Bölüm 19 / ALKAN BEY SORGU ODASINDA AZRA'NIN İLK ŞİZOFREN BELİRTİLERİ

212 7 0
                                    

ON DOKUZUNCU BÖLÜMALKAN BEY SORGU ODASINDAAZRA'NIN İLK ŞİZOFREN BELİRTİLERİAlkan Bey, sorgu odasında Erol Komiser'i beklemekteydi.Erol Komiser de siyah camın ardından kahvesini yudumlarken,Alkan Bey'in tavırlarını izlemekle meşguldü. AlkanBey hayatında ilk defa sorguya çekileceğinden içindekikorku gözlerinden okunuyordu. Artık gizleyeceği bir şey dekalmamıştı. Kızının tüm yaptıkları delillerle gözler önündeydi.Önüne koyulan dosyaya göz bile atmadı. Duvarları, tavanı,yerleri, odanın içini inceliyordu.Bu sırada odadaki sessizlik açılan kapının gıcırtısıylabozuldu. İçeriye giren Erkan Komiser, elindeki bir bardaksuyu masaya bıraktı. Daha sonra arkasını dönüp odadan çıktı.Beş dakika geçmeden odanın kapısı tekrar açıldı. Elinde kahvesiyleodaya Erol Komiser girdi. Erol Komiser çok rahat birşekilde Alkan Bey'in tam karşısına oturdu. Elindeki kahveyimasanın üstüne bıraktı.Alkan Bey, büyük bir dikkatle Erol Komiser'i izliyordu.Ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordu. Erol Komiser sinirbozucu bir şekilde hiç konuşmadan bekliyordu. Bu bekleyişAlkan Bey'i çok sinir ediyordu. Ama elinden gelen bir şeyde yoktu. Sonunda dayanamadı;-Siz beni çıldırtmak mı istiyorsunuz? Neden konuşmuyorsunuz?Psikolojik baskı uygulamaya çalışıyorsunuz farkındayım,ama hatırlatayım ben bir psikoloğum.Erol Komiser yine hiç konuşmadan bekliyordu, duvaradoğru bakıyordu. Sonra duvara doğru bakarken birden ağzındanbirkaç kelime döküldü.
-Neden buraya gelenler biz sormadan anlatmazlar herşeyi? Hep soru beklerler. Hem de ne sorulacağını bildiklerihalde. Asıl siz bize psikolojik baskı yapıyorsunuz. Bizi deli,geri zekalı yerine koyuyorsunuz. Artık bu saatten sonra banabir şey sordurmazsınız herhalde.Erol Komiser'in konuşması bittikten sonra, Alkan Beysöze nereden başlayacağını bilemiyordu. Biraz düşündüktensonra, sözlerine kızının şizofren haliyle nasıl tanıştığını anlatmaklabaşladı. Böylece Erol Komiser'i etkisi altına alıp, komiserinkararlarını, ona olan tavrını değiştirmeye niyetliydi. Nede olsa bir psikologdu. Bu onun işiydi. Daha sonra Alkan Beykonuşmasına başladı. Erol Komiser dikkatlice Alkan Bey'idinlemeye başladı.-Azra'nın gerçek bir annesi hiçbir zaman olmadı. Annesevgisini hiç tatmadı. Annesiz olmanın acısını çok büyük birşekilde yaşadı. Tüm hayatında onun eksikliğini gördü. Ezikliğiher halinde, her ortamda belli oluyordu. Normal çocuklar gibibir çocuk değildi.Alkan Bey biraz iç çekti ve devam etti.-Yine de onunla birlikte, küçük ama mutlu bir dünyakurmuştuk. Garip bir çocuktu. Herkesten farklıydı. Küçüklüktenberi çok hayal kurardı. Kurduğu hayallere inanırdı. Bazençok aşırıya gittiği de olurdu. Kurduğu hayalleri gerçekmiş gibikabul ettirmeye çalışırdı. Hele ki birini seviyorsa... Bu bahsettiğimdurum; sevgi, gönül bağı gibi bir duygusu varsa çoktehlikeli boyutlara ulaşıyordu.Biraz duraksadıktan sonra;-Mevsimlerden sonbahar olmuştu. Çok sık dışarı çıkmaya,parklara, oyun bahçelerine gitmeye başlamıştı. Çokfarklı bir mutluluk vardı yüzünde. Ben de o mutlu olduğu içinçok seviniyordum. On yaşlarındaydı.
Her akşam eve geldiğinde, okulda yaptıklarından ve arkadaşlarındanbahsediyordu. Her akşam yemek yerken, yatarken onlardanbahsediyordu. Arkadaşları olmasına çok seviniyorduk.Birçok arkadaş edinmişti kendine. En çok bahsettiği Bahar ismindebir arkadaşı vardı. Bahar'ın kız kardeşi Kevser, erkekarkadaşı Esat ve ismini hatırlamadığım daha birçok arkadaşıvardı. Ama en çok bu üç isimden bahsediyordu. Artık onlarıezberletmişti bize. Bir süre sonra, artık okuldan geç gelmeyebaşlamıştı. Bahanesi de arkadaşlarıyla buluşmasıydı. Belli saatekadar arkadaşlarıyla geziyordu. Onlarla birlikteyken eğlendiğiçok belli oluyordu. Ben de pek bir şey diyemiyordum. Okadar mutluydu ki anlatamam. Bir akşam eve geldiğinde bana,'Baba, yarın akşam arkadaşlarımı eve, yemeğe getirmek istiyorum"dedi ben de memnuniyetle kabul ettim ve getire bileceğinisöyledim. O gün hizmetçi kıza, eve erken gelip çocuklariçin hazırlık yapmasını söyledim. Çocuklar varken yanımızdanayrılmamasını tembihledim. Ertesi gün, Azra'nın okulundan,onun sınıf öğretmenini de yemeğe çağırdım. Sürpriz yaparakonu da sevindirmek istedim. Akşam gelip çatmıştı. Tüm hazırlıklarımızıyapmıştık. İlk defa Azra'nın arkadaşları bizim evegelecekti. Ben de çok mutlu ve heyecanlıydım. Azra'nın sınıföğretmeni ve ben hazırlanan güzel sofraya oturmuştuk. Onlargelmeden biraz sohbet ettik. Hizmetçi kız da son hazırlıklarınıtamamlıyordu. Kapı çaldığında ben açmaya gittim. Azra kapınınönünde çok mutlu görünüyordu. Mutluluktan havalarauçacak gibiydi. Sonra kapının önünde durdu. Arkasına dönerek;"Buyurun arkadaşlar, siz misafirsiniz önden girin" dedi.Ben olup bitene anlam veremiyordum. Kapıda öylece kalakaldım,çünkü Azra'nın yanında kimse yoktu. Tek başına gelmişti.Biraz olup biteni gözlemek istedim, hiç konuşamadım, şokiçerisindeydim. İçeri girdim, yemek masasının yanına geldim.orada dikiliyordum. Hayali arkadaşlarının montlarını aldı,kendi montuyla beraber askıya astı. Sonra yanımıza gelerekarkadaşlarıyla bizi tanıştırmaya başladı.
Öğretmeni de şaşkınlık içerisinde ne olup bittiğini çözmeye çalışıyordu.Yüzündeki şaşkınlık ve korku ifadesi hâlâ gözümünönünden gitmiyor. O masum bir şekilde arkadaşlarıyla bizi tanıştırırkenben dayanamadım, gözlerim dolmaya başladı. Öğretmenide dayanamadı. Kalkıp mutfağa gitti.Azra bu arada arkadaşlarını sofraya davet etti. Ben deöğretmeninin arkasından mutfağa gittim. Mutfakta hizmetçikıza bugünlük işinin bittiğini söyledim. Benim halimi görüncekötü bir şey olup olmadığını sordu. Ben de "Yok bir şey, gidebilirsin,"dedim ve hizmetçi kız bir şeyler olduğunu anlasa dabir şey demeden gitti. Benim bu gördüğüm manzara karşısındaayakta duracak dermanım kalmamıştı. Ne yapacağımı, nasıldavranacağımı bilemiyordum. Öğretmen hanım bana çok destekoldu. Bu akşamlık hayali arkadaşları varmış gibi davranacaktık.Onu üzemezdik, daha kötü olabilir diye düşündük.Bir doktora danışmadan ona tepki vermememizin yanlış olacağınakarar verdik. Sonra içeri gidip bütün akşam boyunca,yanında arkadaşları varmış gibi davrandık. İçim kan ağlayaağlaya bu duruma katlandık. Bu durumun ne kadar acı vericiolduğunu bilemezsiniz. O akşamı bir şekilde rol yaparak, sahtegülücükler dağıtarak tamamladık. Hep birlikte Azra'nın arkadaşlarınıkapıdan yolcu ettikten sonra, öğretmen hanımla birliktemutfağa gittik. Azra bizde bir şeyler olduğunu fark etmişolacak ki biz mutfakta ne yapacağımızı konuşurken, kapınıngirişinden bizi dinlemiş, her şeyi duymuştu. Birden içeri girdi."Tüm konuştuklarınızı duydum," diye söylendi. Ben ağlamayabaşladım. Ona sıkıca sarıldım. Gerçekten arkadaşlarınıngeldiğini söyledi. Onların gerçek olduğunu bize ispatlamayaçalışıyordu. Ben de "Haklısın," dedim. Uyku vakti geldiğini,bunları sonra konuşacağımızı söyledim. Öğretmen hanımıuğurladıktan sonra bu geceyi öyle bitirdik. Ertesi gün bir doktorarkadaşımdan onu muayene etmesini istedim. Benim muayeneetmem onu şüphelendirebilir di.
Bu durumu ona belli etmememiz gerekiyordu. Kafamda hastalığıylailgili bir tanı koyuyordum, ama kızıma bu durumuyediremiyordum. O gün onu genel kontrol amaçlı hastaneyegötüreceğimi söyledim. Hastaneye geldikten sonra doktorarkadaşım onu bir takım testlerden geçirdi. Sonra Azra'ya"Sapa sağlamsın," diyerek onun gönlünü almaya çalıştı. Ufakbir kızın moralini bozmak istemiyordu.Doktor arkadaşım kızımla konuştuktan sonra, beniodasına özel görüşmek için çağırdı. Azra beni kapının önündebekliyordu. Doktor arkadaşım da benim tespit ettiğim hastalığısöyleyince, bir anda vurulmuşa döndüm. Kızım bir şizofrenhastasıydı. Tüm tespitler bunu gösteriyordu. Doktor arkadaşımbeni teselli etmeye çalışıyordu. Biraz konuştuktan sonraoradan çıkıp hemen eve geçtik. Akşama kadar ağlamaktangözlerim şişmişti. Azra o akşam eve geldiğinde benim ağlamaktangözlerimin şiştiğini fark etti. "Baba ne oldu? Neyinvar?" diye sorunca, ona bir arkadaşımın çok hasta olduğunuve bunun için ağladığımı söyledim. O da söylediğime inandı.Bana sarıldı. Beraber ağlamaya başladık. Doktor ona birkaçilaç vermişti. Vitamin ilacı diye içiriyordum. Bir ay sonra arkadaşlarıylaartık sık görüşmediğini, aralarının bozuk olduğunusöylemeye başladı. Ben de kullandığı ilaçların iyi geldiğinizannediyordum. Sonra bir akşam eve geldiğinde yeni biriyletanıştığını anlattı. Ondan bahsederken, her halinden anlattğıçocuğa aşık olduğu belli oluyordu. Başladı bana tanışmalarınıanlatmaya: "Babacığım arkadaşlarımla gittiğim o parka gitmiştim.Arkadaşlarımı bulamadım, gelmemişlerdi. Bir banktaçok yakışıklı bir çocuk gördüm. Yanına doğru gittim. 'Oturabilirmiyim?' diye sordum. Kahverengi gözleriyle bakıp, küçükbir tebessümden sonra, 'Oturabilirsiniz,' dedi. Kalbim heyecandandeli gibi çarpıyordu. İlk defa böyle bir duygu yaşıyordum.Ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Sonra kısık bir sesle,'Benim adım Azra,' diyebildim. Bana dönüp, 'Oğuz,' dedi.
Bir süre sohbet ettikten sonra telefon numaralarımızı birbirimizeverdik ve ayrıldık," dedi. "Baba çok mutluyum," diyesöyleniyordu. İlerleyen günlerde Oğuz denen arkadaşıyla çoksık görüşür olmuştu. Zaman ilerledikçe ona daha çok bağlanıyordu.O çocuk onun hayatına girdiğinden beri tüm hayatıdeğişmişti. Artık hayali arkadaşlarından bahsetmiyordu. Bende bu anlattığı, aşık olduğu çocuğun hayali olmamasını Allah'tandiliyordum. Doktor arkadaşım da "İstersen bir kliniğeyatıralım," diye bana söyleniyordu. Ben de reddediyordum.Aradan üç ay geçmişti. Oğuz'la görüşmeleri çok sıklaşmıştı.Onu çok sevdiğini, onsuz yaşayamacağını söyleyip duruyordu.Bu durum beni çok korkutmaya başlamıştı, çünkü daha yaşıçok küçüktü. Bir gün akşam yemeği hazırlanmış halde Azra'yıbekliyordum. Birden kapı çalmaya başladı. Hiç durmadandeli gibi çalıyordu. Ben de telaşlandım. Kapıyı hızlı bir şekildeaçınca, Azra çok korkmuş tedirgin bir şekilde bana sarıldı.Çok korkmuş bir hali vardı. Elleri titriyordu. Ne olduğunu sorduğumda,"Baba ben çok kötü bir şey yaptım. Lütfen beni sakla,"diyordu. Koşup odasına çıktı. Ben de arkasından hemenyanına gittim. Elbise dolabı nın içine girmişti. Kızımın bu durumubeni çok korkutuyordu. "Kızım ne oldu?" diye defalarcasordum. En sonunda dayanamadı ve "Baba ben birini öldürdüm,"dedi. Olayı sakince anlatmasını söyledim. Oğuz'un yanındabir kız görmüş. Kız Oğuz'a sarkıntılık ediyormuş. Budurum onu çok sinirlendirmiş. O kızı akşam eve dönerken, birparkın kenarındaki kaldırımda beklerken görmüş. Kaldırımındiğer tarafından da vızır vızır arabalar geçiyormuş. O an birdendeliye dönmüş. Aniden yanına gidip, kızı arkasından arabalarınaltına ittirmiş. Kıza araba çarpmış, bu da korkudanoradan kaçıp eve gelmiş. İçindeki sese söz geçiremiyormuş.Böyle bir şeyi neden yaptığına bir türlü anlam veremiyormuşÇok pişman olduğunu söyleyip duruyordu. Sonra onu gardırobuniçinden çıkardım. Saçını okşamaya başladım. Gözlerimdendamlalar artık kan kırmızı dökülüyordu.
Doktor arkadaşımın söylediğini uygulaması gerekiyordu. Buarada o da uykuya daldı. Ben anlattıklarının bir hayal olduğunudüşünüyordum Hiç gerçek olabileceğini aklımdan bilegeçirmedim. O olayın ardından bir hafta okula gitmedi. Evdendışarıya da çıkmadı. Hizmetçiye sürekli yalnız kalmaması gerektiğinitembihliyordum. Sonra bir gün Azra işyerinden beniaradı. Oğuz arkadaşının eve gelmek istediğini söyledi. Evdençıkmadığı için çok merak etmiş. Azra'yı görmek istiyormuş.Ben de yine hayali birisiyle geceyi geçirmek istemesemde kabulettim. Çünkü okullar bitince kliniğe yatacaktı. Bu onun sonisteğiydi. Kıramadım, "Tamam," dedim. Akşam eve geldiğimdeAzra önlük takmış yemek yapıyordu. Kendince bir şeylerhazırlamaya çalışıyordu. Arkadaşının ne zaman geleceğinisorduğumda, geldiğini ve sofraya oturmak için beni beklediklerinisöyledi. Ben de bu durumun iyice katlanılmaz bir halaldığını düşünmeye başladım. Elbiselerimi değiştirmek içinodama çıktğımda, işimi halledip tam aşağı inecekken odamınkapısı çaldı. Azra seslendi: "Babacığım seninle tanıştırmakiçin arkadaşımı getirdim. Müsaitsen girebilir miyiz?" dedi.Ben nasıl tepki vereceğimi düşündükten sonra, biraz gülümsemeyeçalışarak, "Tabii ki, girin," dedim. İçeriye ilk önce Azrave ardından arkadaşı girdi. Gerçekten bir arkadaşı gelmişti.Hayali değildi. Benim yüzümdeki şaşkınlık gitmiş, yerini korkuyabırakmıştı. Ben "Hoş geldin oğlum," deyince, verdiğimtepkiden bu sefer getirdiği arkadaşın gerçek olduğunu anladı.Bu da hayal olsaydı onun için bir yıkım olabilirdi, ama benimiçin aynı şey söylenemezdi. Benim için bir yıkım olmuştu. Sevinmeklesevinmemek arasında kalmıştım. Bir yanda gerçekbir arkadaşı vardı, bir yanda ise bir kız ölmüştü. Kızın hayaliolmasını ümit ediyordum. Kafamda binlerce soru işareti ilehep beraber sofraya oturduk, yemek yedik. Ardından Oğuz'uuğurladık. O geceyi kızıma sormak istedim; gerçek miydi, değilmiydi diye ama yapamadım. Doğru olmasından korkuyordum.Bir daha o konuyu hiç açmadık.
Okulu bittikten sonra onu arkadaşımın kliniğine yatırdık. Oradauzun bir süre tedavi gördü. Bu tedavi sırasında Oğuz onugörmeyi çok iste di ama kızımın yanına kimsenin girmemesi gerekiyordu.Ben bile onu sadece camın arkasından izliyordum.Kızım da Oğuz'u görmeyi istedi ama Oğuz'u hatırladığındakrizi tutuyordu, çok tehlikeli oluyordu. Bu durumu Oğuz'la defalarcakonuştum. Kızımı rahat bırakmasını söyledim. Onunhastalığından bahsettim. Bana inanmadı. "Hasta bile olsaben onu seviyorum," dedi. Bir sabah haberlerde bir erkekçocuğunun cesedinin deniz kenarında sahilde ölü bulunduğuhaberi geçiyordu. Çocuğun kimliğini ekrandan öğrenince çokşaşırdım. 'Oğuz AKINCI' diye yazıyordu. Şok oldum. Kızımada onun öldüğünü kabullendirmek çok zor oldu, ama sonundaonun öldüğünü kabul etti. Bu arada iyileşme süreci hızlandıve iki senelik tedaviden sonra kızımın iyileştiği, artık taburcuolabileceği söylendi. Taburcu olduktan sonra hayali bir arkadaşıveya dengesiz bir hareketi olmadı. Eğitimine kaldığı yerdendevam etti. İşte böyle, benim kızım şizofren hastası. O kadarçok acınası bir durumu var ki bu duyguyu anlamanız içinbenim yerimde olmanız lazım. Benim yaşadıklarımı, çektiğimacıları çekmeniz lazım dedi.Alkan Bey bu konuşmadan sonra başını öne eğerekgözyaşlarını gizlemeye çalıştı. Erol Komiser de hiçbir şeysöylemeden onu yalnız bırakarak odadan dışarı çıktı. AlkanBey'in anlattıklarından çok etkilenmişti. Biraz hava almakona iyi gelecekti. Yolun kenarındaki kaldırıma oturdu. Gözleridaldı ve düşünmeye başladı. "Benim de şizofren bir çocuğumolsaydı ne yapardım" diye düşünüyordu. Düşündükçe bu durumunne kadar acı verici olduğunu anladı. "İyi ki böyle biryaşamım olmadı" diye içinden Allah'a binlerce kez şükretti.Bu arada Erkan Komiser ve Turgut her yerde Erol Komiser'iarıyordu. Bakmadıkları yer kalmamıştı.
Merdivenlerden aşağı inerken Turgut pencereden, yolun kenarındaErol Komiser'i gördü. Hemen koşarak Erol Komiser'inyanına gittiler. Yanına yaklaşarak;-Komiserim sizi aramadığım yer kalmadı. Ne oldu,sorguda bir sorun mu oldu? Neden bu kadar düşüncelisiniz?Ben de biraz araştırma yaptım komiserim. Doktor tarafındangerçekten şizofren olduğu kesinleşmişse bu kız ceza alamaz.Turgut da kafasıyla onay verirmiş gibi;-Evet şizofrenlerin cezai ehliyeti yok.Erol Komiser;-Yok bir şey Erkan, git içerideki adamın savunmasınıal. Avukatını falan çağır, mahkemeye mi gidiyor, nereye gidiyorsagönderin. Kötü muamele yapmayın. Bu dava bizim içinburada kapandı.Turgut;-Nasıl yani, neden kapandı? Daha okuldaki olayı çözemedik.Hiçbir şeyi çözmedik.Erol Komiser;-Çözsek ne olacak. Okuldaki olayın arkasında da bukız çocuğu Azra var. Her şey apaçık ortada.Erkan Komiser sessizce bekliyordu. Turgut devam etti:-Eeee tamam işte komiserim. Her şey ortadaysa nedenüstüne gitmiyoruz?Erol Komiser;-Gitsek ne olacak. Şu an kız nerede?-Şizofren tespiti koyulmuş klinikte tedavi görüyor.
Erol Komiser;-İşte bu yüzden Turgut, çünkü senin de dediğin gibi şizofrenlerincezai ehliyeti yok. Yani ne yaparsa yapsınlar birceza almazlar. Cezaevinde yatıramazsın. Doktor gözetimindeklinikte tedavi görür. Biz okuldaki olayın üstüne gitsek bütüngözler kıza çevrilecek, ölen çocukların ailesi onu öldürmekiçin elinden geleni yapacak. Rahat durmayacaklar, çünkü canlarıyanmış, evlatlarını kaybetmişler. Ama bu kız da bir hasta;piskopat değil. Bence ona bir şans tanınmalı, belki tedavi sürecisonrasında iyileşir. Bu olay burada kapandı. O dosyayaüçü de intihar etmiş deyip kapatacağız. Bu olay sadece sizinlebenim aramda kalacak. Bir de Kaan'a da söyleyin, bu durumuizah edin. Bir daha bu olayla ilgili bir şey duymak istemiyorum,.Anlaşıldı mı?Erkan Komiser bu duruma çok sevinmiş gibi gözüküyordu.Turgut biraz şaşkındı. Erol Komiser gibi sert acımasızbirinden böyle bir tepki geleceğini hiç düşünmemişti. Erol Komiser'insöylediklerini düşündükçe ona hak vermeye başladı.Onun yaşam tecrübesine ve sözüne güvendiği için biraz sessizkaldıktan sonra üzüntülü bir tavırla;-Tamam komiserim siz merak etmeyin, hemen bu dosyayıkapatıyoruz. Dediklerinizi harfiyen yerine getireceğiz. Siziniçiniz rahat olsun.Erol Komiser ellerini Turgut ve Erkan'ın omzuna koyarak;-Daha sizinle çok cinayet çözeceğiz merak etmeyin.Sıkmayın canınızı, arada sırada böyle şeyler olur. Bazen yarıdabırakmak gerekir. Daha fazla cana mal olmasın diye bunuyapmamız gerekiyordu.
Erol Komiser elini Turgut Komiser'in omzuna atarakarkalarında Erkan Komiser'le birlikte Emniyet binasının girişkapısına yöneldiler. Giderken Turgut, Erol Komiser'e dönerek;-Kızmazsanız bir şey sormak istiyorum.Erol Komiser;-Sor bakalım.Turgut;-Kız iyileşmezse ve şizofrenliği devam edip cinayetlerartarsa ne olacak? diye sordu.Erol Komiser,-Merak etme iyileşmeden o klinikten çıkamaz. Biz desürekli takipte olacağız.Turgut;-Komiserim kız tamamen iyileşirse ne olacak, bütün buolaylar cezasız mı kalacak?Turgut Erol Komiser'in tepkilerini ölçmeye çalışmaktaydı.Erol Komiser de Turgut'un sorusuna cevap verdi.-Turgut'cuğum şimdi bunları düşünmenin zamanı değil.Biz bu dosyayı takip etmeyi bırakmayacağız anlaşıldı mı?Her zaman takipçisi olacağız.Erol Komiser arkalarındaki Erkan Komiser'e doğrudönerek;-Bu işle seni görevlendiriyorum. Arada bir bu dosyayıtakip et tamam mı?
Erkan Komiser;-Tamam komiserim merak etmeyin. Turgut'un başkasorusu yoksa bir şeyler yiyelim. Bir lahmacuna ne dersiniz komiserim?Yanında bol köpüklü bir ayran güzel olmaz mı? dedi.Erol Komiser;-Kaç gündür doğru düzgün yemek bile yemiyoruz. Hâlâduruyor musun çabuk bol acılı olsun benimki.Hep birlikte lahmacunlarını yediler.

ŞİZOFREN SEVERSEHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin