"...Ben canavar değilim. Benden korkma."
Hayalimde tasarladığım yüzleşme böyle degildi. Ondan hesap soracaktım, hırsımı alacaktım, yaptıklarından ve söylediklerinden pişman olmasını sağlayacaktım. Peki ya şimdi? Ona ölesiye inanmak istiyordum ve bunu inkar edecek takatim kalmamıştı.
Yağmur ikimizi de ıslatmakta meşgulken, dudaklarımda hissettiğim sıcaklık bu dünyadan kopmama neden olmuştu. Kalpsiz adam, en beklenmedik zamanda hayatıma darbesini yine vurmuştu. Tanıştığımız ilk günden beri yaptığı gibi...
Zaman adeta durmuştu ikimiz için de. Yağmur damlaları asılı kalmıştı havada. Etrafımızdaki her şey donmuş, bizi izliyordu. Bana yaşattığı acı hislerin telafisini mi yapıyordu şimdi? Bildiğim bir şey varsa, o da şu anın bozulmasını istemediğimdi.
Bir adım geri çekildim. Kızarmış yanaklarım ona komik gelmiş olacaktı ki başını eğip gülümsedi.
"Üşüyor musun?"
"Evet. Eve gidebilir miyiz artık?" Eve gitmeyi gönülden istemesem de titreyen vücudum hasta olacağımın sinyallerini vermeye başlamıştı.
Cümlemi bitirir bitirmez elimi tuttu ve parkın çıkışına doğru ilerledik. O, parmaklarını parmaklarımın arasından geçirmiş, elimi sıkıca kavrarken, üşüdüğüm gerçeği bedenimi ve zihnimi çoktan terketmişti bile.
Apartmanımın önüne geldiğimizde elini bırakacakken bunu yapmama izin vermedi.
"Bu gece benimle kalır mısın?"
Bu, şu an ondan beklediğim en son teklifti. Kalbim deli gibi onunla gitmek istiyordu ancak beni basit bir kız olarak görmesini istemezdim. Kaşlarını kaldırdı ve samimi tebessümünü suratına yeniden yerleştirdi. Ona güvenmeye bir yerden başlamam gerekiyordu. Kalbimin sesini dinlemeyi hayat felsefem edinmiştim son günlerde.
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆
Elimi bir saniye olsun bırakmadan 4. kata çıktık. Geniş salona adım atar atmaz göz ucuyla etrafı inceledim. Salonu en az benim evimdeki tüm odaların toplamı kadar büyüktü. Bina yeni yapıldığı için kiralarının pahalı olduğunu duymuştum. Ödenen para, hakkını veriyordu.
Her bir köşeye konumlandırılmış spot ışıkları siyah duvarları aydınlatıyor, ancak odadaki kasvetli bir o kadar da gizemli havayı dağıtmaya yetmiyordu.
Ben tüm merakımla odayı incelerken Wonho'nun elimi çoktan bırakıp ortadan kaybolduğunu fark etmiştim.
"Wonho?" Etrafa bakınırken adını tekrarladım. Biraz uzaktan gelen adım seslerine odaklanmıştım. Koridordaki odalardan birinin kapısını açarken yüzünü dönüp seslendi:
"Gelsene, Mina!"
Hızlı sayılabilecek adımlarla, girdiği odaya peşinden gittim. Burası onun yatak odasıydı. Pencereden kendi yatak odamın manzarasını görebiliyordum. Tebessüm etmeden duramadım.
"Demek bu açıdan böyle gözüküyormuş."
Dolabını karıştırmakla meşgulken bir şeyler mırıldanıyordu ancak net duyamıyordum.
"Sonunda!"
Derin bir oh çekerek dolaptan çıkardığı beyaz havluya gururla baktı.
"Başından beri bunu arıyordum." Kendi kendine gülerken o kadar sevimliydi ki. Kıkırdarken çıkardığı boğuk sesler bile kalp ritminin değişmesine yetiyordu. Bir gecede bu kadar yakınına gelmiş olmak şansların en büyüğüydü belki de benim için.
Yatağa oturup hemen yanını işaret ettiğinde oturmamı istediğini anlamıştım. İkimizin de kıyafetleri ıslaktı ve üşüdüğüm için titremekten kendimi alamıyordum.
Havluyla saçımı kurulamaya başladığında ağzını kocaman açıp çocuk gibi kahkahalar savuruyordu. Onun bu haline gülmeden edemedim.
"Heey, neye gülüyorsun?"
"Islak bir kedi yavrusu gibi görünüyorsun, Mina." Eğilip yanağıma minik bir öpücük kondurdu. Yanaklarımın kızardığını hissetmemem mümkün değildi.
"Hasta olmanı istemem."
"Üzerini değiştirmelisin. Benden çok daha kötü durumda olduğunun farkındasın değil mi?"
Aklından fena şeyler geçiyormuş gibi gülümsemesi utanmama neden oldu.
"B-ben de senin hasta olmanı istemem."
Kekelememe gülüp aniden ayağa kalktı. Sweatshirtünü aniden sıyırmasıyla gözlerimin fal taşı gibi açılması bir oldu. Buraya gelmekle hata etmemiştim değil mi? Bu çocuk beni neredeyse deli edecekti.
Ben yatağa çakılıp kalmış biçimde onun yarı çıplak bedenini izlerken dolabından bir çift t-shirt, bir eşofman, bir de şort çıkartmıştı.
T-shirtünü üzerine geçirip diğer t-shirtü ve şortu yatağın üzerine bıraktı.
"Giyinince mutfağa gel. Atıştırmalık bir şeyler hazırlayacağım."
Dudağının kenarını kıvırarak bahşettiği tebessümüyle ayrıldı odadan. Üstümü giyinir giyinmez mutfağa geçtiğimde masayı bu kadar kısa sürede doldurduğuna oldukça şaşırmıştım.
"Bunlar yeterli gelmezse bir şeyler pişirebilirim."
"Hayır hayır, gerek yok. Otur lütfen. Yeterince şey yapmışsın zaten."
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆
Masayı topladıktan sonra kıyafetlerimin kuruyup kurumadığına bakmak için yatak odasına girdim. Yeterince kuruduğunu düşündüğüm sweatshirtümü ve kot pantolonumu katlarken omzumda Wonho'nun elini hissetmemle yüzümü ona döndüm. Kıyafetlerimi ellerimin arasından çekip eski yerine koydu.
"Birlikte uyuyabilir miyiz?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BLACK & WHITE
FanfictionBirkaç saat sonra uyku tutmadığında, penceremi açıp yağmurun toprakta bıraktığı enfes kokuyu içime çekerken, onun odasına bakıp düşündüğüm tek şey: onun benim ölümümü istediğiydi...
