Merhaba sevgili okuyucularım. Bu bölümü yazmaya başladığım zaman vizelerim bitmişti. Yayımladığımda ise finallerim bitmiş olacak. Uzun sürdüğü için üzgünüm. Neyse hadi bölüme geçelim. Bu bölümü ben anlatıyorum. Tamamen :)
Iyi okumalar...
Ertesi sabah ilk uyanan Melekti. O kararını daha önce vermişti. Ancak itiraf etmeliydi ki gece pat diye uyanıp uyku tutmayınca banyonun diger kapısını açmış ve Selçuk'a bakmıştı. Bakmakla kalmamış elini tutmuştu.O zamana kadar aynı şeyi yapmış olan Selçuk elinde Melek'in saçlarının kokusuyla huzurlu uyuyordu. Bu iki şapşalın daha ne kadar böyle devam edecekleri merak konusuydu. Melek de Selçuk da kabusla uyanmışlardı. Ikisi de birbirlerinin başkasına gittiğini ve kendi ayaklarının prangalarla bağlı olduğunu görmüşlerdi. Sıçrayarak kalkan ikili bir gün bunun olacağı gerçeğiyle rüyalarında da olsa yüzleşmişlerdi. Yeniden...
Aynı anda banyonun iki yanındaki kapılar açıldı. Tamamen karşılıklı olan kapılarda Melek ve Selçuk birbirine bakıyordu. Aynı anda geri çekilip diğerine yol verdiler. Boğazını temizleyip konuşmaya giren Selçuk oldu.
"Ben sadece yüzümü yıkayacağım. Sen geç." Melek de boğazını temizleyerek yanıtladı.
"Ben de. Lavabo yeterince geniş. Bence beraber yıkayabiliriz yüzümüzü." Bu diğerinin aklına yattı. Birlikte lavaboya eğilip yüzlerini yıkarlarken epeyce uzakta duruyorlardı. Selçuk elindeki Melek'in saçının kokusunu yitirmek istemiyordu ancak o koku yanındaydı. Onunla beraberdi. Çakma da olsa karısıydı ve istediğinde saçlarını okşayabilirdi. Melek vücuduna dün geceden yayılan Selçuk'un sıcaklığını yitirmek istemiyordu ama o yanındaydı. Çakma da olsa kocasıydı ve elini tutabilirdi. Bu düşünce ikisinin de kabuslarına nanik çekmelerine imkan verdi. Kabusları bir gün gerçekleşecekti ama o güne daha altı ay vardı değil mi? Birlikte dişlerini de fırçaladılar. Ardından Selçuk giyinmek için odasına geçti. Melek ondan önce odadan kendine kıyafet aldı. Az önce ikisi de banyodayken şimdi odalarında giyiniyor ve yataklarını düzenliyorlardı. Melek banyodan diğer odanın kapısına ulaştı. Kapıyı tıklattı. Içeriden "Gelebilirsin Melek. Giyindim." sesi yükselince içeri girdi. Selçuk yine jilet gibi olmuştu. Kimin kocası bee! diye lafa dalan içsesinin hayali kolunu cimcirdi. Bazen ona uyabiliyordu. O zamanların pek iç açıcı sonuçları olduğu söylenemezdi. Selçuk da Melek'in güzelliğinde takılı kalmıştı. Birbirlerinin soğuk tavırlarını fark etmiş olsalar da sormaya cesaret edemiyorlardı. Kararlar verilmişti, ikisi de tedirgindi. Ama kapının dışında sahte de olsa mutlu bir çifttiler. O yüzden dün akşama dönmeleri gerekiyordu. Melek bunun farkındalığıyla gülümsedi. Melek'in gülümsemesinden cesaret alan Selçuk da dişlerini gösterdi. Melek söze girdi.
"Her zamanki gibi çok şık olmuşsun."
Selçuk da: "Sen de çok hoşsun. Her zamanki gibi." Ortamı yumuşatmak için Melek Selçuk'un kravatını düzeltip omzundaki olmayan tozları süpürdü. Işaret parmağıyla burnuna vurarak karşısındakinin irkilmesine sebep oldu. Gülümsedi ve ekledi:
"Sen dünyanın en tatlış kocası olabilir misin acaba?" Selçuk Melek'in kaş göz işaretinden anladı. Emine abla kapının dışında malumat alıyor olabilirdi. O da karısının önündeki saçlarını arkaya itip burnuna vurdu.
"Sen dünyanın en şirin karısı olursan neden olmasın sevgilim?" Melek Selçuk'un yanağına sesli bir öpücük kondurdu. Onun son kelimesinin içinde hissettirdiği duyguyla numaradan olmayan bir laf etti.
"Iyi ki varsın." Bunu sık sık söylüyor ve duyuyor olmasına rağmen Selçuk'un içinde bir sürü kelebek birden kanat çırptı. Varsa tavuskuşları rengarenk yelelerini açtılar. Göğüs kafesi huzurla doldu ve Melek'i kucağına çekti. Dün akşam çekinerek okşadığı saçlarını okşadı. Melek de dün gece çekinerek çektiği kokuyla doldurdu ciğerlerini. Huzur yeniden tanımlandı.
Telefon sesi birbirine bakan iki şapşalı irkti. Az önceki huzur tablosunu kafalarında bir hayal olarak kurmuşlardı. Ikisi de gerçek olsun isterken çalan telefon yaptığı densizliği fark etmiş gibi sustu. Birbirlerine kenetledikleri bakışlarını zor da olsa ilk koparan Melek oldu. Selçuk Melek'in bakışları olmadan boşlukta gibiydi. Kutuplara mı ışınlanmıştı çünkü üşüyordu. Melek telefonuna baktı. Çağrı ona gelmemişti. Selçuk'a döndü.
"Galiba seninkiydi." Selçuk şaşkınlığını gizlemedi.
"Ne? Hah! Telefon. Doğru ya. Şey, istersen sen in ben de kim aramış bakayım. " Melek'in canına minnetti zaten. Çıkınca kapıya yaslanıp tuttuğunu unuttuğu nefesini saldı. Aynını odanın içinde yatağa oturarak gerçekleştiren Selçuk sırıttı. Hayal olsa bile güzeldi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ANLAŞMA
Chick-Lit(Ilk bölümlerde saçmaladığımı biliyorum. Finalden sonra düzenleyeceğim.) Annesini ve babasını kaybettiği kazadan sadece kardeşi kalan bir kız; Melek YILMAZ Yaptığı kaza yüzünden ablasının anlaşmalı bir evlilik yapmasına neden olan bir çocuk; Ufuk Y...
