(Bölüm Müziği: Amy Dickson- Pavane)
Yukarıda yaklaşık bir saat geçirmiştim ve söylediğim saatte yanlarına inebilmek beni mutlu etmişti. Fatih beni görür görmez koşarak gelip sarıldı. Ben de başını okşayıp masaya ilerledim. Küçük çocukları fazla sevmiyordum. Bana hep baş ağrısı gibi görünüyorlardı.
"Kimse sofraya oturmadı mı?" dedim.
"Seni bekledik Ömer" dedi Fatih sırıtarak.
"Sonuçta bu kutlama, sizin gelmenizin şerefine" diye ekledi Ada.
Kendall o sırada telefonla konuşuyordu ve sanırım biriyle tartışıyordu. Beni görünce gülümseyerek telefonunu kapattı:
"Uyanmışsınız!" dedi
"Uyumuyordum"
"Yeni oyuncağıyla ilgileniyorduk" dedi Robert gülümseyerek.
"Öyle mi? Neymiş o oyuncak? Bende oynayabilir miyim?" dedi Fatih.
Küçük çocukların, büyüklerin konuşmasına dahil olmasından nefret ediyordum. Yanına gidip kucağıma aldım ve sofradaki sandalyelerden birine oturturken, kulağına fısıldadım:
"Aslında o bir oyuncak değil, o bir canavar" dedim.
Tiz bir çığlık atarak şımarık gülümsemesini sürdürdü.
Hepimiz yerlerimize yerleştikten sonra ziyafet başladı. Dünya mutfaklarından, daha önce hiç tatmadığım, en güzel yemeklerden keyifle yerken, sohbetlerimizin ardı arkası kesilmiyordu. Çocuklar, Kendall hatta Robert'le bile, resmen kocaman bir aile tablosu çiziyorduk. Özlemini, yıllardır duyduğum bir huzur vardı masada. Herkes mutlu görünüyordu. Masada acılar, hüzünler yerine tatlılıklar ve heyecan vardı. Yeniden doğmuş gibiydim. Masadaki insanların gözlerinin içi gülüyordu. Eskiden gri, soğuk bir adam olan ben, gerçekten yeni doğmuş bir bebek kadar umursuzdum ve etrafıma sadece gülücükler saçıyordum. Masadaki insanlarla yeni tanışmış gibi değildim, hepsi kırk yıllık dostum gibiydi. Bir an bu rüya bile olsa iyi ki görüyorum, diye düşündüm. Bıraksalar ömrüm boyunca o masada kalabilirdim. Fatih arkadaşlarının komik ailelerinden bahsediyor, Ada erkek arkadaşıyla yaşadığı tatlı, komik anılarını anlatıyor, Robert hastalarla yaşadığı saçma olaylardan bahsediyor, Kendall ise geçmişte yaptığı diyetlerin başarısızlık sebeplerini anlatıyordu. Masada kahkahalar yankılanıyordu. Çok içmiştim. Kesinlikle sarhoştum, ama tatlı bir sarhoşluktu bu. Kendimi sandalyeye serbestçe bırakmış, bir elimde kadehi döndürüp duruyordum. Gülmekten gözlerim yaşarıyordu.
Arkasından, hizmetlileri de masaya davet etmeye, bu enerjik sofraya onları da dahil etmeye karar verdim. Başta çok garipseyip gelmek istemediler, ama bilmiyorlardı ki ben içince çok ısrar ederim. Beni bir süre uğraştırsalar da, sonunda hepsini masaya oturtmayı başarabildim. Ardından hikayelerini dinlemek istediğimi söyleyerek, onları da sohbete dahil ettim. Masam gittikçe güzelleşiyordu. İçtikçe içiyor, güldükçe gülüyorduk. Saatlerin nasıl akıp gittiğini anlayamıyorduk bile. Onlar sohbete devam ederken, birdenbire durgunlaştım. Böyle bir aurayı her zaman yakalayamayacağımı bilmek beni üzmüştü. Hayatımda ilk kez insanlarla bu kadar samimi olmuştum. Gerçekten bu sofra, hayatımın en güzel anı olarak kalacaktı. Derken bu durgunluğum yavaşça hüzüne dönmeye başladı. Onların sohbet ve kahkahalarını dinliyordum, bir yandan içmeye devam ederek.
Sağımda Ada, solumda Cansın oturuyordu. Bir an için Cansın'la göz göze gelmek beni duygulandırmıştı.
"Saat çok geç oldu. Fatih ve sen artık uyuyorsunuz Cansın" dedim.
Defne ayağa kalktı ve ellerinden tutarak odalarına götürdü.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
2470
Science Fiction"-Adam uyandı! Zihin çizelgesi hareketlenmeye başladı!" "-Gözlerime inanamıyorum, bu delilik! " Kulaklarım çınlıyor, başım çatlıyor, gözlerimi açamıyorum. Neredeyim ben? Konuşamıyorum, bu iğrenç sıvı da ne? "-Efendim bizi duyabiliyorsunuz ama henüz...
