seis

107 16 6
                                    

"Harry, artık evden daha sık çıksan iyi olur." Ve tekrar başlamıştı. Evden çıkmasını, başkaları ike konuşmasını istiyordu.

"Anne beni zorlamanı istemiyorum." Yanına gelip yatağa oturdu.

"Onu çok sevdiğini biliyorum ve sevdiğin diğer insanları da kaybedince acının daha da arttığını biliyorum. Fakat onun seni bu halde gördüğünü düşün. Çaresiz, hayattan bıkmış, yıpranmış bir halde. Üzülmez miydi?"

Başını salladı.

"Şimdi, dışarı çıkıp bize ekmek almaya ne dersin?"

~

Elindeki ekmek poşeti ile dönerken telefonu çalmıştı. Arayan ise gizli numaraydı. Normalde sadece annesi ve ablası arardı. Yanlış aramışlardır diyip telefonu kapattı.

Ve tekrar aradı. Tekrar telefonu kapattı.

Bir daha aradı. Bu sefer açtı.

"Uhm, kimsiniz?"

Ses gelmedi.

"Hey! Kimsiniz?"

"H-Harold?" Karşı taraftan gelen ses oldukça ürpermiş ve korkmuş duruyordu. Telefonu açacağını düşünmemişti sanırım. Yutkundu. Gerçek olamaz diye düşündü. Yıllarca inandığı şeyin bir gün gerçek olacağı aklının ucundan geçmemişti. Hayal gibiydi. Hep inanmıştı ama gün geçtikçe gerçekleşmeyeceği gerçeğine kendini alıştırmıştı sanki. Elindeki poşeti kenara bıraktı. Gözleri dolmuştu. Konuşmak istiyordu ama boğazı düğümlenmişti. Sonunda derin bir nefes alıp konuştu.

"Louis? Sen misin? Sevgilim?" Ne olduğunu anlayamamıştı. Bir kaç yıl önce cenazesine gittiği çocuk ile şuan telefonda konuşuyordu.

"Üzgünüm." Sesi ağlamaklıydı. Nasıl bir halde olduğunu, nerede olabileceğini düşündü. Nerede kalıyordu? Nereden yemek buluyordu? Tam cevap verecekken telefon kapandı. 

Geri aramak istiyordu ama numara gizli olduğu için arayamıyordu. En azından yaşıyor diye düşündü. Yaşıyordu. Öldü sandığı sevgilisi gerçekten de yaşıyordu.

Koşarak eve gitti ve ablasına sarıldı. Gözleri parlıyordu. Gözlerine bakan biri onun şuan dünyanın en mutlu insanı olduğunu düşünebilirdi.

"O yaşıyor Gemma! Louis yaşıyor, ölmedi!"

Bir an Gemma onu için mutlu olmuştu ama nedenini öğrenince yüzü soldu.

"Harry,"

"Biliyorum imkansız gibi ama bugün onunla konuştum. O yaşıyor, gerçekten." hala büyük bir heyecanla konuşuyordu.

"Harry, üzgünüm ama o öldü." Ses tonu biraz yüksek çıkmıştı.

"Bana inanmıyor musun?"

"İnanmayı her şeyden çok isterdim Harry, bunu biliyorsun. Ama bu gerçek değil. O yaşamıyor bunu artık anlaman lazım."

Sözleri canını acıtmıştı. Sanki her bir kelime bir bıçaktı ve hepsi teker teker kalbine saplanmıştı.

Gözleri dolu bir şekilde odasına koştu. Kendini her kötü hissettiğinde yaptığını yapıp masasının altına girdi.

Annesi ve ablasının konuşmaları duyuluyordu.

"Sanırım onun artık bir yardım alma zamanı geldi."

~

Böyle bir bölüm yazmak daha hoş oluyor diğer türlü yazmak daha zor gibi. Neyse umarım sevmişsinizdir. Yorumunuzu belirtirseniz sevinirim

Letters | LarryHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin