Sorun tam olarak şurada başlamıştı.
Eğer işlek caddeye girseydim izimi kaybettirebilirdim ama ben onlardan önde olmayı tercih ederek kendimi tehlikeye atmıştım. Karşılığında ne almıştım peki? Ölümüne sızlayan dağılmış bir yüz ve mor bir bacak. Ha, bir de kaybettiğim vardı, milyonlarca liralık değeri olan bir toka. Yüzlerce yıllık bir toka.
Peki ne olurdu? Kesinlikle hapse girecektim, bu da yetmezmiş gibi Taehyung'u göremeyecektim, rüyalar bana acı vermeye devam edecekti, bütün hayatım kayacaktı. O yüzden gözlerimi açmadım. Uyandığım ilk anda kaldığım yerden devam etmem gerekiyordu, tokayı kaybetmiş olarak devam edecektim. Her şeyimi kaybetmiş olarak.
"Aç artık gözlerini..." Tanıdık bir mırıltı kulaklarımı doldurduğunda gözlerimi araladım, burada olduğuna inanamıyordum ama hastanede olduğum göz önüne alınırsa, o kadar da imkansız değildi. "Tam bir aptalsın, ne demeye kazanamayacağın bir kavgaya giriyorsun ki?" Beni azarlamaya başlarken bir yandan da yastığımla çarşafımı düzeltiyordu, neden benimle ilgileniyordu? Küçücük bir tokayı bile elinde tutamayan ben, nasıl onu bende tutacaktım?
"Kaçabileceğimi düşünmüştüm," dedim, kendimi savunmam anlamdızdı ama yine de beni bir aptal olarak görmesini istememiştim. Tokayı almak için mücadele etmiştim, pes etmemiştim.
"Eğer son anda karar değiştirip hastanenin önünde seni beklemeseydim ne olurdu, biliyor musun?"
"Toka?" Aniden gelen umutla doğrulmaya çalıştım ama kolumdaki iğneler bana engel oldu, "Tokayı aldın mı Taehyung?"
"Ben senin hayatından bahsediyorum, sense salak bir tokadan. Senden önemli değil ya, neden bu kadar önemsiyorsun onu?" Beni terslemeye devam ederken ceplerini karıştırıyordu.
"O önemli," dedim sadece. Geçmişle aramdaki bağın yalnızca bu olduğunu düşünüyordum, o toka elimdeyken gördüklerim rüya değildi. Bir anıydı. Ama şimdi her şey uçtu, Taehyung gözümde yabancılaştı ve ben kendimi inanılmaz rahatsız hissettim, yapmam gereken tek şey tutuklanmadan yaşamaya devam etmekti ama artık bir önemi kalmamıştı.
"Al." Umursamazca bana uzattığı tokaya bakakaldım. Eğer bu tokayı aldıysa, adamlarla bir mücadeleye girmiş olması gerekirdi ama hiçbir yara bere yoktu yüzünde. Onlardan rica edip almış da olamazdı, bu nasıl ondaydı?
Hızla uzandım ve aldım ipe bağladığım altın çubuğu, Kim Taehyung uyurken olduğu gibi uyanıkken de beni delirtiyordu, sorular bir türlü kesilmiyordu. Cevap bulamıyordum, sadece kenarda birikiyordu soru işaretleri ve çoktan yarısına cevap aramayı unutmuştum. Soruyu da unutmuştum.
"Şu yüzünün haline bak," dedi. "Canın acıyor olmalı, sert vurmuşlar." Bana kızgın olduğunu hissediyordum, daha kötüsü, beni suçluyordu.
Kendime zarar verdiğim için bana kızmıştı.
Sedyeye doğru bir adım attıktan sonra baş parmağını çok hafif bir şekilde yüzümde gezdirdi, tüy gibiydi dokunuşları ama canım biraz yanmıştı. Sonuşta yüzümde topografik bir harita bile çıkmış olabilirdi, ne derecede şiş olduğunu bilmiyordum. Ne kadar kötü göründüğümü de.
Rahatsızca kıpırdandım yerimde, bana bakmasını istemiyordum, berbat görünüyor olmalıydım. Güzellikle ilgili berbat bir olayım vardı, kendimi asla karşı konulamaz derecede yakışıklı bulmamıştım ama çirkin olmadığımı biliyordum. Şu an hariç. Kim Taehyung bütün mükemmelliği ile beni izlerken bu halde nasıl onun gözlerine bakabilirdim? Utanç bütün bedenimi ele geçirdi, kendimi çarşafın içine gömmek istedim ama hareket edemedim.
"Ah, serumun bitmiş. Ben hemen geliyorum." Ani bir şekilde parmağını yüzümden çekti ve gözlerini kaçırarak arkasına döndü, serumum bitmiş miydi bilmiyordum ama bittiyse de onun bunu bir bahane olarak kullandığını fark etmiştim.
