Kitabı unutanlar için önceki bölümleri kısaca hatırlayalım:
Anılcan ve saz arkadaşları, mom the orosbu engelini başarıyla bertaraf etmiş ve duraklama dönemine girmiştir. Gereksiz bir basket maçının ardından az biraz Çarlıs'la oynaşma suretiyle enerji depolayan Anılcan bebişim, bölümün sonunda dolabında bir kiralık katil ilanı bulur fakat benim gibi gamsız bir ibne olduğu için yalnızca tövbe tövbe deyip şehadet getirir ve köşesine çekilir. Hemen ardından Ramazan özel bölümümüzde vur götüne derdi tasayı mottosuna rağmen onları gözetleyen gizemli bir şahsı fark ederler ve olaylar gelişir (şu tabiri de hep kullanmak istemişimdir her yere uyuyor) Asırlar sonra yazabildiğim bu bölümde ise söz konusu şahısla ilk defa karşılaşıyor, kahramanlarımızın nasıl boka sardıklarını görüyoruz ve olaylar gelişiyor. (AKajsnwjasnsnann)
Pencerenin önüne gitmiş, perdenin yanından çıkan kafalarımızla onu izliyorduk. Yaklaşık on dakikadır orada, kaldırımın önünde kıpırdamadan duruyordu. Uzun boyuna gece kadar siyah bir palto geçirmiş, göz bebeklerinde titreşen sokak lambasının ışığı parça parça başından aşağı dökülürken yüzündeki soğukkanlı bir avcıyı andıran o keskin ifade göz yuvalarıma baskı uyguluyordu. Sis bulutlarıyla yüklü gökyüzünü yansıtan ay ışığının puslu hakimiyeti altında her akşam çöküşüne aşina olduğum havadaki belli belirsiz donukluk, alt kirpiklerinin üstüne düştü düşecek olan baygın gözleri ruhumu çırılçıplak bırakmıştı. Dilimin altında kıpırdandıkça kendini hissettiren ezilmiş kelimelerin yoğunluğu o kadar fazlaydı ki, ağzımı açsam kalbim ağzımdan fırlayacaktı sanki. Ben dar ağacında hükmünü bekleyen düşüncelerim ve avuç içlerimde düşen kalelerimle kalırken, ürpertici bir esinti sırtını kırbaçlamış, ciğerlerindeki yırtıcı nefesler çatlamış dudaklarından sızarak bakışlarımı nektar gibi çekmişti. Gözlerindeki ateş, sadık hizmetkarı kanla birleşmiş ve yakut kırmızısı küllerden doğan yakıcı nefesli, alev derili bir canavara dönüşmüştü. Aldığım her nefeste geçmişin izleri çürüyor, gözyaşı mezarlığının topraklarından bir parça daha kopup yangına teslim oluyordu. Derimi sıcak mum gibi kaynatan bir kara delik misali duygusuz, katran karası gözleri, bir ressamın hatalı fırça darbesini andıran avurtlarına çökmüş olan gölgeleri, esen rüzgarla birlikte buz gibi nefesini üstüme üflemiş gibi hissettiren heykelden oyulmuş dilhun yüzüyle IŞİD'den kaçmış bir teröriste benziyordu...
Aga ben ne anlatıyorum?
Niye bu kadar betimlediğimi bilmiyordum, ancak bu tür psikolojimi sikerten durumlarda kafamdan kendi kendime senaryo yazmak aşırı zevkli bir olaydı.
Bizimkilerin ölüm korkusuyla perdelenmiş yüzlerinin bana dönmesi üzerine iç dünyamdan sıyrılarak kendime geldim. Artık kaçış yoktu, adam bizi camdan görmüştü, bu evde olduğumuzu biliyordu. Adımlarımızı dikkatli atmalıydık. Yoksa neyin nesi olduğuna dair tahminde bulunamadığım bu adam kana susamış bir akbaba gibi üstümüze çökecekti.
Ve muhtemelen olaylar da gelişecekti.
"Ben... bir şeyler düşünüyorum." dedim onları rahatlatmak için. Ama işin aslı bir bok düşündüğüm yoktu. "Sakin olalım arkadaşlar, beni istiyor."
Çaresizce "E alsın." diyen Miraç'a sana bir çakarım bir de Ahmet Çakar bakışı atmıştım.
Aklımda Anıl babamı uyandırma düşüncesi peydah olmuştu ki -hayati tehlike olmadığı sürece bana dokunmayın demişti-, cep telefonum çalmaya başladı. Elimi cebime attım, arayan bilinmeyen bir numaraydı. Hala camın önünde olan ve bize eliyle sessiz bir işaret veren Tuana'nın yanına gittiğimizde gizemli şahsın da bir elinin telefonda olduğunu gördüm. Lanet olsun adamım... Beni arıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
yan rol • bxb
HumorKitap zaman dilimi olarak Adaş'ın 8 yıl sonrasında geçmekle beraber sureti umumiyede iptidaî fiatile behemehal ve mülâhazalarladır ki rasyonelleştirme gayeli ve münferiden ticarî hedefli bilûmum ahlaki değerleri tasrih etmemektedir kısaca içeride si...
