Seni kolundan sürükleyerek L koltuğun kısa kenarına atıp üstüne çıktığında fazlasıyla sinirli. Ve bu, sana fazla tanıdık.
Bebeğini kaybetmenin üzerinden aylar geçmiş. Thor ile birbirinize tutunmaya çalışıyorsunuz ve sen Loki'nin olduğu tarafa bile bakmıyorsun.
Bir gün, çiftlik evindeyken elinden tutarak seni ayağa kaldırıyor ve boğazını temizliyor. İkiniz de, ilk zamanlara göre daha iyisiniz. Az da olsa toparlandınız.
"Nasıl diyeceğim hakkında hiçbir fikrim yok." diyor ve tek dizini hafifçe kırdıktan sonra geri doğruluyor ne yapacağını bilemez şekilde. "Şey, peki ayakta da olsam olur galiba."
Ona baygın bakışlar atıyorsun. "Bir problem mi var Thor," diyorsun yavaşça. Her zaman olduğun gibi uykulusun. Daha doğrusu bebeğini kaybettikten sonra her zaman olduğu gibi.
"Daha önce sormam gerekirdi. Çok daha önce sormam gerekirdi," diyor ve cebinden küçük bir kutu çıkartıp gözlerinin önüne sunuyor. "Ama lütfen mazur gör sevgilim." kapağını açıyor ve serçe parmağının tırnağı kadar büyük bir taşa sahip yüzüğü görmeni sağlıyor.
"Benimle evlenir misin?"
Dudaklarını birbirine bastırıyorsun. Loki ile onu aldattıktan, hatta bu yüzden bebeğini kaybettikten sonra şeref yoksunu bir şekilde onunla evlenemezsin. Olmaz. Böyle bir şeye vicdanın izin vermez. Ona her dokunduğunda onu nasıl soysuzca aldattığını hatırlarken bir de onunla evlenemezsin.
Evlensen bile kardeşi sosyopatın teki olduğu için her zaman alttan alttan hayatınızı mahveder. Ondan kurtulmanın tek yolu ilişkinizin olduğunu söylemekten geçtiğin için, asla yapamayacağını düşünüp daha da acımasız olacaktır. İlişkinizi söyleyemeyeceğini düşündüğü için daha da acıtacaktır canını. Bunlar olmadan son vermelisin buna.
Thor bir şeyler söylerken bir adım geri gidiyorsun. "Olmaz."
Birkaç saniye öylece duruyor.
Ayağın geriye, koltuğun kısa kenarına biraz daha yaklaşmanı sağlayacak şekilde bir adım atıyor. "Olmaz." diye tekrar ediyorsun.
Elindeki kutunun yere düşme sesi evde yankılandıktan sonra kaşlarını sorgular biçimde çatıyor. "Ne?"
Başını iki yana sallarken gözyaşların yanaklarından düşüyor ama o bunu fark etmemiş olmalı. Şokta şu an. "Olmaz."
Her daim dik olan omuzları düşüyor. Bıkkın nefeslerden sonra nefes nefese sanki maraton koşmuş gibi soruyor. "Niye?" cevabını beklemeden devam ediyor. "Bebeğimiz nedeniyle mi? Onu kaybettiğimiz için mi? Yeni bir tanesine sahip olabiliriz sevgilim, yeni bir bebeğimiz olabilir, lütfen-"
Elini tuttuğunda elini kurtarıyorsun ondan ve ağlarken bağırarak sözünü kesiyorsun. "Olmaz Thor!" hıçkırdıktan sonra devam ediyorsun. Bedenin hafifçe öne eğilmiş. "Dayanamıyorum! Bu vicdan azabı beni öldürüyor!"
Elini sana uzattığında geri çekiliyorsun. Gözlerinin kocaman olduğuna eminsin. Sesi inanamaz biçimde. "Ne yaptın?"
Hıçkırıyorsun ve başını kaldırıp onun okyanus gözlerine bakıyorsun hem en sığ, hem de en derin denizlerin renklerinin bir arada olduğu gözlerine. Tekrar hıçkırırken başını tekrar eğiyorsun. "Çok özür dilerim."
"Ne yaptın!?" diye sesini biraz yükseltiyor bu sefer. Aklı bebeğinize gidiyor olmalı. Bebeğinizle ilgili kötü şeylere gidiyor olmalı. Bu yüzden kolundan tutup seni kendine çekiyor ve yüzüne tıslıyor. "Eğer bebe-"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Runaway
Fiksi Penggemarİnsanlar acımaz. Tanrılar da öyle. Önce denerler sizi, direnirseniz daha çok güç kullanırlar. Ve daha çok ve daha çok. Acımasızca dağıtır üzerinize tüm öfkesini, bir an bile tereddüt etmeden, bir an bile pişman olmadan. Kalbinizi kırarlar, sanki cev...
