İyi okumalar...
YAZAR'DAN
İkisi de birbirlerine baktılar. Ne kadar çabuk geçmişti süreleri. Kendilerinde aşklarını itiraf edecek gücü bulamadan önlerine verilen boşanma evraklarıyla bakıştılar. Ne yapmalılardı? Kalplerini dinleyip kâğıdı yırtsalar; ya karşısındaki aynı düşünceyi paylaşmıyorsa? Ya sevdiğinin gönlünde başkası, başka planları varsa? Avukat da onlarda gariplik olduğunu fark etmişti. Boğazını temizledi.
"Efendim altı ay sonra bu evrakları imzalayacağınıza dair taahhütname imzaladınız. Anlaşmayı bozuyorsanız bilmem gerekirdi." Selçuk kendine kızdı. Bir şansı daha olsun istiyordu. Ama Melek'in neler düşündüğünü bilemezdi. Kâğıda imza attı, davaya kadar onun hislerini anlayıp duruma göre davadan vazgeçebilirdi.
Onun kâğıdı imzaladığını gören Melek de imzaladı. İmzalarken canı acıdı, demek ki karşısındaki ona karşı hiçbir şey hissetmiyordu. O zaman neden o kadar yakın davranmıştı? Baş başa kaldıklarında gösterdiği tavır da oyunun bir parçasıydı demek. Bundan sonra soğuk davranmaya karar verdi. Verdi vermesine ama kalbi beynini ne zaman dinlemişti ki? Zaten kalp beyni dinlese aşk diye bir şey hiç olmazdı Gözlerine kadar tırmanan gözyaşlarını geriye itmeye çalıştı. Hemen Nazlı'yla konuşmalıydı. Avukat kâğıtları alıp giderken Melek birlikte geçirdikleri güzel anlara üzülüyordu, Selçuk da bir şansı daha olduğu için seviniyordu.
Durgun bir şekilde kalkan Melek lavaboya yöneldi. Kabinlerden birine girip biriken gözyaşlarını akıttı. Nazlıyı aradı.
"Alo Nazlı?"
"Alo Melek? Yine mi bir sürpriz hazırlıyorsunuz ya? Kızım eskidi bu şaka artık." Arkadaşı gülse de Melek ağlıyordu.
"Keşke şaka olsa. Bir an önce buluşmalıyız. Çok kötüyüm." Karşı taraftan gelen gülme sesi yerini endişeye bıraktı.
"Tamam bir tanem. Ben izinliyim zaten bugün. Çıkabiliyorsan her zamanki kafeye gel. Ama dikkat et kendine tamam mı?"
"Tamam. Görüşürüz." Telefonu kapatıp derin nefesler aldı. Bu bile içine su serpti. Elini yüzünü yıkayıp odaya döndü. Çantasını aldı.
"Ben çıksam sorun olur mu? Nazlı'yla buluşacağız da." Başını salladı.
"Tamamdır." Bu kadar mi önemsizdi? Yine doldu gözleri ve çıktı. Ama sandığının aksine Selçuk'un aklı ondaydı.
Melek yürürken yaşadıkları her şeyi düşündü. Bu adam işine bu kadar çok mu bağlıydı? Aşık olmakla hata mı etmişti? Ama hislerini durduramamıştı ki. Gözleri doldu, çok aptal olduğunu düşünüyordu. İlk aşkının bu kadar acı vereceğini bilse aşık olmamaya çalışırdı. Bu düşüncelerle kafeye geldi, bir masaya oturdu. Birkaç dakika sonra arkadaşı geldi. Sarıldıklarında Melek kendini daha fazla tutamadı, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Nazlı hiçbir şey demeden rahatlamasını bekledi. Oturdular, Nazlı Melek'in elini tuttu.
"Anlat hadi ne oldu?" Melek burnunu çekti.
"Avukat geldi sabah. Boşanma kağıtlarını getirmiş." Nazlı şok oldu, kaşlarını çattı. O da altı ayın bu kadar çabuk geçmesine şaşırmıştı.
"Ama sen boşanmak istemiyorsun. Çünkü ondan hoşlanıyorsun." Melek hıçkırdı ve başını iki yana salladı.
"Sadece hoşlansam atlatırdım Nazlı, aşık oldum ona ben. Ama o hemen imzaladı kağıdı. Bunca zaman yaşadıklarımız bir hiçmiş. Baş başayken de bana yakın davranıyordu, içimde onun da benden hoşlandığıyla ilgili bir umut doğmuştu. Ama yanılmışım. Ne kadar aptalım! Avukat gitti, davayı açacak. Ben de seni aradım, içimi dökmem gerekiyordu." Nazlı arkadaşının elini sıktı.
"Her zaman yanındayım canım. Demek öyle ha? Enişte dedik bağrımıza bastık, ama ben de onun senden hoşlandığını düşünmüştüm. Bakışı, gülüşü, tutuşu hiç numaradanmış gibi gelmemişti. Peki sen ne yapacaksın bundan sonra?" Melek gözyaşlarını sildi yine. Ama yenisi gelmeye devam ediyordu.
"Uzak duracağım elbette. Emine hanım yok nasıl olsa, o gelene kadar inşallah dava sonuçlanmış olur. Onunla yan yana olmak içimi çok acıtıyor. Aşkımı da unutmaya, atlatmaya çalışırım." Nazlı arkadaşının üzüntüsünü anlayabiliyordu. Ama uzak durmasının pek mümkün olmadığını da biliyordu. Uzak duramayacağını Melek de biliyordu, şirkette, evde, ailesinin yanında illa ki yan yana duracak, el ele tutuşacak, göz göze bakacaklardı. Ama o kararlıydı, bir şekilde halledecekti.
İkili birer çay içip tatlı yediler. Modları düzelmiş bir şekilde ayrıldılar. Melek şirkete, Nazlı eve döndü. Melek hiçbir şey olmamış gibi kendini işine verse de hüznünü içinden söküp atamıyordu. Selçuk ise kendi yarattığı şansı iyiye kullanmakta kararlıydı. Eve gittiğinde rahat edeceğini düşünen Melek'e eve girdiğinde mutfaktan çıkan Emine hanım büyük şok olmuştu. Planları suya düşmüştü. Akşam yemekten sonra yan yana oturup karşılarındaki Emine hanımın torununu anlatışını dinlediler. Melek rahatsızdı, aklıyla kalbi savaşıyordu yine. Esneyip izin istedi. Odaya çıkıp yatağına girdi ve uyumaya çalıştı. Yapamayınca hislerini saksıdaki çiçeğe de anlattı. Her şeyin yoluna girmesini dileyerek uykuya daldı.
Selçuk da bir süre sonra kalkmış, odaya gidip Melek'in tarafına geçmişti. Uyuyordu, yatakta yanına oturup bir süre karısını izledi. O imzalayınca kağıdı imzalamıştı. Demek ki onun da tereddütleri vardı. Nazlıyla ne konuşmuşlardı acaba? Her şeyin yoluna girmesi için çalışacaktı. Odasına geçip yattı. Ertesi günler de aynı geçmişti, Selçuk Melek'in ondan kaçtığını fark etmişti. Acaba başkasını mı seviyordu? O yüzden mi mesafeliydi ona karşı? Emine hanım ise Melek'in durgunluğu ve ikilinin odadan çıkmayışını farklı yorumlayarak Semra hanıma iletiyordu. İki gün sonra tebligat ellerine ulaştı. Bir ay sonra mahkemeleri vardı. Melek kardeşiyle konuşup durumu açıklamıştı. Ufuk da ablasının çektiği acı için üzülüyordu. Selçuk abisinin ablasını sevdiğini o da düşünmüştü, hatta halen tavırlarında bunu görüyor gibiydi.
Sonraki hafta toplanıp Nazlı'yı istemeye gittiler. Nurcan ve Kemal de vardı. Tuzlu kahveler içilmiş, yer yer gözyaşları dökülmüştü. Müzik açıp kutlarlarken Melek bir anlığına her şeyi unutmuştu. Ta ki dans edilene kadar... Onun dibinde olmak, nefesini, kokusunu hissetmek kendine verdiği sözleri unutmasına yol açıyordu. Aksi gibi bir de gözlerine derin derin bakmaz mı? Her şeyi yerle bir ediyordu. Eve döndüklerinde odada konuştular biraz. Söze Melek girdi.
"Davaya az kaldı, yavaş yavaş aileni buna hazırlamalıyız." Selçuk'un yüzü düştü, karşısındakine baktı. Melek gözlerini kaçırıyordu. Başını salladı.
"Gerek yok. Mahkeme sonuçlanınca ben onlara söylerim." Melek de başını salladı.
"Tamam sen bilirsin. Ben yoruldum uyuyacağım. İyi geceler." Gülümsedi. Yüzüne tekrar bakmadan odadan ayrıldı. Selçuk bomboş kalakaldı.
Mahkemeye kadar böyle devam etti. Melek Selçuk'un ona olan yakın tavrını fark etse de arkadaşlığından veya oyunun son demlerinden olduğunu düşündü. Öyle düşünmese daha çok kapılır ve üzülürdü. Melek ve Ufuk mahkemeden önceki hafta eşyalarını parça parça kendi evlerine taşımışlardı. Selçuk'un içi yanıyor ama ses etmiyordu. Belli ki Melek gitmeye kararlıydı, susmaktan başka çaresi kalmamıştı. Mahkeme günü geldiğinde yanlarında sadece Ufuk ve Nazlı vardı. Selçuk da Melek de ağlayacak gibiydi, diğerleri onların birbirlerini sevdiklerini hissedebiliyorlardı. Mübaşir içeri çağırdı ve duruşma başladı.
Anlaşmalı boşanma olacağından çok uzun sürmedi. Hakim çifte boşanmak isteyip istemediğini sordu. Birbirlerine baktılar, 'Hayır!' diye haykırmak istediler. Ama yapamadılar. İçleri yana yana altı ay önce nikah memuruna dedikleri gibi "Evet" dediler.
Bir veya iki bölüm sonra final yapacağım canlarım. Özel bölüm yazmayı düşünüyorum ve profilimde de paylaştığım üzere nasipse bir süre sonra düzenlemeye alacağım kitabı. Yeni bölümde görüşürüz...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ANLAŞMA
Literatura Feminina(Ilk bölümlerde saçmaladığımı biliyorum. Finalden sonra düzenleyeceğim.) Annesini ve babasını kaybettiği kazadan sadece kardeşi kalan bir kız; Melek YILMAZ Yaptığı kaza yüzünden ablasının anlaşmalı bir evlilik yapmasına neden olan bir çocuk; Ufuk Y...
