Pastaneden aldığımız küçük ama sevimli pastayı yemek için evimin yakınlarındaki bahçenin parkına gittik. Her zaman dertleştiğimiz banka oturduk.
"Bazen çikolatalı pastayı, benden çok sevdiğine düşünüyorum." dedi gülerken.
"Emin değilim." Ikimiz de oldukça mutluyduk. Pastamı afiyetle yerken, göz ucuyla Hyungwon'a baktım. 5 sene önce onunla tanışmam tamamen şans eseri olmuştu. Hyungwon, benim hayatımın şansıydı.
Yalnız kalmayı küçüklüğümden beri çok severdim. Çocukken yalnızlığı rahatça şarkı söyleyebildiğim, dilediğimce oyun oynayabildiğim için severdim. Büyümeye başladığımda, zevklerim de değişti elbette. Ancak yalnızlığı sevme nedenimi kökünden değiştiren olay, ben 21 yaşındayken gerçekleşti: annemi kaybettiğimde.
Tarih 23 Ocak, Cuma. Annemin ölümünün üstünden çok geçmemişti. Ondan başka kimim vardı ki bu dünyada? Ne yapabilirdim ki onsuz? Depresyon, zihnimi çoktan ele geçirmişti. Durduramadığım bir fırtına, altında ezildiğim taş yığını, beni yutan bir dalga olmuştu artık zihnimdeki düşünceler. Keşke gördüklerim, kabuslarımdaki senaryolar olsaydı diye minnet duydum kendime defalarca, ama neye yarar? İçine girdiğim depresyondan kurtulmanın tek yolunun hayatıma son vermek olduğunu düşünmüştüm, ne kadar da aptalmışım. 5 sene önceki kendime, intihara kalkışmadan önce, şimdi yaşadığım mutlu hayatımı gösterebilmenin bir yolu olsaymış keşke. O gün "şansım"la tanışmasaydım, her şey benim için çok geç olabilirdi.
Evime giden sokaktan sağa sapıldığında, yolun sonu uzun ağaçlarla örülü bir ormana çıkıyor. Bu orman, bu şehirde saf kalmış ve hiç insan eli dokunmamış tek yer sanırım. Bu ormanın bir diğer özelliği de, sık ağaçlar arasından yaklaşık 15 dakika kadar yüründüğünde, tüm şehri ayaklar altına alan bir uçuruma ulaşılması.
Kaç adımım kalmıştı özgürlüğüme kavuşmaya, anneme doyasıya sarılmaya? Bu koca şehre, kapkaranlık gökyüzünü aydınlatan rengarenk ışıklara, yüksek binalara, karınca gibi görünen binlerce insana son bakışım mıydı bu? Nasıl bir histi acaba ölüm gayesiyle kendini boşluğa bırakıp, rüzgarı ve yere yaklaştıkça zamanının daraldığını hissetmek? Pişman olacak mıydım adımımı boşluğa attıktan sonra? 1 adım sonra geri dönüşünün olmadığını bildiğim boşluğa kendimi bırakacak kadar cesur muydum? Adımlarımı yavaş yavaş uçurum kenarına doğru atarken, aklım bu düşüncelerle o kadar meşguldu ki, ne yaptığımın ya da nereye yürüdüğümün ciddiyetinin farkında değildim.
"Yapma."
Bu da neydi şimdi? Duyduğumun gerçek bir ses olduğuna emindim. Ayakkabımın ucu sınırda dururken, arkamdan esen rüzgar, duyduğum sesin gerçek olup olmadığını düşünürken, daha da tedirgin ediyordu beni. Adımımı geriye atıp, hızla arkaya döndüm. Bu çocuğu daha önce hiç görmediğime emindim. Neden buradaydı ve neden beni durdurmak istedi diye düşünürken, bana yaklaştı. Zihnimde kendimle kavga ediyor, tanımadığım çocuğun lafıyla neden kararlılığımdan ödün verdiğimi düşünüyordum. "Sen de kimsin?"
"Yanıma gel." diyerek bileğimden kavradı ve beni uçurum kenarından uzaklaştırdı. Saatlerdir kendini cesur zannedip, özgürlüğe uçmak isteyen kıza şimdi ne olmuştu? Bu kadar mı korkaktım cidden? Kendime kızmadan edemiyordum. Akıttığım göz yaşlarım ne içindi acaba? Atlayacak kadar cesur olmadığım için mi? Ölümün kıyısından, büyük bir pişmanlıktan döndüğüm için mi? Yoksa, ettiği tek kelimeyle beni hayata bağlayan melek yüzlü çocuğa minnetim için mi?
"İntihara kalkışmana sebep olacak kadar kötü bir hayatın varsa, her şeyi baştan tasarla. Her şey senin zihninde, senin istediğin gibi olsun."
Dizlerimizin üstünde oturmuş, birbirimize bakarken, söylediklerinin beni etkisi altına aldığının farkına varmıştım. Hayallerimdeki dünyada, bu tanımadığım adama da özel bir rol verecektim, tıpkı onun istediği gibi.
O, plastik tabağındaki pastasının son lokmasını da ağzına atarken, konuşmaya başladım. "5 sene ne kadar da çabuk geçti. Seninle ilk tanışmamız daha dün gibi aklımda."
"Mina?"
"Efendim?"
"Üşümüş olmalısın. Ayrıca yarın işe erken gitmeliyiz, biliyorsun." Biliyordum, konuyu kapatmaya çalıştığını bildiğim kadar iyi biliyordum hatta.
"Kalkalım o zaman."
Beni evime bıraktıktan sonra, kendi evinin yolunu tuttu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BLACK & WHITE
Fiksi PenggemarBirkaç saat sonra uyku tutmadığında, penceremi açıp yağmurun toprakta bıraktığı enfes kokuyu içime çekerken, onun odasına bakıp düşündüğüm tek şey: onun benim ölümümü istediğiydi...
