Yalan söylediğimi anlamasını beklemiyordum. Bir süre daha ona baktım. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Sessizlik ikimizi de boğuyordu. En sonunda "İyi akşamlar, Calum." diyebildim ve içeri girdim.
Salonda oturan annemle babam bana baktılar.
"Kimdi Trudy?" dedi annem bilgisayarından maillerini kontrol ederken.
"Hiç kimse anne, okuldan bir arkadaşım." dedikten sonra mutfağa gidip buz dolabına öylece baktım. İlgimi çeken bir şey göremeyince buzdolabının kapağını elimden geldiğince yavaş kapatarak içindeki ışığın sönüp sönmediğine baktım. Mutfaktaki dolapları karıştırırken bir dolapta kek buldum ve buz dolabını tekrar açıp süt çıkarttım. Keki bir tabağa koydum ve sütü bardağa doldurdum. İkisini de mutfak masasına bıraktıktan sonra havanın güzelliğinden faydalanıp dışarıda yemeğe karar verdim. Mutfak kapısından çıktığım anda bahçe masamızda oturan Calum'u görmemle korktum ve sütün bir kısmını yere döktüm. Kenarda bekleyen kedi, sütün dökülmesiyle gelip yerdeki sütü içmeye başladı.
"Sen gitmedin mi?"
"Hayır, hala konuşmamızın gerektiğini düşünüyorum." dediğinde elimdekileri masaya bıraktım ve bir sandalyeye oturdum.
"Evet, Calum." dedim keki çatalımla kesmeye çalışırken. "İster misin?" dedim keki göstererek.
"Hayır. Dikkatini bana verecek misin?" dediğinde kekimle oynamayı bıraktım.
"Seninle buluşmayı iptal etmemin sebebi anneannemin ölmesiydi. July'la alakası yoktu. Onu bugün gördüm ve zaten onunla konuşmak dahi istemiyordum."
"Neden ki, birbirinizi oldukça sevmişsiniz."
"Ya, öyle miymiş?"
"Yani şey, o senenin yıllığına baktım da biraz."
"Vay, şaşırtıyorsun beni."
"Tek meraklı olan sen değilsin Calum. Birazcık araştırma yaptım da." derken biraz da olsa utanmıştım.
"Tamam, her ne öğrendiysen 2 sene öncede kaldı ve ben onunla artık görüşmüyorum da konuşmuyorum da. Ve bu halimden gayet memnunum. Ve seninle tanıştığıma da." dedi masanın üzerinden elini elimin üzerine koyarken. Elimi onun elinin altından yavaşça çekip masadan indirdim.
Masanın üzerinden keki ve sütü aldıktan sonra ona "Pazartesi görüşürüz." dedim ve içeri geçtim. Calum bir süre kapının önünde bekledikten sonra sandalyesinin yere düşmesine neden olacak bir hızla ve sinirle kalkıp gitti.
Calum
"Artık tek bir şey bile yapmayacağım." dedim sinirle arabaya binip kapıyı çarparken.
"Önce sakin ol ve arabamın kapısını kırma yakışıklı." dedi Michael. "Şimdi, ne olduğunu anlat." dedi ve radyoyu kapatıp arabayı çalıştırdı.
"Kapısına kadar gittim. Önce beni kovdu. Sonra bana beni istemediği hakkında yalan söyledi. Tabii inanmadım. Sonra da arka bahçelerine gittim ve orada oturdum biraz. O da oraya çıktığında onunla konuştum. Elini bile tuttum ama bir şey demeden içeri gitti. Daha ne yapabilirim, anlamıyorum ki Michael?" dedim sinirle. Kafayı yemek üzereydim ve gerçekten çok sinirliydim.
"Belki de bırakmalısındır. Sen demiyor muydun benden hoşlanmaya başladı gibi diye? O zaman bekle. Eğer gerçekten öyleyse geri gelir."
"Vay be bukalemun, ilk defa düzgün bir şey söyledin."
"Kes de torpidodan Greenday albümünü çıkart."
"Bugün Arctic Monkeys dinlesek?"
"Peki." dediğinde torpidodan CD'yi buldum ve CD çalar taktım.
"Nereye?" dedim Michael kendi evine gidişi geçtiğinde.
"Sahilde bira içebiliriz diye düşünmüştüm."
"Luke ve Ashton."
"O götü çağırmayı pek düşünmüyorum ama Ashton'ı alalım."
"Luke'la niye konuşmuyorsun."
"Kardeşimle çıkıyorlarmış inabiliyor musun?"
"E sevmişler işte birbirlerini ne güzel mutlular."
"En yakın arkadaşının kardeşiyle sevgili olmak nedir? Bazı kurallar vardır. En yakın arkadaşının kardeşiyle birlikte olamazsın da bu kurallardan biri."
"Onların mutluluğu için bence bu kurallar yıkılabilir. Hem bak, kız kardeşin senin tanıdığın biriyle, hem ikisi de mutlular. Sen de mutlu olabilirsin."
"Kız kardeşimin sevgilisi kim olursa olsun içim rahat etmez. Hem bir gün onu kırarsa ne olacak." dediğinde Michael'ın bu halini ilk defa görmüştüm. Gerçekten kardeşi onun için fazlasıyla değerliydi.
"Eğer öyle bir şey olursa onu seninle birlikte döverim." dedim gülerek.
"O zaman gidip onları da alalım." dediğinde telefonumdan Luke ve Ashton'ı arayıp hazır olmalarını söyledim. İkisini de aldıktan sonra araba daha da gürültülü oldu. Luke ve Ashton'ın geldiği belliydi çünkü arkadan 50 farklı gülme sesiyle bağırarak şarkı söyleme sesleri geliyordu.
Sahile vardığımızda arabayı bulduğumuz ikk yere park ettik. Havanın geç kararması çok güzeldi, hava ılıktı ve deniz kenarında olduğumuz için hafif hafif rüzgar esiyordu. Biralarımızı açtıktan sonra Luke yine kendi aleminde şarkı söylemeye başladı. Bir süre sonra Michael ve Ashton da ona katıldı. Ben de sahilden geçenleri izledim. Trudy ve yanındaki Madelyn'i fark etmem uzun vaktimi almamıştı. Trudy'nin rüzgarda uçuşan saçları ve suratına vurup onu adeta bir melek gibi gösteren güneş ışığıyla birinin dikkatini çekmemesi imkansızdı. En azından benim için.
"Madelyn!" diye bağıran Michael'ın sesiyle gözlerimi Trudy'den ayırabildim. Madelyn Michael'ın onunla konuşmasına şaşırsa da adımlarını hızlandırıp yanımıza geldi. Trudy de onun peşinden.
"Bizimle otursanıza."
"Michael, artık benimle konuşuyor musun?" dedi Madelyn şaşkınlık ve mutlulukla.
"İkimizle de konuşuyor." dedi Luke gülümseyerek.
"Oturalım mı Trudy?"
"Olur." dedi Trudy. Madelyn gidip Luke'un yanına oturdu. Luke kolunu Madelyn'in omzuna attı. Pekala, güzel çift.
Trudy şaşırtıcı bir şekilde gelip yanıma oturdu. Hatta başını omzuma koydu.
"Ne oldu, yanıma gelir miydin sen?" dedim kulağına.
"Sana biraz haksızlık ettim sanırım." dedi kafasını boynuma yaklaştırarak.
Kolumu omzuna attım ve birlikte etrafı inceledik. Madelyn ve Luke kendi hallerinde eğleniyorlardı. Oldukça sevimli gözüküyorlardı.
"Ne kadar sevimli göründüklerine bakar mısın?" dedi Trudy mest olmuş bir sesle.
"Biz de öyle olabilir. Hatta daha bile tatlı." dedim gülerek. Yine, her zamanki gibi, konu hakkındadaha fazla konuşmamış, Madelyn ve Luke'u izlemeye devam etmişti.
Benim haka kafam ona dönükken o da kafasını bana doğru çevirdi. Bir süre birbirimize baktık ve birbirimize yaklaştık.
"Eğer öpüşürsek, bu seni öldürür mü?" dedim kısık sesle. O bana daha çok yaklaşınca cevabımı almıştım. Bir elimi yanağına diğerini de beline koydum ve dudaklarımız birbirine değdi.
Ben onu öperken karşılıksız kalmamıştım ve bu da onu daha fazla öpmek istemememe neden olmuştu.
Birbirimizi öperken gerçekten hislerimin karşılıksız olmadığını anlamıştım. Ve gerçekten mutluydum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
birthday cake//hood
Fiksi Penggemar"Ve sana alamadığım o doğum günü pastası için üzgünüm. Sadece param yoktu ama belki sonrasında telafi edebiliriz." @TributeJessieJ'ye benden küçük bir hediye.
