Chapter 5

28 6 3
                                        

"Burası." Lanet olsun. Yol boyu bu kaba adamı sırtımda sürüklerken içimden olmamasını istediğim şey, gerçek çıkmıştı. Suratımı asmadan edemedim.
"Zemin katta mı oturuyorsun?"
"Hayır, 4. kat."
"Ev arkadaşını ara da seni almaya aşağıya insin. Seni yukarı çıkartabileceğimi zannetmiyorum."
"Ev arkadaşım olsaydı, senin gibi birinden beni eve taşımasını istemezdim, emin ol." Benim gibi biri? Yine başladık.

Ormandayken, bana muhtaç olan birine yardım etmek için elimden gelenin en iyisini yapacağıma inandırmıştım kendimi, hızlı adımlarla sesin sahibine ulaşma çabam bu yüzdendi. Kim olursa olsun, omzuma çullanmış olan adam, bana ihtiyacı olan kişiydi. Yardım edeceğim insanı, duygularıma göre belirlemem etik değildi. Ormanda sadece ikimizin bulunması tesadüf değildi. Ben, tesadüflere inanmam. Tanrı tarafından, dayanma gücüm sınanıyordu belli ki.

"Sonunda bitti." diye geçirdim içimden. O kapı kilidini açmakla meşgulken, göz ucuyla onu inceledim. Geniş omuzlarını, yapılı vücudunu yaptığı düzenli spora borçluydu sanırım. Sarı saçlarının beyaz teniyle uyumu, onu oldukça çekici hale getiriyordu. Herhangi bir kızın, onun gibi bir erkekten etkilenmemesi neredeyse imkansızdı.
"Neye bakıyorsun? Çok mu yakışıklıyım?" Dejavu yaşadım. Aynı cümleyi Hyungwon'dan birkaç hafta önce, yine aynı adam söz konusuyken duymuştum.
"Hayır." demekle yetindim ve merdivenleri hızla indim. Asıl bekleme sebebim terler içinde kalışıma bir teşekkürdü.

Eve geldim, duşa girdikten sonra giyinip, günün kritiğini yapmak için penceremin önüne oturdum. Ne gündü ama... Monoton bir cumartesi gününe göre, fazla yorucuydu. Önce telefonumu düşürmeme sebep olması, özür dilememesi, üstüne kaba sözleriyle günümü mahvetmesi; şimdi de ona yardımımdan sonra bir teşekkür bile etmemesi. O çocuğun derdi benimle miydi, yoksa kendisiyle mi? Bazı problemleri olduğu kesindi. Herneyse, yan binada kiracı olması, onunla muhatap olmamı gerektirmezdi. Benden ne kadar uzak, o kadar iyiydi akıl sağlığım için.

Çalan telefonuma uzandım. Şirketten arkadaşım arıyordu. Cumartesi, gecenin bu saatinde, beni neden arıyor olabilirdi ki? Samimi olduğumuz da söylenemezdi. Tereddüt etsem de cevapladım. "Sujeong? Şirkette bir sorun mu çıktı?"
"Hayır tatlım. Yeni anlaşma yaptığımız inşaat firmasının kutlama yemeğine katılma zorunluluğu olduğunu hatırlatacaktım. Tüm personeli arıyorum, o yüzden geç aradım, rahatsız ettiysem kusura bakma lütfen."
"Haber verdiğin için teşekkür ederim, iyi geceler."
"Sana da."
Bu parti kesinlikle aklımdan çıkmıştı. Yan binanın sahibi olan şirketle anlaşmaya sonunda varabilmiştik. Bu kutlama yemeği de neyin nesiydi şimdi? Şirketteki herkes en güzel halleriyle orada olacaktı, ben ise gecenin bu saatinde açık mağaza bulamayacağım için yarınki yemeğe dolabımdaki eski elbiselerimden birini üstüme geçirerek gidecektim.

Ben ne giyeceğimi düşünüp dertlenirken, odama giren soğuk rüzgar irkilmeme sebep olmuştu. Penceremi kapatmak için kolumu kaldırdığımda, bana bakan bir çift göz, esen soğuk rüzgarı unutmamı sağlamıştı. Göz göze geldiğimiz an, beni daha önce hiç üşümediğim kadar üşütmeye yettiğini düşünüyordum onun anlamlı bakışlarının.

BLACK & WHITEHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin