O küçük öpücükten sonra yavaşça benden uzaklasti ve tepkimi ölçmek istercesine yüzümü incelemeye başladı. Meraklı gözlerle bakarken "B-ben..." devamını getirmemişti. Bense diyecek birşey bulamadım. Harry'i unutmak istiyordum ama Ross'la birlikte olmak istemiyordum. Vagon durunca indim ve yürümeye başladım. Basım dönüyor ve midem bulaniyordu. Bu kadar fazla trene binmemeliydim. Üstelik üstüste!
Biraz sonra Ross arkamdan yaklasti ve eliyle kolumu kavrayıp beni kendine çevirdi. Kolumu hala çok sıkı tutuyordu. Sinirle kolumu tutan eline bakinça elini gevşetti ve üzgün olduğunu anlatan gözlerle bana baktı. "Ben çok üzgünüm. Yaptığım şey yanlıştı çok özür dilerim."
"Bak Ross bu olanlar gerçekten hızlı ve benim için çok fazla. Zaten kafam çok karışık."
"Ben sadece hislerimi belli etmek iç-"
Sözlerini bitirmesini bekleyemedim. Midemin bulantısı sonunda kendinu göstermiş ve midemdeki herşeyi dışarıya püskürmüştüm.
Ross hem igrenerek hem de alaycı bir şekilde bana baktı ve sonra bana doğru yaklaştı. Gerisi yok. Yine karanlık.
Uyandığımda evdeydim. Kendimi kaybedip uyandığımda kendimi odamda bulmak güzel ama buraya nasıl ve ne zaman geldiğimi bilmemek kötü oluyor.
Kalktım ve saate baktım. 07:14. Yaklaşık kırk dakikam vardı. Okula gitmeden önce biraz hava almak istiyordum. Banyoya gittim. Gözümün altında oluşmuş halkaları kapatacak kadar fondöten sürdüm ve abartısız bir makyaj yaptım. Uzerime şirin bir elbisemi giyindim ve yepyeni bir sayfa açtım hayatimda kendimce. Ayakkabılarımı da ayaklarima geçirdikten sonra anneme yakalanmadan evden çıktım. Scott'la da konuşmaya ihtiyacım vardı ama bunu başka bir zamana erteleyebilirdim.
Kahvalti etmeden çıktığım için yolumun üzerinde bir markete uğradım ve bir çikolata aldım. Bu çikolatayı uzun zamandır yemek istiyordum. Şu reklamlardaki kadın çok çekici bir biçimde ısırıyor ama ben yapinca hayvan gibi oluyorum. Onlar nasıl ısırıyor? Ben ısırdığımda neden olmuyor anlamuyorum.
Ben bunları düşünürken bir ses düşüncelerimi böldü.
"Onların nasıl ısırdığı önemli değil ama senin ısırdığında hayvana değil şirin bir çocuğa benzedigini söyleyebilirım." dedi Harry. Sırıtarak gozleriyle ağzımın kenarini gösteriyordu. Elimi ağzıma götürdüğümde çikolata kaldığını farkettim ve elimle yavaşça sildim. Sonra bir anda kafama DANK etti. Aklımı mı okumuştu? Önceki konuşmamızda "Ben bir melegim." demişti ama bunun tamamen bir ego tatmini olduğunu düşünüyordum. Ayrıca rüyamda gördüğüm seyleride bilmişti. Elim otomatik olarak rüyamda camla kestiğim koluma gitmişti. Anlamış olacakki yanıma oturdu. Konuşmasını beklemeden ben başladım. "Benle konuşmak istemediğini sanıyordum melek." dedim melek kelimesine vurgu yaparak. O şirin gülümsemesi kaybolmusti ama dudaklarını birbirini öyle bastırıyordu ki gamzeleri olduğu gibi duruyordu. Gözlerimi gözlerine diktim ve merakla vereceği cevabı beklemeye başladım. "Bak, Amy. Sadece dinle tamam mi ama burada konusamayiz daha özel bir yere gitsek, fazla insanın olmadığı bir yere?"
Harry'nin Ağzından
Onu aldım ve bildiğim en sakin yere götürdüm. Artık herşeyi anlatmaya karar vermiştim. Ama gözlerine baktığımda şüphe oluşuyordu icimde. Ya ben ona söylediğimde baş melekler beni ondan uzaklaştırırlarsa. Bunun olmasını istemiyordum o yüzden hiç duraksamadan onu yine kendi evime götürdüm.
Geldiğimizde odaya girip bir koltuğa yerleştim ve onun da gelmesini bekledim. Geldi fakat oturmadı. "Hala konuşmadın?"
"Ne demem gerekiyor?"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Trust Me (Güven Bana)
FanfictionHarry Styles her zaman kötü çocuktu. Derin gamzeleri, yesil gözleri ve kıvırcık çekici saçları beni kendine çekiyordu. Buna engel olmaya çalışırken onu daha iyi tanımaya başladım ve onun hayatında bir keşfe çıktım. Merhaba arkadaşlar; Bu ikinci hika...