Bu bölüm eksilimoon'a ithaf edilmiştir. Kapak için çok teşekkür ederim canım :)
Merhabalar biz geldik. Her ne kadar sürçülisan ettiysek affola. İyi okumalar.
MELEK'TEN:
Son hissettiğim şeyin Selçuk'un kokusu ve kolları olmasının üzerinden ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Uyandığımda da onu görmekten korkuyordum. Gözlerimi yanımda mırıldanarak konuşan iki farklı sese açtım. Selçuk odada değildi, yanımdakiler de muhtemelen doktor ve hemşireydi. Onun kucağına bayılmamış olmayı diledim. Hissettiğim bir yanılsama olsun, beni bir başkası bulup hastaneye getirmiş olsun istedim. Düşüncelerimden doktorun sesiyle silkindim.
"Merhaba, nasılsınız?" Gözlerimi ona dikerek ağlamaktan çatallaşmış sesimi bulmayı denedim.
" Yorgun hissediyorum." O kadar yorgun ki doktor bey bu kadar olur! Hayal kırıklığının acımasızlığı var omuzlarımda. İki saat öncesine kadar başkasının hayatı için planlar kuruyorduk, ne hale geldik. İnanılır şey değildi. Yine doktor bey kurtardı beni kafamda kurup kurup daha fazla üzülmekten. Bu adama minnettar olmalı mıydım?
"Tansiyonunuz normal. Bir de kan testine bakalım, yorgun hissediyorsanız aç kalmışsınızdır veya kan değerleriniz düşmüştür." Hemşire söyleneni yapınca doktor birazdan geleceğini söyleyip çıktı.
Sadece iki dakika sonra o geldi. Hemşire kan alırken acıyan kolum yüzünden başını diğer yana çevirmiş olsam da onun geldiğini biliyordum. Bu da dualarımı boşa kullandığımın net bir göstergesiydi. Ama konuşmayacaktım. Çok kırmıştı beni ve hatasını anlamalıydı. İğnenin tenimde bıraktığı acı kalbimin acısına eklenirken yüzümü gerdim. Hemen yanıma gelen Selçuk elimi tutarak beni sakinleştirmek istedi. Ama bilmiyordu ki dingin bir su kadar sakindim.
Gözlerim gözlerine anlık temas etti ama elimi elinden çekemeyecek kadar yorgundum. Hemşire işini bitirip kuru bir geçmiş olsunla çıkınca dahi kolum acımaya devam etmişti. Kalbimin acısına eşlik etmek ister gibi, hiç acele etmeden, orada kaldı.
"Melek iyi misin? Nasıl hissediyorsun kendini?" Gözlerim saplandığı yerden yavaş yavaş ona inerken ona değmesiyle bakışlarımın yumuşadığını hissettim. Ona kızamayan bedenime kızdım. Ne haldeydim kim bilir? Gözlerim kızarık, yüzüm perişan olmalıydı. Bunlar önemsiz detaylardı, asıl yara sol yanımdaydı. Konuşmam gerektiğini fark edince sesimi ayarlamadan konuştum:
"İyiyim." Sesim bana bile oldukça kırgın ve bezgin gelirken onun ne hissettiğini merak ettim. O sana öyle şeyler derken merak etmiş mi ne hissedeceğini? Haklıydı içsesim. Bu arada Polyanna içsesimle beraber bağladığımız sandalyeden kurtulmaya, ağzındaki bandı çözüp güzel sözleriyle beni kandırmaya çalışıyordu. Onu bağladığımız ipler hayalkırıklığımın dışavurumuydu. Ne yapayım, kırılmıştım.
Ama neden kırgınlığım gözlerime ulaşmıyordu? Karşısında dilim lal olmuş, kötü sözler benden kilometrelerce uzağa savrulmuştu. Tüm bunları bir bakışıyla yapan bu adam, hayatımın merkezine yerleşmeye mi çalışıyordu? Ona fırsat vermeyi filan mı düşünüyorsun? Bu saatten sonra şimdiye kadar yapman gerekeni yapacaksın! Ona karşı olan hislerimi gömüp sadece bu altı aylık anlaşmaya odaklanacaksın. Onu süründüreceksin ve o salak Pollyanna'yı asla çözmeyeceksin. İçsesim haklı olarak sert çıkışmıştı bana. Haklı mıydı? Elbette evet. Ancak bu yeni yetme hislerimi nasıl yok edeceğimi bilmiyordum. Nazlıyla konuşmak gerçekten iyi gelecekti.
Selçuk ağzını açıp bir şey söyleyeceği sırada kapı açıldı. Kardeşim kapıdan süzülüp endişeli gözlerle yanıma gelirken Selçuk elini elimden çekti. Bende o kolumu kardeşime doladım. Kolum hala acıyordu ve bunun tek açıklaması çok halsiz olduğumdu. Daha önce de kan aldırmıştım ama bu kadar acımamıştı. Neyse ki bir süre sonra acısı azaldı. Ancak tahmin edildiği üzere kalp sancım hala orta yerde duruyordu. Onu kaldırmaya gücüm yoktu. Gücüm olsaydı kaldırır mıydım yoksa Selçuk'un ona takılıp düşmesini mi izlerdim bilmiyorum.
Kardeşimin şefkatli öpücükleri ve kokumu içine çekmesi beni hem huylandırdı hem de düşüncelerimden sıyırdı.
"Ablacım iyi misin? Şirketin önündeki adamlardan biri senin baygın olduğunu söylediği an buraya uçtum. Neyin var?" Sözlerine gülümserken anlatmak istemedim. Olay benimle ve onunla ilgiliydi. Saçlarını okşadım, karışmıştı. Yanaklarını öptüm, sanırım üşümüştü. Ve kararımı verdim. Ona anlatmayacaktım. Hiçbir şey belli etmeyen bir ses tonu kullandım.
"İyiyim ablacım bir şeyim yok. Sadece tansiyonum düştü galiba." Ama unuttuğum bir şey vardı. Ağladığımı belli eden gözlerim... Ufuk çatık kaşlarıyla gözlerime baktı.
"Ağladın mı sen?" Selçuk'a döndü. "Selçuk abi?" Ne diyecekti? Ablana saçma sapan şeyler söyledim, onu üzdüm, ağlattım mı diyecekti? Aralarında çıkabilecek olası bir kavgayı ayırmaya gücüm olmadığını bildiğimden Selçuk'a söz hakkı vermedim.
"Annemler aklıma geldi yine. Bilmiyor musun beni?" Bana sarılıp öpen kardeşime karşı vicdan azabı duyuyordum. Ona yalan söylemiştim. Hemde beni üzen bir adam yüzünden. Ağzını burnunu kırmasını keyifle izleyemez miydim? Şuan fena saçmalıyorsun. Sen kim başkasının kötülüğünü istemek kim? Ama ben olsam çatır çatır söylerdim. O zaman iyiki yönetimim senin tekelinde değil içsesim. Ah olsa neler yaparım bu zibidiye!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ANLAŞMA
Chick-Lit(Ilk bölümlerde saçmaladığımı biliyorum. Finalden sonra düzenleyeceğim.) Annesini ve babasını kaybettiği kazadan sadece kardeşi kalan bir kız; Melek YILMAZ Yaptığı kaza yüzünden ablasının anlaşmalı bir evlilik yapmasına neden olan bir çocuk; Ufuk Y...
