Günler belki normal bir insana göre son süratiyle akıp giderken Min Yoongi'ye göre ise fazla yavaş geçiyordu.
Yediden daha fazla gün geçmişti, bunda emindi. Haftalar da geçmiş olabilirdi, belki iki hafta ya da üç...
Yoongi ellerini kısa süre önce siyaha boyattığı saçlarında gezdirdi. Aynaya baktığında gördüğü siluet ona yabancıydı ve bu değişikliğe alışıp alışamayacağına emin değildi.
Diğer bir yandan saçını boyatmak ona kısa süre önceki geçmişinde yaşanan olayları geride bıraktığını hissettirmişti ve turuncu saçlı oğlanı bırakmak göğsünde tarifsiz ve nedensiz bir ağrıya sebep oluyordu.
Aklına yine tatlı ama öldürücü Park Jimin'in düşmesiyle Min Yoongi kendini giyotinin altına yatırmak istedi. Çocuğa lanet olası bir göt gibi davrandığını biliyordu, eylemlerine ve sözlerine karşı verecek bir savunması dahi bir nedeni bile yoktu. O an beyniyle değil de siniriyle düşünmüş, ağzından haftalar sonra kafası yerine geldiğinde pişman olacağı sözcükler çıkmıştı.
Aslında Yoongi'nin bir sebep bulamadığı veyahut bir sebep konduramadığı şeylerden biri de Park Jimin'e olan öfkesiydi.
Hayır, bu mantıklı değildi. Siniri o güzel çocuğa değil, kendini onunla bir gelecek fotoğrafında tutamamasıydı.
Park Jimin muhtemelen işi bittiklerinde onu umursamayacak ve onunla görüşmek bile istemeyecekti. Min Yoongi bunu istemiyordu. Onun istediği turuncu saçlı çocuğun hayatında küçük de olsa bir yerinin olmasıydı. Onu sadece bir müşteri olarak anımsamasını istemiyordu. Bir arkadaş, bir dost, ve belki de daha fazlası... Min Yoongi şu an her şeye kabuldü.
Evet Yoongi böyle düşünmüş ve kendince sinirini ondan çıkartmıştı ama akıl edemediği şey böyle yaparak küçüğünün hayatında olmasını umduğu yeri tamamen kazımış olmasıydı.
"Yoongi, seni aptallıktan nasibini almış şerefsiz... çık şimdi işin içinden."
"Hyung kendi kendine mi konuşuyorsun?" Namjoon kapı aralığından başını uzatmış, hyunguna şüpheli gözlerle bakıyordu.
"Namjoon, şerefsiz herif sana bir şey soracağım ama sulandırmadan ciddi ciddi cevap ver, tamam mı?"
Namjoon hyungunun üzgün çıkan sesiyle ortada büyük bir sorunun olduğunu anlamış ve kafasını onaylar derecede sallayarak Yoongi'nin uzandığı yatağın ucuna oturmuştu.
"Dinliyorum hyung."
Yoongi derin bir nefes almış ve gözlerini kaçırarak yerdeki halıya odaklanmıştı.
"Namjoon sence ben Jimin'e çok mu kötü davrandım?"
Küçük olan ellerini çenesinin altına koyarak düşünceli bakışlarını yatağa sabitledi. "Harf alayım?"
Yoongi kaşlarını çatarak başının altındaki yastığı çekip aldı ve Namjoon'un kafasına bilinçsizce vurmaya başladı. "Ölmek mi istiyorsun velet? İki dakika ciddi duramıyorsun!"
"Yah hyung ben çok ciddiydim bir kere!"
"Yalan söyleme şerefsiz!"
O sırada bağırışmaları duyarak odaya giren Seokjin kaşlarını çatarak ikisine baktı. "Yine neden kedi köpek gibi dalaşıyorsunuz?"
Yoongi Kim Aptal Namjoon'dan daha iyi bir akıl danışmanı olacağını düşündüğü Seokjin hyunguna baktı ve dilini kurumuş dudaklarının üzerinde gezdirdi. "Hyung sana bir şey sormalıyım. Sence ben Ji-"
"Sence sen Jimin'e kötü davrandın mı diye soruyorsun herhalde? Eh kusura bak çünkü çocuğun suratına bir tükürmediğin kaldı hayırsız herif. Onu da yaparsan paketi tamamlamış olacaksın."
Seokjin'in sert çıkan sesiyle Namjoon kıkırdamaya başlarken Yoongi'nin suratı düşmüştü.
"Bu ağırdı..."
Seokjin kaşlarını çattı. "Sen ona pislik gibi davranırken ağır değil miydi sence? Yoongi bunları ciddi ciddi hak ediyorsun ve özür dilemek yerine işleri iyice zorlaştırıyorsun da."
"Hyung ben... pişmanım. Lütfen bana yardım et."
Yoongi gözlerini kaçırmış, dudaklarını dişlemişti. Seokjin ona yardım etmeyeceğini söylese Yoongi'nin yapacağı bir şey kalmazdı artık.
Seokjin cevap vermemiş ve cebinden telefonunu çıkartarak birine mesaj atmıştı.
"Jimin şu an Hongdae civarlarındaki kedi evinde. Hızlı olursan oraya zamanında gidebilirsin. Bir daha da asla sana bu konuda yardım etmem."
"Hyung teşekkür ederim!"
Yoongi içeride diğer ikisinin olduğunu umursamadan hızla üzerini çıkardığında Seokjin Namjoon'un, Namjoon da Seokjin'in gözlerini aynı anda kapatmıştı.
"Hyung bakmasana!"
"Namjoon bakmasana!"
İkisi de aynı anda konuşurken Yoongi onları itekleyerek odadan atmış ve pantolonuyla tişörtünü giyerek şapkasını takmıştı. Cüzdanını ve telefonunu da alarak evden koşarcasına çıktığında arkasından gülümseyen ikilinin farkında bile değildi.
-
Yoongi nefesini düzene sokmaya çalışarak kedi evinden içeri girdi. Anında kulağına dolan yüzlerce kedinin miyavlama sesleriyle aklına direkt olarak turuncu saçlı çocuk gelmişti. Park Jimin bir kediydi çünkü.
Gözleri aramakta olduğu bedene kavuşunca iç çekerek onu dikizlediği yere iyice sığındı. Bugün konuşabileceğini sanmıyordu.
Çocuğun güzel turuncu saçları akmış ve soluk sarıya dönmüştü. Üzerinde gündelik kıyafetler olmasına karşın o hâlâ çok güzeldi.
Görevli kızlardan Dawon yardım amaçlı Yoongi'nin yanına yaklaştığında gözlerinde gördüğü mest olmuş ifadeden onun buraya bir kedi için değil de kedi evine sık sık uğrayan Jimin için geldiğini anlamıştı.
"Jimin için gelen ilk insan değilsiniz."
Yoongi arkadan tarafından gelen sesle afallamış ve sağına dönerek Dawon'a bakmıştı.
"Ne?"
Dawon içinden sinsi sinsi gülerken başıyla Jimin'i işaret etti. Kanında kaos taşıyordu, böyle bir fırsatı kaçıramazdı.
"Park Jimin diyorum. Onun için geldiğiniz gözlerinizden belli. Yine de buraya bu sebepten gelen ilk insan siz değilsiniz."
Yoongi kaşlarını çattı. Kızın gözleri ona çok tanıdık gelmişti.
"Niye böyle düşünüyorsun?"
Dawon gülerek omuz silkti ve arkasını dönerek Kedi Bakım Ünitesi yazan odaya girdi.
Yoongi gözlerini tekrar Jimin'e çevirdi ve dakikalarca hiç kıpırdamadan onu izledi. Kedilere bakarken kısılan gözlerini, kıvrılan dudaklarını ve onlarla beraber miyavlamasını izledi. Park Jimin akla zarardı.
Yoongi ertesi gün de Jimin'i takip etti, ondan sonraki gün de... Kim Seokjin her seferinde o günün son olduğunu söylese de her gün yardım etti. Yoongi onu; güvercinlere yem atarken, sokaktaki çocuklarla yerde bulduğu beş yüz won için kavga ederken, marketteki ajumma ile güzel kızlar hakkında sohbet ederken ve yol kenarında ona ahlaksızca laf atan iki genci döverken izledi. Park Jimin onu hiç fark etmedi, Yoongi fark edilmeyi hiç istemedi.
Min Yoongi'nin kalbi her seferinde biraz daha o çocuğun avuçlarına kayarken sonunu düşünmek bile istemedi. Tanrı'nın her günü Park Jimin adındaki akmış turuncu saçlı çocuğa biraz daha düştü, biraz daha ona kapıldı.
Günler bu sefer tüm süratiyle akıp gittiğinde Min Yoongi Park Jimin'e çok âşık olmuştu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
illegal | yoonmin
FanfictionPark Jimin ülkenin en iyi hackerlarından oluşan prestijli bir çetenin üyesiydi.
