BÖLÜM 19

2.7K 153 4
                                        


Merhabalar biz geldik. İyi okumalar canlarım.

Araba şirketin önünde durduğunda kapıyı açıp indim. Şirkete adımladığımda derin bir nefes alarak vücudumu dikleştirdim. Ben güçlüydüm ve kimse beni yıkamazdı. Şimdiye kadar hep kendi ayaklarımın üzerinde durmuştum. Kardeşimle beraber hayatın zorluklarına direnmiştik. Kısacası hep tökezlemiş hiç yıkılmamıştık. Şimdi ben onun ablası olarak ona dertlerimi anlatmasam bile onun yüreğindeki en ufak sızıyı hissederdim. Galiba abla olmak böyle bir şeydi. Kardeşin için dünyayı omuzlarsın ama onun bundan haberi bile olmaz. Şükür ki kardeşim nankör değildi. Düşündüm de muhteşem bir kardeşim vardı. (Yazarın ablalık duyguları depreşti.)

Güçlü olmaktan kardeşime methiyeler düzmeye ne ara geçtim bilmiyordum ama Ufuk'u düşünmek beni sevindiriyordu. Şirkete girdiğimde düşüncelerimden sıyrıldım.
"Hoşgeldiniz Melek hanım." Kulağında sabit telefon olan danışmadaki kadına başımla selam verip gülümsedim. Telefonun diğer ucunda kim olduğunu bilmiyordum ama kadın "Evet efendim şimdi geldi." dedi. Bunu aklıma takmadan asansöre yöneldim. Dünkü olayın aynısını yaşamaktan korkmuyor değildim. Kendimi telkin edip çağırma düğmesine bastım. Kapının açılmasını beklerken duygularım gün yüzüne çıkmaya çalışıyordu. Asansörün hareketini gözlerimle takip ederek düşüncelerimin önüne set çektim. Nasıl olsa gece çöktüğünde aklımı meşgul edeceklerdi. Hallederiz sıkıntı yok. Sen Selçuk'a karşı yelkenleri hemen suya indirme de. İçsesimin isteğine karşın onu süründürmeyecektim, ondan uzak duracaktım. Asansörün kapısı açıldığında karşında görmeyi en son beklediğim kişi vardı.
"Günaydın Melek hanım. Nasılsınız?" Akın'ın içtenlikle sorduğu soruya hafifçe gülümseyip "İyiyim teşekkürler. Sen nasılsın?" diye cevap verdim.
"Bende iyiyim teşekkür ederim. Selçuk bey için mi geldiniz?" Konuşacak mecalim olmadığından telefonumun açma tuşuna yalancıktan bastım.
"Hayır elbise provasına geldim. Acelem var da biraz. Müsaadenle." Başıyla onaylayarak kenara çekildi. Asansöre binip 8'e bastım ve kapılar kapanana kadar yüzümdeki hafif gülümsemeyi korudum. Ancak kapılar kapanınca gülümsemem soldu.

Asansör sekizinci kata geldiğinde kapılar acele etmeden açıldı. Bende yüzüme tekrar konuşlanan gülümsemeyle yürüdüm. Gülfer hanımın yanına gelene kadar bana selam verenlere başımla selam verdim. Ancak genel olarak bakışlar birbirinin aynıydı. Dünkü olay bana karşı düşüncelerini değiştirmiş olmalıydı. Kimseyi tanımadan yargılayamazdınız. Gülfer hanım masasında beni bekliyordu, ya da sadece kulağındaki telefonla konuşuyordu. Beni görünce "Peki efendim. Halledeceğim." diyip kapattı. Ardından oturmam için önündeki koltuklardan birini işaret etti.
"Hoşgeldiniz Melek hanım. Ne içersiniz?" Yüzümdeki gülümseme artık canımı yakıyordu.
"Hiçbir şey içmek istemiyorum teşekkürler. Bugün biraz işim var, acele edebilir miyiz?" Yüzünde anlık bir değişim oldu ama umursamadım. Kesinlikle benim gibi birinin tek işinin hunharca para harcamak olacağını düşünüyor, büyük bir yanılgıya düşüyordu.
"Pekala efendim. Buyurun." Önce o kalktı sonra ben kalktım. Beni yuvarlak bir platform olan bir alana götürdü. Platformdaki manken üstündeki elbiseyle çok hoş görünüyordu. Beni orada bırakıp arka taraflara gitti. Geldiğinde elindekinin benim elbisem olduğuna inanamadım. Kızlara dönerek seslendi:
"Kızlar bizi biraz yalnız bırakır mısınız?" Kızlar itiraz etmeden kalkıp gittiklerinde bana döndü.
"Selçuk bey elbisenizin özel olmasını istedi. Yani tüm aşamalarında yalnızca ben vardım. Şurada üzerinizi değiştirebilirsiniz. Üzerinizi çıkarsanız iyi olur çünkü kıyafetinizde kalabilir iğneler. O zaman çıkarmak çok zor oluyor." Selçuk'un karışması garibime gitse de kadının gösterdiği yere gittim. Kabinde üzerimi değiştirip elbisemi giydim. Dışarı çıkıp aynaya baktığımda şok oldum. İki boyutlu çizimden kat be kat daha güzel olmuştu. Ayrıca hayallerimdekinden de güzel durmuştu üzerimde. Platforma çıkıp Gülfer hanıma odaklandım.
"Ellerinize sağlık çok güzel olmuş."
"Rica ederim efendim. Üstünüzde çok güzel durdu. Bu kadarını tahmin etmemiştim." Ölçülerime göre elbiseyi yeniden boyutlandırdı. İşini o kadar profesyonelce yapıyordu ki yaptığım tek şey aynadan kendimi incelemekti. Saçlarım, gözlerim, dudaklarım ve tüm vücut hatlarım bu elbiseyle çok daha belirgin olmuştu. Güzel görünüyordum.
"Zaten güzelsin." Birden gelen sesle bakışlarım aymadan arkama kitlendi. Selçuk arkamda duruyordu ve pürdikkat beni izliyordu. Son cümleyi sesli söylemiş olmalıydım aksi takdirde Selçuk düşünce okumayı öğrenmiş demektir. Öyle bir şey olmuşsa yandığımın resmidir. Arkamı döndüm, bana doğru geliyordu. Tam önümde durdu. Elini bana uzattığında tuttum ve aşağı indim. Gülfer hanımın yanında gerçek evliler gibi takılmamız gerekiyordu. Ancak o kadın buradayken dudaklarıma yapışacak değildi. Bu rahatlamama neden olurken yine de onunla birarada bulunmak garibime gidiyordu.

Yanağıma bir öpücük kondurdu.
"Vücudunda onlarca iğne varken sana sarılamamam çok üzücü hayatım." Noluyor yahu?! Bu adamın içinde böyle biri mi varmış? Madem varmış neden seni dün ağlatmış? İçsesim hatırlatmasaydı dün olanları çoktan unutmuştum. Bu iğneler sadece kıyafette, bir de kalbimdekileri görsen demek istedim. Ama yapamadım. Gülfer hanım burada diye mi yoksa o üzülür diye mi demedim bilmiyordum. Bunu boş vererek gülümsedim ve ona takıldım.
"İğneler vücudumda değil ki elbisemde." İstifini bozmadı.
"Yine de üzerinde. Batıyor mu?"
"Hayır. Gülfer hanım bir profesyonel." Konuşmamızı Gülfer hanım böldü. İyiki de böldü.
"Estağfurullah efendim işimi yapıyorum. Müsaade ederseniz işimi bitireyim sonra rahat rahat konuşursunuz. Yoksa iğneler batabilir." Bu laf utanmama neden olurken Selçuk geri çekildi. Kollarını göğsünde bağlayıp beni izlemeye başladı.

Yalnızca beş dakika sonra işimiz bitmişti. İğnelere dikkat ederek üzerimi değiştirdim. Çıktığımda Gülfer hanımla gülerek konuştuklarını fark ettim. Fark ettiğim diğer şey gülmenin Selçuk'a gerçekten çok yakıştığıydı. Bana bak kızım. Beni kızdırma! Dün akşam ne diye anlaştık biz? Güçsüz müsün sen? Yarım saat öncesine kadar güçlü olduğunu söylüyordun. Nerede o Melek? Kendine gel. Bu adamın tek önemsediği bu anlaşma ve şirketi, itibarı. Sen hala 'gülüşü öyle güzel, bakışı şöyle güzel' filan de. İçsesimden yediğim azarla biraz üzülsem de haklı olduğu gerçekti. Silkelenip yanlarına gittim ve -neşeliyim, mutluyum- maskemi takındım.
"Ne konuşuyorsunuz bakalım?" Gülfer hanım bana döndü.
"Şirkette verilen yıldönümü davetindeki bir olayı konuşuyoruz efendim. Buyurun." Telefonuma baktım. Nazlıdan bir cevapsız çağrım vardı.

"Dinlemeyi çok isterdim ancak gitmem gerek." Selçuk ayaklandı, yanıma gelip elimi tuttu. Gülfer hanıma dönüp "Kolay gelsin size." Elimi tutması tenimi karıncalandırıyordu. Renk vermeden bir baş selamımla onaylandıktan sonra oradan ayrıldık. Asansöre geldiğimizde şükür ki beklemedik. Biraz daha el ele durmak istemiyordum. Zaten elimi çekmek istediğimde izin vermemesine anlam verememiştim. Kafamı kaldırıp yüzüne baktığımda bana bakmadığını görmüştüm. Gerçek karı koca olsaydık bile elimi tutmasını istemezdim. Nitekim yüzüm bu yüzden kızarmaya başlamıştı. Asansör yönetici katına çıktığında düşüncelere daldığımı anladım.
"Benim gitmem lazım." Yüzünü bana çevirdi.
"Ne işin var? Hem kim aradı seni? Baktın öyle telefona." Bende ona döndüm. Gergin gibiydi.
"Nazlıyla ve annenle buluşup alışveriş yapacağız demiştim hatırlarsan. Nazlı aramış." Başıyla onayladı.
"Çok acelen yoksa bir kahve içelim." İşte beklediğim fırsat. Bana bırak bebeğim. Ne?
"Lüzumu yok. En son kahve içtikten sonra neler olduğunu hatırlamak istemiyorum." İçsesim dilimin yönetimini eline almıştı. Şimdi ne olacaktı? Selçuk birden elimi bıraktı ve ofladı.
"Haklısın." Yüzünü düzeltti. Şimdi hüzünlü de olsa bir gülümseme vardı yüzünde.
"İşin bitince haber verir misin? Bir yerde oturup konuşalım." Utandığım için önüme döndüm.
"Olur haber veririm." Dışarı çıktı. Bana döndü, ben çoktan giriş katının düğmesine basmıştım. Kapılar kapanmadan önce son gördüğüm ve duyduğum oydu.
"Görüşürüz." Gülümsedim.
"Görüşürüz."

Asansör zemin kata gelene kadar içsesimle kavga etmiştim. Çok güzel yaptım valla. Öyle hemen affedilmek yok. Biraz burnu sürtsün. Çok vicdansızsın içsesim. Teşekkürler canım, darısı başına. İçsesime yanıt vermedim. Bunun yerine kaçarcasına uzaklaştım. İçsesimden nasıl kaçabileceksem? Şirketten çıktığım zaman telefonum çaldı. Nazlı arıyordu.
"Alo?"
"Melek neredesin?"
"Şirketten yeni çıktım. Sen neredesin?"
"Hazır sayılırım. Senle konuştuktan sonra uykuma devam ettim." Güldüm. Bir Ufuk'u bir de uykuyu çok severdi Nazlı.
"Hiç şaşırmadım. İşim yeni bitti şirkette. Nereye gelelim?"
"Her zaman gittiğimiz yere gidelim kuzum."
"Tamamdır. On beş dakikaya orada olurum."
Telefonu kapattıktan sonra arkamdan gelen sesle duraksadım.
"Melek hanım?"

Merhabalar tekrar. Bölümümüz elimde olmayan sebeplerden ötürü gecikti kusura bakmayın. Sizlere bir kötü haberim var: Finallerimin kapıya dayanması hasebiyle yeni ve çok uzun olan bölümümüz yaklaşık üç hafta sonra sizlerle buluşacaktır.
Anlayışınız için teşekkür ederek bu haftaki film önerimize geçmek istiyorum.

Film Önerisi: Bu hafta sizlere 'Senden Bana Kalan' filmini önereceğim. Duygusal bir filmdir ağlayabilirsiniz şimdiden uyarayım. İyi seyirler.

Kendinize iyi bakın. Her zaman gülümseyin. Görüşmek üzere :)

ANLAŞMABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin