"TESADÜFÜN BÖYLESİ !"

147 22 0
                                        

Okulda bana çarpan ahmak !

Ne güzel bir haftadır görmüyorum diye sevinirken nerden çıktı şimdi bu?!

Hemde bir kaç sokak ötede !

Neyse belki bilmiyordur buraya yakın oturduğumu diyerek içeriye almıştı bizi adı Buğra olan ama benim için ahmaktan bir farkı olmayan kişilik.

İçeriye göz attığımda tam da beklenilecek bir davranışla salon dağınıktı.

Kitaplar, kahve bardakları, yastıklar, filmler, yemek tabakları, pizza kutuları bile var!

Daldığım düşüncelerden Umut'un sesiyle irkildim.

"Çok fazla kalmayalım biz, hediyeyi alıp çıkalım rahatsız etmeyelim seni kardeşim. "

"Hiç olur mu ya? Öğrenci dediğin bu saatte uyanık olur zaten" diyerek gülümsemişti.

"Bu kitaplar falan ne iş ? Okulun bitmesine bir hafta kaldı." diyerek ezici bir gülüş göndermişti Umut o ahmak'a.

"Bütünlemeler sağolsun, başımızı ağrıtacak" dediğinde suratını asmıştı. Ama takmayan bir ifade takınmıştı tabii ki.

"Hıh! Senden de bu beklenir zaten"

Bunu! ben! söyledim !

Kendim bile şok olmuştum söylediğime. Oysa ki kendi içimde söyleyip bitirdiğim bir cümle olacaktı.

Bir anda bana dönen iki kafayla karşılaşmıştım. Dudağımı ıslayarak bir şey söyleyecektim ki, vazgeçtim. Umursamaz bir bakış atıp kafamı başka bir tarafa çevirmiştim.

"Neyse ben size kahve yapayım. Gece gece iyi gider." diyerek sessizliği bozan Buğra denen o ahmak olmuştu.

Eğer saçımı çekmeyip özür dileseydi ahmak demeyi kesebilirdim. Ama şu an kesinlikle ahmak kelimesini hak ediyordu.

Salonda başbaşa kaldığımızda Umut bu ters hareketlerimin nedenini sormaya çoktan başlamıştı bile.

"Rüya ne oldu kızım birden? Geldiğimizden beri bir huzursuzsun."

İlkte söylemeyi tercih edecektim ama aramızda böyle şeylerin saklanamayacağını bildiğim için anlatma kararı vermiştim. Derin bir nefes alarak:

"Bu, o" demiştim gözlerim kapalı bir şekilde.

"O kadar bekledim, cevaba bak ya! Sinir etme beni Rüya. O kim?"

"O işte o!" dedim sinirli bir şekilde.

"Bir daha o kim demeyeceğim."

Fısıltı şeklinde konuşuyorduk ama Umut'un boğazında patlamaya hazır binlerce damar görebiliyordum.

"Okulda çarpıştığım ahmak işte" dediğimde derin bir nefes vermiştim.

Umut'un yuvalarından fırlayacak derecede açılan gözleri adeta iki kat büyümüştü.

"Tesadüfün böylesi! " dediğinde elinde bardaklarla ahmak içeri gelmişti.

Bardakları önümüze koyduğunda bardaktan çıkan o sıcacık dumanın havada aldığı yolu izlemeye dalmıştım.

Kendime geldiğimde ben hariç herkes kahvesini bitirmişti.

"Ben sizi tanıştırmamıştım ya. Buğra, Rüya ; Rüya bu da Buğra " dedi ve ne tepki vereceğimizi ölçmek için bekledi.

"Memnun oldum Rüya " demişti gülümseyerek. Sanki aramızda yaşanan o itici olayları unutmuş gibi.

"Bende" dedim gayet soğuk, hissiz bir şekilde.

Aradan bir süre sessizlik geçtikten sonra Umut bu kasvetli havayı dağıtmak için söze girmişti.

"Rüya biz Buğrayla bir futbol maçında tanışmıştık. Tam 5 sene önce. Okullar arası bir maçtı ve onları konuk etmiştik. O gün onlara büyük bir farkla yenilmiştik. Buğraların okulu gayet profesyonel bir biçimde oynamıştı. Son düdüğü duyduğumda kalenin yakınındaydım ve birden kaleye tekme atmaya başlamıştım. Sinirimden ve hırsımdan gözüm kararmaya başladığında omzumda bir el hissetmiştim.

Arkamı döndüğümde bana gülümsemeyle bakan bir Buğra vardı. Karşı takımdaki bir insan neden beni teselli eder diye düşünürken bir futbol kampında oynadığını, kendimi daha iyi geliştirebilmem için oraya bir bakmamı, beğenirsem katılmamı söylemişti."

"Ve işte Umut o kampa katıldı ve o zaman bu zamandır dostuz." demesiyle gözleri bana dönmüştü. Kahverengi gözleri pırıltıyla bana bakıyordu. Gerçekten Umut'u arkadaştan da öte görüyordu.  Öylece kaldığımızı anlayınca hemen gözlerimi gözlerinden almıştım.

"Ne güzel." dedim sessiz bir şekilde. Ama ortam sessiz olduğu için sesim gayet normal bir düzeyde çıkmış gibiydi. Bir süre oflayıp puflayarak muhabbetlerini çektikten sonra gerçekten sıkıldığımı farketmiştim. Altı üstü bir hediye almaya gelmiştik, yatılı kalacağız neredeyse.

"Rüya nedir senin Buğrayla alıp veremediğin? Burada onun yanında söyledi ki kendisi de duysun."

Gözlerimi devirdim.

"Hiç bir sorun yok aramızda" demiştim sadece. Canım hiç uğraşmak istemiyordu. Buğra yine şaşırmış gibi bize bakıyordu ama ben anlatmakla uğramaşamazdım.

Umut tüm heybetiyle o ahmak'a döndü.

"Rüyanın anlattığına göre aynı okuldaymışsınız. Sanırım okulda talihsiz bir olay yaşamışsınız. Umarım ikiniz de pişmansınızdır. Bunları geride bırakmanızı istiyorum. Geçmiş tozdur, üfle gitsin." diyerek gülümsedi.

Bu konuşmasıyla adeta bir psikoloğu aratmamıştı.

"İnsanda bıraktığı kırgınlık ve kızgınlığı da unutmamak lazım." dedim ısrarcı bir şekilde.

"Abartma." diye çıkıştı Umut.

"Bak Buğra. Rüya benim kuzenim ama senin gibi kardeşimden farkı yok. Ona okulda göz kulak olmanı istiyorum. Bir nevi abilik gibi. Bir yaş büyük olsakta büyüğüz ve bu cadının başına okulda bir şey gelsin istemem." diyerek bana dönüp sırıtmıştı ama ben nedense komik bir şey göremiyordum .

Yanında ben vardım ve benim fikrimi sormadan konuşmaya başlamıştı. Buna gerçekten dayanamamıştım.

"Hey! Ne oluyor Umut ya!

Ben kendi başımın çaresine bakamıyormuşum gibi konuşma. Hem neden okulda başıma bir iş gelsin de, o beni korusun ki! " diyerek bağırdım ve kapıya yöneldim.

Dışarı çıkıp kaldırıma oturdum ve başımı kollarımın arasına alarak sinirimin geçmesini sağladım.

Aradan beş dakika geçmeden Umutta evden ayrıldı ve gelip yanıma oturdu. O oturduğu an ayağa kalkarak eve doğru yürümeye başladım.

Gece yarısı ne kadar ıssızdı böyle sokaklar. İnsanın içine ürperti düşmemesi imkansızdı. Umut'un arkamdan geldiğini hissetmesem koşardım bile.

Eve vardığımızda anahtarın bende olduğunu fark ederek rahatlamıştım. Sessizliği bozmak istemiyordum. Kapıyı açtığımda sanki bir ölüm sessizliği vardı. İçimi kötü bir his kaplamıştı. Şu sıralar hep kötü şeyler başıma geldiği için böyle düşünüyorum diyerek düşüncelerimi dağıttım. Umut salondaki koltukta yatacağını biliyordu. Yavaşca kapıyı kapatarak ışığa yöneldim. Işığı açmamla şok olmam bir olmuştu. Ev darmadağınıktı !

"Hırsız girmiş!

Cam açık!

Annem! Cenk!" diye bağırdım.

Hemen odaya doğru koşmaya başlamıştım. O kısa mesafe bana dünyanın en uzun mesafesi gibi gelmişti. Nefesim kesiliyor, göğsüm sıkışıyordu. Arkamdan gelen Umut'u hissedebiliyordum.

Aynı hızla kapıyı açıp, ışığa abandım. Neyse ki annem buradaydı. Tam derin bir nefes alıp "Oh!" çekecekken baştan beri şok olup konuşmayan kuzenim söze girmişti:

"Rüya! Cenk nerede?! "

SİLSİLEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin