"HAYAL KIRIKLIĞI"

121 21 0
                                        

Feci bir baş ağrısıyla uyanmıştım. Hayır yani bir ara üzerimden dozer falan mı geçti diye kontrol etmem lazım o derece.

Sersemliğin etkisiyle kendime gelmemi bekleyerek derin nefesler aldım. Tam kalkıp mutfağa doğru gidecektim ki yan koltukta birinin daha olduğunu fark ettim. 

Buğra?!!!

Olamaz! Olamaz! Olamaz!

Şimdi hatırladım.

Hani her şey bir anda beynine hücum eder ya öyle. Saate baktım ve altı olduğunu gördüm.

Altı!

Yani bu demek oluyor ki biz yaklaşık dört saattir uyuyoruz. Tabi ben bu mallığım sayesinde Mert'i ekmiş oldum. Ama en önemlisi annem yok. Tabi tahmin ettiğim gibi Umutta.

Masaya yönelerek direk telefonumu elime aldım. Gelen sekiz çağrı ve üç mesajın hepsi Mert'e aitti.

İçimi kaplayan hüzünle mutfağa doğru yürüdüm. Ben bugün için annemden zar zor izin almıştım ve o izni hiç sevmediğim biriyle aynı salonu paylaşarak uyuyarak geçirmiştim.

Sürahiyi bardağa doğru eğdiğimde yaptığım mallığı düşünüyordum. Hakikaten şu dünyada şu anda benden daha berbat hisseden biri olamazdı.  Su dolu bardağımdan bir yudum daha alarak masanın üstüne koydum.

Defalarca elimle alnıma vurarak kendime hakaret ederken salona geçip koltuğa oturdum ve yaptığım salaklığı bininci kez daha düşünmeye başladım. Aslında gelseydi kapıyı çalmadan gitmezdi. İllaki ikimizden biri zili duyardık yani. Kesinlikle duyardık !

"Nasıl duymadık ya." diye kendi kendime fısıldanırken ahmaktan gelen "Neyi? " cevabı beni korkutmuştu.

Cidden şu an onunla konuşacak halim yoktu ama zili duymuş olabilme ihtimali vardı.

"Zili."

"Ne zili ?"

Bu çocuk salak mı yoksa salağa mı yatıyor?

"Kapı zili"

"Eee ne olmuş kapı ziline?"

"Çocuğu olmuş. Adını da Buğra koymuş. Ya sabır yaa. Diyorum ki hiç kapı zili duydun mu? Hiç biri geldi mi? Do you understand me ?"

"Oh yeah"

Son cümleyi İngilizce söylediğim için güya kendince karşılık vermişti.

Bide dalga geçiyor diye düşünürken "saat 3 civarı biri geldi. Baya şık giyinmişti yalnız. Seni sordu, uyuyor deyince önce bi şok oldu sonra yüzünde bi hayal kırıklığı derken tamam deyip gitti."

Oha ama ya el insaf yani!

"Ne inanmıyorum! İnsan uyandırır ya. Resmen tüm günümü mahvetmiş oldun. Benim için çok önemli biriydi o. Of! Ne yapıcam ben şimdi" diye feryat ederken Buğra'nın 'amann köy göte' bakışlarını da yok sayamazdım.

Hemen telefonu aldım, daha doğrusu almaya çalıştım. Heyecandan elimden düştü bir anda.

Sen akıllı telefonsun yere düşerken paraşüt açacaksın.

Saçma sapan düşüncelerimden kurtularak hemen yerden telefonu alıp Mert'i aradım. Güzel bir şekilde özür dileyecektim. Hayır çocuğa içim geçmiş desem "bu neyin iç geçmesi lan?" der.

Der yani.

Mübarek kış uykusuna yatmışım.

Ara, ara, ara...

Cevap yok.

Tabi yani sen o hatayı yaparsan açmaz çocuk.

"Özür dilerim"

SİLSİLEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin