ayaklarımın altındaki kağıt parçalarında kalmıştı sanki o an. Yerden bir mektup alıp yüksek sesle okurken bile ifadesizdi yüzüm, tek bir mimik bile yakalayamadığına eminim. 

Her şeyi inkar edebilirdim uğur böceği.

Bunların hepsi bir kurgu olduğunu söyleyebilirdim. Sadece omuzlarımı silker ve "yeni bir hikaye yazıyorum" derdim sana. İsimleri ise hep yaptığım gibi yakın çevremden aldım diyerek savuştururdum ilk mektuplarda içine düştüğüm hatayı. Sende bana inanır ve hiç bir şey olmamış gibi yapardık senle.

LucioleHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin