BÖLÜM 16

2.8K 157 195
                                        

Merhabalar canlar. Sizi fazla bekletmek istemedim. Kısa oldu ama haftada bir bölüm gelecek o yüzden. İyi okumalar.

SELÇUK'TAN:

Kıskançlık. Hissettiğim buydu. Adlandıramadığım his buydu. Uğruna Melek'i ağlattığım his buydu. En son küçük bir çocukken hissetmiştim bu hissi. O yüzden hatırlamıyordum.
Henüz beş veya altı yaşındaydım. Eda'yı, oyun arkadaşımı parkta başka bir çocukla oynarken görmüştüm. Çocuk ona küçük numaralar yapıyordu, bebeklerin bile yapabileceği numaralar. O da alkışlayıp gülüyordu. O an hissettiğim kıskançlıkla bu kıskançlık eşdeğer sayılabilirdi. Ama bu duygu daha yoğundu.
Bir de Mert denen adamla tanıştığımızda hissetmiştim bunu. O adam karıma sulandıkça sinirlenmiş, onu yumruklamak istemiştim. Ancak o zaman da anlamlandıramamıştım. Karım... Ne güzeldi ona karım demek. Ama yalnız ona demek. Bana neler olduğunu hala anlayamamıştım. Resmen gözüm dönmüştü ve Melek'i üzmüştüm. Neler demiştim ona! Pişmanlığın nirvanasında yaptığım hatanın bedelini ödemeye hazırdım. Bana bağırmalı, çağırmalı ama ağlayıp gitmemeliydi. Hele şuan kucağımda baygın hiç olmamalıydı.

Kucağımda tüy kadar hafif ayrıca üzgün ve kırgın olan bir kadın vardı. Bu kadını ben üzmüştüm. Benim yüzümden bayılmıştı. Kendimi ona affettirmeliydim. Arabaya binip hastaneye sürdüm. Arka koltuğa uzattığım Melek'i izlerken ne büyük bir hata yaptığım tekrar çarpıldı yüzüme. Ona resmen 'Bu iş bitene kadar aşık filan olma.' demiş gibi olmuştum.
Hastaneye gelince arabayı öylece bırakıp aşağıya indim.
"Lütfen hemen sedye getirin, karım bayıldı." Görevli hemen sedye getirmeye giderken kapıyı açıp onu kucağıma aldım. Yüzü solmuştu. Nesi vardı?
Gelen sedyeye onu yatırdım ve arkasından ilerledim. Melek'i bir odaya aldılar. Arkasından doktor da girdi. On dakika sonra doktor çıktı. Hemen yanına gittim.
"Karımın nesi var doktor bey?" Kalemini cebine attı.
"Ateşi, tansiyonu normal. Kan değerleri düşmüş olmalı. Hemşire hanım kan alıyor, tahlil yapacağız. Ayıldı zaten, içeri girebilirsiniz." Teşekkür ederek odaya yöneldim.

Kapıyı tıkladıktan sonra içimden üçe kadar saydım ve kapıyı açtım. Melek gözlerini cama dikmiş uzanıyordu. Diğer kolundan hemşire kan alıyordu. Gerginliğinden belliydi canının acıdığı. Boştaki elini tutarak onu sakinleştirmek istedim. Gözleri saniyelik bana değdi. Hemşire işini bitirmiş ve kuru bir gülümseme ve geçmiş olsun dileğiyle dışarı çıkmıştı. Melek'in gözleri kızarıktı. Bu kadar alınmış mıydı sözlerime? Alınmayacak gibi mi? Bence kendine yumruk at. Anca yani. İçsesim yine her zamanki gibi haklıydı ve tam zamanında gelmişti. Gözlerini tekrar camdan dışarı çeviren suskun karıma baktım.

Yorgun görünüyordu. Bir yerde başlamak gerek diye düşünerek ve elini çekmemesinden cesaret alarak konuştum.
"Melek iyi misin? Nasıl hissediyorsun kendini?" Gözleri yavaş yavaş bana indi. Ne kadar kızgın olsa da gözlerine çıkmıyordu kızgınlığı. Ufak bir özür dilesem affederdi. Ama kendimi ona gerçekten affettirmem lazımdı.
"İyiyim." Kısık çıkmıştı sesi, çatallıydı. Tam özür dileyeceğim sırada kapı açıldı. Kapıda endişeli gözleriyle ablasına bakan Ufuk göründüğünde elimi Melek'in elinden çektim. Ufuk ablasına sarıldı. Melek de az önce elini tuttuğum kolunu kardeşine sardı. Diğeri hala acıyor olmalıydı. Bir nefes sesi ve öpücük sesi duyduğumda ablasına sarılıp öpen Ufuk'u bile kıskandım.
"Ablacım iyi misin? Şirketin önündeki adamlardan biri senin baygın olduğunu söylediği an buraya uçtum. Neyin var?"
Ufak bir gülümsemeyle baktı kardeşine. Saçlarını okşadı, yanaklarını öptü. Eğer beden ruh değişimi diye bir şey varsa şuan beni Ufuk'un yerine koymalarını isterdim.
"İyiyim ablacım bir şeyim yok. Sadece tansiyonum düştü galiba." Ufuk ablasının gözlerine bakınca kaşlarını çattı.
"Ağladın mı sen?" Bana döndü. "Selçuk abi?"
Söylemek istedim. Ablanı üzdüm o yüzden ağladı demek istedim ama Melek lafa daldı:
"Annemler aklıma geldi yine. Bilmiyor musun beni?" Ufuk ablasına sarıldı ve başına bir öpücük kondurdu.
"Ablam. Hem bana kendini üzme diyorsun hem de sen üzülüyorsun. Sen bana kıyamıyorsun da ben sana kıyabiliyor muyum sanki? Dimi abi?" Son cümle bana dönüktü. Melek öylece bana bakıyordu.
"Evet, fazla üzüyor kendini." Tam hatamı anlatacakken yine araya bişey girdi. Ufuk'un telefonu.
"Nazlı arıyor abla. Ona da haber vermiştim merak etmiş olmalı." Melek başıyla onaylayıp gülümsedi.
"Selam söyle. Biraz dinleneyim konuşurum onunla." Ufuk çıkınca yine eski haline döndü.

ANLAŞMABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin